Ekonomi Büyürken Ülkece Küçülmek…

Ekonomi Büyürken Ülkece Küçülmek…
Yazan: Onur Çoban

İhracat, İthalat, Dış Ticaret, Cari açık ve dahası…

              Günümüzde hangi gazeteye baksak bakalım, büyük puntolarla “Büyüyoruz” yazısını görmekteyiz. Türkiye ekonomisi, küresel kriz beklentilerine rağmen gerçekten büyüyor mu? Yoksa tarihimizin en büyük küçülmesine mi yaklaşıyoruz?


            2011 yılı itibariyle ihracat rakamları rekor üstüne rekor kırmakta. Tarihimizin en parlak dönemlerini yaşamaktayız bu konuda. Çeşitli iç ve dış nedenlerle, dış ülkelere sattığımız malların sayısı hızla artmakta. Bu konu, o kadar sistematik bir biçimde medyada yer alıyor ki, dışarıdan bakan inanılmaz bir yükselişte olduğumuz, algısına erişebilmekte.onurcoban.com Ancak durum hiç uzaktan gözüktüğü gibi değil. Tarihimizin en iyi ihracat oranlarından birini yakalasak da, aynı zamanda tarihimizin en yüksek ithalat oranını da yakalamış durumdayız. Peki, bu ne demek?www.onurcoban.com
            Önce kısaca kavramlardan bahsedelim. İhracat; ülke içerisinde ki bir malın yabancı bir ülkeye satılması demektir. Ancak burada önemli olan ihracatın yasal bir biçimde ve belgeleri tam olarak yapılmasıdır. Bu şekilde yapılan dış satım (export) resmi veriler için gereklidir. İhracat yapılırken önemli olan kavramlardan biri “dövizdir”. Buna göre ihracatı yapan ülkenin ulusal parası, dış satım yapılan ülkenin parasına göre olan değeri, ihracatı artırır veya azaltır. Yani; TL, Dolar/Euro karşısında güç kaybederse, Türkiye’deki malın fiyatı düşer. Haliyle yurt dışına göre daha ucuz olduğundan, dış alıcılar bu mala ilgi gösterirler. Ancak; TL karşısında Dolar/Euro güç kaybederse, bu sefer; kendi ülkelerindeki malları almak, yurt dışındakiler için daha mantıklı olur. Bu durumda daha pahalı olan Türk malları yurt dışında satılamaz. Tüm bunların üzerine ulaşım giderleri de eklenince, TL’nin yabancı paralar karşısında çok üstün olmamasının önemi ortaya çıkar. (Elbette ki bu, o zaman TL’nin gücü iyice düşsün demek değildir. Ancak Dolar veya Euro’nun hızlı düşüşü de zarar getirir) İhracatın gelişmesi için ülkemizde birçok kurum vardır. Türkiye İhracatçılar Meclisi çatısında olan Akdeniz İhracatçı Birlikleri, Doğu Anadolu İhracatçılar Birliği, Ege İhracatçı Birlikleri, İstanbul İhracatçı Birlikleri gibi kurumlar sektörün büyümesi için çalışmaktadırlar.www.onurcoban.com
            İthalat; yurt dışındaki bir malın, ülkedeki alıcılar tarafından satın alınmasıdır. Dışalım olarak isimlendirilen bu olayı, devlet, kamu kuruluşları, özel şirketler veya bireyler gerçekleştirebilir. İthalatın artması birçok yan etken ve siyasi nedenlerle olabildiği gibi, doğrudan döviz kurlarına bağlıdır. Yani, ülkemizde daha pahalı olan bir mal, yurt dışında daha ucuzsa ithalat artar. Eğer TL, Euro karşısında değer kaybederse; ulusal paramızın alım gücü düşer. Elbette başka nedenlerde vardır. “İktisat kurmaları” olan bu konulara fazla değinmiyoruz. Ancak “Karşılaştırmalı Üstünlükler” gibi bazı teorilerin uluslar arası ticarette yön verdiği bilinmelidir. Bu gibi teoriler ve gümrük birliği anlaşmaları ithalata (dolayısıyla ihracata) yön verirler.onurcoban.com Ülke kotaları gibi ulusal yaptırımlarda bu durumu pekiştirir. Ulaşım giderleri ve malın nakledilebilirliliği de burada önemlidir. (Örneğin çimento sektörü ne kadar büyürse büyüsün, yurt dışına satımı kısıtlıdır)


