Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Şiirimin Dili - Seyyal Taner

Seksenlerin sonu doksanların başında çocuk olanların unutamayacağı parçalardan biri... Seyyal Taner'in alladı pulladı adlı şarkısıyla beraber bizi o günlere götüren parçası "şiirimin dili" ismi tanıdık gelmese bile ilk sözünü duymamızla 90'lı yıllar bir tebessümle aklımıza gelmekte... parçanın sözleri ise; Şiirimin Dili şiirimin dili ağıtlardan süzmeli türkülerde yanık yanık duy beni mısralarım hasretlerden ateşli boynu bükük menekşeden sor beni elleri bağlımıyam dil bilmez dağlımıyam hangi kitapta yazar ben hasret harcımıyam şiirimin dili ulu dağların seli irmaklarda gürül gürül duy beni uyaklarım sevdalardan ateşli aşıkların sevdasına sor beni şiirimin dili kaf dağında kilitli halaylarda davul zurna duy beni ayaklarım zincirlerle kenetli gariplerin sevdasına sor beni hoş bir nostalji...:) NOT: Parçanın söz yazarı: ÖMER CİVANO ÇAKMAKÇI Bestecisi : KEMAL BORAN

En Mutlu Gün

En Mutlu Gün Saate bakmak, anlam verememek zamanın bu kadar çabuk gitmesine... Hayatının en mutlu gününde, doğum gününde, arkadaşlarının, dostlarının, ailesinin yanında olmak... Eğlenmek doyasıya mutlu olmak belki de, anlamsızca... Yanındakilere bakmak... Sevildiğini bilmek... Hatta onları tüm kalbiyle sevmek... Hayatının en mutlu gününde, doğum gününde, onlarla olmak... Sonra... Gece olduğunda... Sadece kendi kaldığında... Yalnızca düşünmek... Kim bilir belki de ağlamak... Keşke diyebilmek... Ama susmak... Acı çekmek... Lakin dik durmaya çalışmak... Hayatının en mutlu gününde, doğum gününde, anılarla baş başa kalmak... Kaybolmak... Nerde olduğunu bilmeden yaşamak... Öfkelenmek... Kim bilir belki de sevmek... Git demek... Belki de beklemek... Unutmak istemek... Belki de özlemek... Mutlu olmasını istemek... Mutlu olmak istemek... Hayatının en mutlu gününde, doğum gününde, düşünmek... Acıyı, hüznü, umutsuzluğu tercih etmek... Sonra yatıp uyumak... Yepyeni bir günde,...

YAZILAMAMIŞ BİR ÖYKÜ

YAZILAMAMIŞ BİR ÖYKÜ "Karşılıklı konuşuyorlardı. Sözcükler ağızlarından hiç durmadan çıkıyordu anlamsız, acımasız..." Oysa ne güzel başlamıştı her şey. Onu ilk gördüğünde, kalbinin taa derinliklerinde bir yerlerde, başlayan o sızı aklını başından almıştı. Aslında yabancı değildi bu hislere ama nedense bu sefer biraz farklıydı. Ne zaman onu görse dizleri titriyor, sözcükler ağzına bir türlü gelmiyordu. Ama o karşılığı olmayan bir aşkın peşindeydi. Her kötü şeyde olduğu gibi bunu da anlaması uzun sürmedi. Baharın geldiğini zannedip karların arasında açmaya çalışan bir çiçekten farksız değildi. Kız başkasını seviyordu. Neşeli olmaya çalıştı o günden sonra. Her zamanki gibi kendisinden beklenircesine esprili yaklaştı her olaya. İçinde yanan ateşi düşünmemeye, hissetmemeye çalıştı. Kimsenin bunu bilmesini istemiyordu. Nede olsa hiçbir şey fark etmezdi artık. İyileşmesi imkansız bir yarayı deşmenin kime, neye faydası olacaktı ki? Görmemeye çalıştı onu. Hatta daha da ileri gide...