Ne olacak bu Avrupa Krizinin Hali?

Ne olacak bu Avrupa Krizinin Hali?
Yazan: Onur Çoban

2011 itibariyle Avrupa yeni bir krizle pençeleşmekte. Başlangıçta, Yunanistan’ın kendi içinde yaşadığı bir kriz sanılan bu durum, aslında küresel kapitalizmin açıklarının ortaya çıkması bakımından da önemli bir gelişme olmuştur.
Bilindiği gibi 2000’li yılların, ilk 10 yılı sona ererken, mortgage kaynaklı ABD krizi yaşanmıştı. ABD’nin kendi içinde yaşadığı bu kriz hızla yayılmış ve kimi kaynaklara göre 1929 Büyük Buhran sonrası en büyük Kapitalist kriz haline gelmişti. Dünya kısmen bu krizi atlattı(mı?). Ancak bu sefer Avrupa özelinde bir krizin kapıda olduğu ortaya çıktı. Batı medeniyetinin liderliği her ne kadar ABD de üstlense, Avrupa’nın oldukça büyük bir pazar olduğu gerçeği göz ardı edilemez. ABD zaten kredi derecelendirme kurumlarıyla başı dert deyken -ki kredi notu ilk kez düşüldü, üzerine yaşanılacak bir Avrupa kriziyle baş etmesi oldukça zor.




Peki, nedir bu 2011 krizi? Kısaca özetlersek, krizin görünürdeki kaynağının Yunanistan olduğunu söyleyebiliriz. Yunanistan, kapitalist bir Avrupa Birliği ülkesi olmasının yanında, Euro ortak para birimini kullanan bir ülkedir. Ancak diğer AB ülkelerinden ayırt edici bazı noktaları da vardır. Ülkede ciddi bir sol muhalefet yer almakta. Sosyal Devlet anlayışını korumaya özen gösteren Yunanistan, özel üniversitelerin açılmasını bile kabul etmeyen bir kamuoyuna sahiptir. Ki bu durum gelişmekte olan kapitalist ülkelerde bile “normal” görülür. Oysa Yunan kamuoyu bu tarz durumların olumsuzluklarını görmekte ve üstün körü adımların atılmasını engelleme girişimindedir.
Her kapitalist kriz, ekonomik olduğu kadar da siyasidir. Kim bilir belki kapitalizmin krizlerden beslendiği bile söylenebilir. Ancak Yunan Krizinde siyaset hiç olmadığı kadar ön planda olmuştur. Yunanistan, önceki küresel krizin izlerini henüz silememişken ciddi bir borç batağına sürüklenmiştir. AB ülkelerinin ve IMF’nin yardım etmesi (ki yaklaşık 110 Milyar Euro onurcoban.com,) ise açıkçası hiçbir işe yaramamıştır. Ülkede kamu harcamalarının yüksekliği, yolsuzluklar, siyasi otoritenin yeterli olamaması ve kamuoyunun istekleri ile hükümetin isteklerinin örtüşmemesi krizi ortaya çıkarmıştır. Bahsettiğimiz ilk yardım paketinin boşa çıkması ise krizin korkunç boyutta olduğunu ortaya koymuştur. Bu aşamada Yunan hükümeti, kamu harcamalarını kısmak ve sosyal haklardan mahrum kalmak gibi halkı doğrudan ilgilendiren yasaları çıkarmak istemesi ülkede bir kaos yaratmıştır. Özellikle yasaların görüşüldüğü günlerde Yunan halkı, meclis önünde toplanmış ve büyük protesto gösterileri düzenlemiştir. Zaten krizde olan Yunan Kapitalizmi, bu muhalefet karşısında adeta dibe vurmuştur. Muhalefet partilerinin hükümete mesafeli durması, Yunan krizini siyasi bir kriz haline de getirmiştir.
Tüm bu gelişmeler üzerine Yunan Hükümeti bir yandan yasaları geçirmeye çalışırken bir yandan da “dost” AB’yi yardıma çağırmıştır. Ancak uluslar arası kuruluşların ve AB ülkelerinin açıkça “verilen borçların geri alınmasının imkânsızlığını” ortaya koyması işleri zorlaştırmıştır. İlk paketin bir işe yaramaması ve ikinci bir paketinde işe yarayacak bir öngörü yaratmaması, Yunanistan’ın yalnız bırakılmasına neden olmuştur. Hatta AB’nin biraz alaycı tavırla “borçlarınızı ödemek için adalarınızı satın” demesi Yunan kamuoyunu iyice hareketlendirmiştir. Tüm bu kriz esnasında hükümet “kurtarma yasalarını” meclisten geçirmiştir. Buna göre, kamu harcamaları yüzde 15 azalacak, eğlence vergileri artırılacak, özelleştirmelere hız verilecek ve kamudan işçi çıkarılacaktır. Devlet memurlarının ve emeklilerin maaşları ise belli bir süre askıya alınacaktır. Bu derece direkt halkı vuran yaptırımların tepki yaratmaması kuşkusuz imkânsızdır.onurcoban.com
Yunanistan, bu siyasi-ekonomik krizle uğraşırken AB ve Küresel piyasalar artık kendilerini düşünmeye başladılar. Yunan Krizinin, İtalya başta olmak üzere tüm Eurozone bölgesine yayılma korkusu açıkça ifade edilmekte. İtalya’nın bu nedenle meclisten geçirdiği yasalar; Portekiz ve İrlanda gibi bazı ülkelerin yaşadığı ön-krizler; Almanya ve Fransa gibi devlerin karşılıklı temasları bu durumu çok iyi ifade etmektedir. Hatta başta mesafeli duran Fransa, Yunan borçlarını 30 yıla kadar uzatmayı bile kabul etmiştir. Ki komşu Türkiye’de bu tarz ertelemeleri önermektedir. Fransa hiçbir zaman geri alamayacağını bilse de Yunanistan’a yardım etmeyi tartışmaktadır. Bunun nedeni de ortak para birimi olan Euro’nun değer kaybedip, piyasaları dalgalandırmasıdır.
Tüm bunların dışında Eylül 2011 itibariyle, İtalya Hükümeti gelebilecek bir kriz için Çin hükümetinin, İtalyan Tahvili alması için girişimlerde başladığı, haberlerde yer almakta. Açıkçası, resmi olmasa da bu durum, AB ülkelerinin dış kaynaklı çözümler aramaya başladıklarının bir göstergesi gibi. Yunanistan likit sıkıntısı olduğunu açıklaması ve sonbaharda maaşları ödeyememe noktasında olduklarını bildirmesi, resmi iflas açıklaması mı geliyor beklentileri yarattı. Hatta İMF başkanı Christine Lagarde yaşanılan sıkıntılar sonrasında, ciddi bir kriz içinde olduklarının altını çizdi. Tüm bunların üzerine uluslararası kuruluşların Fransız bankalrının kredi notunu keseceği söylentileri işe tuz-biber ekti!