            Şimdi konumuza geri dönelim. İhracat bir ülkenin büyümesi için gereklidir. Kapitalist Pazar küreselleşme sonucunda, ortak pazarlar üretmiştir. Sistemin doğru işleyebilmesi (?) için ürünlerin alınıp-satılması gerekir. Bir ülke, kendi üretimini artırdıkça ve sanayi ürünleri başta olmak üzere, mallarını yurt dışındaki ülkelere sattıkça, ekonomi için olumlu olur. Yani; Türkiye, kurduğu fabrikalarda modern ve kaliteli ürünleri üretir ve bunları yurt dışı pazarlara satarsa, diğer ülkelere göre avantajlı bir konum kazanır.onurcoban İhraç ettiğimiz ürünler, genellikle, iç pazardan daha fazla gelir getirir. Dış satım artıkça ve bunu yapanlar çoğaldıkça, hem yeni iş kapıları açılır hem de vergi gelirleri artar. Kısacası ihracat ülke ekonomisi için olumludur.
            İthalatın artması ise ülke ekonomisine zarar verir. Dışarıda üretilen ürünlerin ülkemizde tüketilmesi, dış ticaret açığı doğurur. Yani dışarıdan aldığımız mallar, ülkemizden dışarı satılan mallardan fazlaysa dış ticaret dengesi eksiye kayar. Cari açık olarak değerlendirebileceğimiz bu durumu (ki aslında başka girdilerde var, örneğin Turizm. Ancak gelişmekte olan ülkelerde ana etkenin bu olması cari açıkla, dış ticaret açığının eşit anlama gelmesine neden olmakta), borçlarımızın alacaklarımızdan fazla olduğu gibi de düşünebilirsiniz. İthal ürünler, -ülkede üretilmiyorsa- mecburiyetten olabildiği gibi, TL’nin değer kaybetmesinden de doğabilir.onurcoban Türkiye gibi ülkeler geliştikçe yurt dışına mecburiyet azalmıştır. Günümüzde ileri teknoloji bazı ürünler dışında çoğu ürünün üretimi ülke içinde yapılır. Bu olumlu olsa da paramızın alım gücünün düşmesi, enflasyonun artması, gelir seviyesi gibi kronik sorunlar, dış ürünlerin alımına özendirir. Bireysel olarak bu alımlar makro ekonomiyi fazla şekillendirmese de, sanayi ürünlerinde bu alımlar ciddi boyuttadır. Birçok tüccar, fiyat farklılıkları nedeniyle dış ülkelerden ürün alıp, burada satmayı tercih ederler.


            Son ekonomik verilere baktığımızda İhracatın 2011 itibariyle oldukça yüksek olduğunu görmekteyiz. Bu durum Türkiye’nin büyüdüğü gibi bir yanılgı yaratmaktadır. Aslında İronik bir biçimde Türkiye büyümekte ama daha fazla oranda da küçülmektedir. Çünkü ihracat her ne kadar yükselse de ithalat daha büyük bir oranda artmaktadır. Bu durumda, aradaki fark açılmakta; cari açığımız korkunç boyutlara ulaşmaktadır. Oysa birçok ekonomi uzmanı ve siyasetçi bu durumu görmezden gelmekte ve sadece ihracat rekorlarından bahsetmektedirler. Kısa vadede ihracatın yükselişi krizi geciktirse de yapısal bir sorun iyice kalıcı hale gelmektedir.www.onurcoban.com
            Basitçe bu durumu şöyle açıklayabiliriz. Başlangıçta ihracatımız 100 birim olsun. Bu durumda, ithalatımızın en fazla 99 birim olması istenilir. 101 olduğu takdir de “açık” vermiş oluruz. Şimdi başlangıçta ihracat 100 birimken ithalatın 120 birim olduğunu varsayalım. Bu durumda cari açığımız 20 birim olur. Normal büyüme rakamlarına göre ihracatımız 120 birime çıkacağını beklersek, ithalatımızı da aynı oranda (%20) artmasını bekleriz. Yani 144 birim…
Buraya kadar her şey normal… Şimdi günümüze benzer bir örnek verelim. İhracatımız rekor düzeyde geliştiğini var sayalım. Yani 120’ye çıkacağına 300 birime çıkmış olsun. Bu ekonomi için olumlu bir gelişmedir. Ancak ithalat aynı oranda değil daha büyük bir oranda artarsa ne olacak? Yani ithalatın 120 birimken 144 birim değil de, 1020 birim olursa? Bu durumda cari açık eskiden 20 birimken, birden 720’ye fırlamıştır. 300 birim gibi rekor bir ihracat gerçekleştirsek de ekonomi küçülmüştür.www.onurcoban.com
Daha rahat anlaşılması için oranlar örneğimizde yüksek tutulmuş olsa da, 2011 Türkiye’si benzer bir sorun yaşamaktadır. Örneğin; Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre; 2011 yılı Temmuz ayında, 2010 yılının aynı ayına göre ihracat %28,4 artmıştır. Bu ihracatında büyüdüğünü gösterir. Ancak aynı ay, ithalat  %35,3 artmıştır. 2008 yılı İhracatta Türkiye’nin en yüksek noktası olmuştur. Ağustos verilerine göre bu hızda devam edilirse bu rekor 2011 de kırılacaktır. Sadece ağustos ayında 11 milyar 78 milyon dolarlık ihracat yapmış durumdayız. 2008 yılında toplam 132 milyar dolarlık ihracat gerçekleşmişken, ağustos 2011 itibariyle bu yılın rakamı 130 milyar dolardır. Bu rekor büyüme ne yazık ki yukarıdaki örneklerimiz ışığında yeterli gelmemektedir.www.onurcoban.com
      Dış ticaret açığımız 2010 yılında 71 milyar dolarken, rakamlar 2011 yılında 75 milyar dolar olacağını göstermekte… Bu durum –ihracat rekorlarına bakıldığında- ithalatta da rekor kırdığımızın bir göstergesidir. Son 7-8 yıl güzel bir örnektir. Bu sürenin başlangıcında ihracat 47 milyar dolarken, ithalat 70 milyar dolardı. Cari açıkta 23 miyar dolar gibi bir seviyedeydi. Günümüzde ise malum…
            Dış ticaret açığı rakamları yıllık olarak hesaplanmaktadır. Aslında bu arkamlar bir sonraki yıllara katlanarak eklenmektedir. Kısacası her yıl 60-70 milyar dolarlık bir borç yazılmaktadır ülkemize.


