FRANKFURT OKULU

FRANKFURT OKULU

Frankfurt okulu, 1930’larda Almanya’da kurulan ve eleştirel bir kuramının ortaya atıldığı bir okuldur.
1923’te Sosyal Araştırma Enstitüsü adıyla kurulan okulun başında profesör Carl Grünberg bulunuyordu.(1) Bu dönemde enstitünün asıl çalışma konuları siyasal iktisat ve sosyalist hareketler tarihiydi. 1930’da emekliye ayrılan Grünberg’in yerine Frankfurt Okulunun asıl görüşlerinin temelini atan Max Horkheimer gelmiştir. Bu dönemde okulun çalışma alanı oldukça gelişti.(siyaset, hukuk, felsefe vs.) Bu dönemde Thedor Adorno, Herbert Marcuse, Erich Fromm, Walter Benjamin, Otto Kirchheimer gibi düşünürler okula dahil oldu. Okulda çeşitli dönemlerde yayımladıkları eserlerde düşüncelerini açıklamışlardır. Horkheimer, amaçlarının çeşitli bilimlerin yöntemlerini bugünün toplumunun çelişkilerine uygulamak ve toplumsal yaşamın değişmesi açısından önem taşıyan bir kavramsallaşmaya ulaşmak olduğunu açıklamıştır.(2)


Okulun ortak düşüncesi Marksizm’in yenilenmesidir. Frankfurt okulu üyeleri Sovyetler Birliği ve Alman Sosyalistlerine kuşkuyla yaklaşmaktaydılar. Özellikle Diyalektik konusuna eleştirel bir yaklaşım getirmişlerdir.
Almanya’da Nazizmin yükselişi ve iktidara gelişiyle Frankfurt okulunun üyeleri ülkeyi terk etmek zorunda kalmışlardır. New York’a yerleşen bu düşünürler burada Anglo-Sakson deneyciliğiyle yüz yüze kalmışlardır. Bunun üzerine kendi düşüncelerinin özgün yanını belirtmek durumunda kalmışlardır.
2.Dünya Savaşından sonra Adorno, estetik değerler bireyci bir dönüşün kötümser mantığını geliştirdi(3) Daha sonra Almanya’ya dönenler oldu ve düşüncelerini buradan yaymaya başladılar. 1970’lerin başında Frankfurt Okulu çeşitli görüş ayrılıkları sonucunda sona erdi.
Frankfurt Okulunun ortaya attığı kavramları incelersek 3 farklı dönem fark ederiz. İlk dönem 1930’lardan 2.Dünya Savaşına kadar olan süreyi kapsar. Bu dönemin görüşü kısaca ‘Maddecidir’. Eleştirel kuram, mutluluk ve özgürlüğün ancak bu dünyada bulunabileceği ve bundan başka bir dünya olmadığını savunmaktadır. Adorno, bu dönemde sanat yapıtları için ‘içinden çıktıkları toplumların bütün çelişkilerini taşır; bu çelişkileri aşamaz ama aşma yada değişme potansiyelinin bekçiliğini yapar’ görüşünü savunmuştur.(4)



Okulun 2. dönemi savaş yıllarından 1960lara kadar uzanır. Bu dönemde Marksizm ile ondan önceki düşünce sistemleri karşılaştırılır. ‘Aydınlanma,bilimsel düşünce,teknolojik gelişme, insanın özgürleşmesinin ön koşullarını sağlar ama bunu yaparken yeni bir tutsaklığa yol açabilir.’ Bu görüşün yanında ‘insanlar, doğa baskısından kurtulmak için en az birincisi kadar baskıcı olan ikinci bir doğa yaratmışlardır. Toplumsal kurumlardan ve denetlenemeyen teknolojiden oluşan bu ikinci doğa,insanın kendi içerisindeki doğayı yok etmesinin bedelidir.’ düşüncesi özellikle Adorno’da ön plana çıkar(5)
Adorno yine bu dönemde olumsuz bir diyalektiğin, körlük ve tutsaklığa karşı düşünceye bir direnme gücü sağlayacağını ileri sürer. Ayrıca ABD ve batı Avrupa’daki Liberal Rejimleri totaliter rejimler sınıfına sokar.
Okulun 3.döneminde ise Habermas’ın ortaya attığı kavramlarla okul bir yandan siyaset ve iktisatla uğraşırken bir yandan da iletişim ve dile önem verildi. Kapitalist toplumların kendi çıkarları için kullandığı ekonomik, siyasal ve psikolojik mekanizmalar incelendi.
Frankfurt okulu çeşitli dönemlerde attığı siyasal, iktisadi, felsefi kavramlarla birçok insanı etkilemiştir. Marksizm’e eleştirel bir yaklaşım getirmeleri bu okulun temsilcilerinin ağır bir şekilde eleştirilmesine neden olmuştur. Özetle Frankfurt okulunun Marksizmi ‘epeyce gözden geçirilmiş bir Marksizm’di’(6)

1-AnaBritannica,1994,cilt12:355
2- Meydan-Larousse,1990,Ek cilt:298
3-Memo Larousse,1992,cilt 3:836
4- Meydan-Larousse,1990,Ek cilt:299
5- AnaBritannica,1994,cilt12:355
6-Küçük,Medya-iktidar-ideoloji,1994:246

Onur ÇOBAN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...