 Peki, ne olacak?

Krizin nasıl çözüleceği kimsenin bilemediği bir çıkmaz sanki… Yunanistan’ın iç krizi olayı çoktan aşılmış, olay AB’nin temel değerlerinin bile sorgulandığı bir yapıya bürünmüş durumda. Tartışılan çözüm yollarından bazıları ise şunlardır:

1-      Ortak Euro Tahvilleri:

Yunanistan’ın savunduğu bu çözüm yolu, tüm Euro bölgesinin ortak bir hareketle krizi aşmaya çalışmasıdır. Bilindiği gibi Euro para birimini kullanan ülkeler, her ne kadar ortak para kullansalar da, kendi iç dinamiklerince bağımsızdırlar. Ülkeler kendi adlarına tahviller çıkarır ve bunları piyasalara sürerler. Ortak Tahvil önerisi ise Eurozone (Euro Bölgesi) anlayışının asıl çıkış noktasının realize edilmesidir. Ortak para ve ortak gümrük birliği, ortak finansal bonolar ile tamamlanabilir. AB’nin tek Pazar haline gelmesi, kapitalist küreselleşme mantığına uygun bir çözüm yoludur.onurcoban Bu ortak tahviller ile Yunan ekonomisi AB ekonomisiyle bütünleşecek ve bu kriz birlikte aşılacaktır. Ancak bu çözüm yolu “büyük” devletlerce kabul edilmemektedir. Almanya ve Fransa açık açık böyle bir tartışmaya bile girmek istemediklerini söylemektedirler. Çünkü ortak tahvil yapısı ile kendi devlet tahvillerinin değeri azalacaktır. Gelişmekte olan AB ülkeleri için olumlu olsa da, Almanya ve Fransa gibi büyük ekonomilerin aşağı çekilmesi, yerel kapitalistleri memnun etmemektedir.

2-Büyük Devletlerin Hamiliği:

Bir başka çözüm yolu olarak Almanya ve Fransa gibi dev ekonomilerin Yunanistan ve Portekiz gibi daha zayıf ekonomileri sırtlamasıdır. Gerek geri ödemesiz yardımlar, gerekse uzun vadeli krediler aracılığıyla küçük ekonomilerin sırtlanması ile Euro Bölgesinin daha büyük bir kriz yaşaması önlenmiş olacaktır. Zira küçük krizler ülkeler arasında yayıldıkça bu hem ortak pazarın işleyişini yavaşlatacak hem de Euro’nun dolar karşısındaki değerini düşürecektir. Bu çözüm yolu oldukça taraftar bulsa da kriz yaşamayan ülkelerin kamuoyu aynı şeyi düşünmemektedir. O ülkelerin insanları “yabancı” bir ülkenin (AB temel anlayışıyla tezat oluşacak bir biçimde) insanlarına yardım etmek istememektedirler.