            Tam bu noktada belirtmek gerekir ki cari açık özünde “kötü” de olsa cari açığı en çok olan ülkeler en kötü ekonomiye sahip olan ülkeler demek değildir. Dünya da en büyük açığa sahip olan ülke ABD’dir. ABD’nin 1 trilyon dolarlık cari açığı vardır. Ancak ABD’nin (başka verilerle birlikte) milli geliri de oldukça yüksektir. Bu borcun milli gelirine oranı yüzde 5’lerin altındadır. Oysa Türkiye milli gelirinin yüzde 10’u düzeyinde bir açık vermektedir. İtalya gibi kriz endişesi yaşayan bir ülke bile bu oranı yüzde 4’lerde tutmaktadır. Oysa Türkiye, “büyüdüğünü” varsaymaktadır.
            En fazla Almanya ile ihracat, Rusya ile İthalat yapan Türkiye, yerel ve küresel krizlerden kendini soyutlama politikası ve bir iyimserlik hali izleme anlayışı gütmekte… Oysa Avrupa Ekonomik krizi kapıdayken, yapısal sorunları olan ülkemizin daha dikkatli davranması gerekmektedir. Zaten son günlerde fazla göze batmasa da hükümetin “yerli ürün kullanın” duyurusu önemli bir gösterge… Ancak son kullanıcının yerli malı kullanması, bu yapısal krizi aşmak için yeterli değildir. (Birkaç sene önce son tüketiciye yönelik “alın-verin ekonomiye can verin” temalı reklamların ne kadar işe yaradığı muamma) İhracat sağ olsun büyüyoruz; ancak aynı oranda değil çok daha korkunç bir oranda küçülüyoruz.
            Kısa vadede, ekonomi bir şekilde yürümeye devam etse de; uzun vadede, çok yıkıcı bir kriz gelmesi kaçınılmaz gibi... Tabi, küresel bir kriz bu süreyi kısaltmazsa…Onur Çoban

Not: Bu yazının yazıldığı sırada 2011 2. çeyrek büyüme oranları açıklandı. Bu duruma göre dünyada en hızlı büyüyen 2. ülkeyiz! Bu duruma göre ekonomimiz %8.8 büyüdü. Medya bu durumu ballandırarak anlatmakta. Ancak Cari açığımızın 75 milyar dolarlara ulaştığı dip not olarak bahsedilmekte. Rakamlara göre Çin %9.5 ile ilk sıradayken, Estonya %8.4 ile 3. sırada bulunuyor. Aynı dönemde Merrill Lynch (ML-Dünyanın en büyük myatırım bankalarından biri) Türkiye için resesyon olasılığının yüzde 50'ye ulaştığını söyledi. Gerçi bu da fazla ilgi görmedi, iyimserler tarafından!


Not: Benzer bir kriz yazısı için tıklayın:

Onur Çoban
.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...