3-Uzun vadede çözüm önerisi:

Yunanistan’a yapılan yardımların bir sonuç almaması klasik İMF yardım paketleriyle bu krizin aşılamayacağını göstermiştir. Ancak yerel hükümetin baskıları ve uzun vadeli borç ödemeleri ile kriz yavaşlatılabilir. İtalya örneğinde olduğu gibi hafif duraksamalar önceden görülüp yasal zeminde yaptırımlar yaratılabilir. Bu sayede kriz yok olmasa da uzun vade yayılacak, en azından kamuoyuna olan etkisi “görmezden gelinecektir”. Euro bölgesine yayılmayan bu kriz lokal olarak çözülmeye çalışılacaktır. Ancak bu öneri Yunanistan gibi ülkelerin uzun süreli bir enflasyon ve işsizlikle karşı karşıya kalmasını önleyemeyecektir.www.onurcoban.com


4-Yunanistan’ın AB’den dışlanması:

AB, ortak ülke ortak piyasa anlayışını güder. Aslen siyasi ve ekonomik bir birliktelik olan AB, ortak değerlere de sürekli vurgu yapar. AB normları olarak bilinen ortak değerlere tezat bir biçimde “zor gününde ortağına sırt çevirme” belki de günümüzde hiç de uzak bir yaklaşım değil… Başlangıçta nükteli bir sözle başlayan bu düşünce artık ciddi ciddi dillendirilmekte… Fransa ve Almanya, krizin ilk zamanlarında “borçlarını ödemek için gerekirse Yunan Adalarını sat” diyerek ortaya koydukları bu tavır artık saygın ekonomistlerce bile düşünülmekte. Hatta daha da ileri gidilerek Yunanistan’ın veya kriz yaşayan bir ülkenin Euro Bölgesinden dışlanması hatta AB üyeliğinin askıya alınması bile gündemde. Bu sayede bu ülkelerin, ortak para biriminin değerini düşürmesinin önüne geçilecek ve krizden mümkün oldukça uzak durulacaktır. Bu durum AB’nin övündüğü ortak değer anlayışıyla ne ölçüde uyduğu malumdur. Hele hele bu zor zamanlarda böyle bir muamele görmek Yunan kamuoyunda büyük tepki doğurmuştur. Türkiye gibi için açıkça ekonomik nedenlerle AB’ye üye olmak isteyen devletler için oldukça tedirgin edici bir durumdur bu. Gelişmekte olan bir ülke durumundaki Türkiye’nin krizlere açık yapısı ve AB’nin bu dışlayıcı tavrı sorgulanması gereken bir süreçtir.

5-Yunan Muhalefetinin bastırılması:

Bu öneri hem Yunanistan içinde hem de uluslar arası arena da dillendirilen bir konudur. Yunan Krizinin büyümesinin sebeplerinden birinin muhalefet olduğu açıktır. Siyasal iktidar istediği yasaları geçirmekte geç kalmış ve ülkeyi başarılı bir biçimde yönetememiştir. Eğer Yunan muhalefeti hem mecliste hem de “sokak” da durdurulursa istikrar sağlanabilecektir. Oysa Yunanistan Hükümeti, muhalefetin haklı taleplerini görmezden gelerek sadece krizin son vuruşunu geciktirmektedir. Sosyal alandaki kemer sıkmalar halkın istekleriyle uyuşmamaktadır. Kapitalizmin “vahşi” yüzüne yem olmak istemeyen halk, tepkisi elbette gösterecektir. Maaşların ödenmeme durumu önerilirken, yolsuzluklar hakkında bir şeyler yapılmaması, siyasal otoritenin “gurur kırıcı” AB önerilerine yeterince ses çıkaramaması krizi derileştirmektedir.www.onurcoban.com

6- Deus Ex Machina

Kapitalizm her zaman siyasi yapıdan etkilenmiştir. Bazen o siyasete, bazen siyaset ona yön vermiştir. Ağustos-Eylül 2011 itibariyle tüm çözüm yoları kapalı gibi gözükse de yerel veya küresel bir olağanüstü halin yaşanmayacağına kimse garanti veremez. Küresel bir olağanüstü durumda Yunan Euro Krizinin ortadan kalkması veya daha makul seviyelere çekilebilmesi olasıdır. Elbette aynı şekilde krizin tüm AB’ye ya da tüm dünyaya yayılmasının olası olduğu gibi…www.onurcoban.com


Sonuç olarak; Avrupa’nın belirsiz durumu, altının uluslar arası piyasada değerinin artması, Libya iç savaşı neticesinde petrol fiyatlarının dalgalanması ve ABD’nin finans değerlendirme kuruluşlarınca kredi notunun düşürülmesi; yeni bir “Buhranın” habercisi mi, yoksa “doğal” bir kapitalist durgunluk dönemi mi olduğunu zaman gösterecek…
              Yazan: Onur Çoban








.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...