Sokrates

Felsefeye bir bakış

18. Bölüm Sokrates

Yazan: Onur Çoban


Kendini Bil 

        Sokrates, felsefeye getirdiği yeni bakış açısı ve trajik ölümü ile sadece felsefenin değil tüm insanlık tarihinin en ünlü ve önemli kişilerinden biridir.

            Sokrates hakkında hem çok şey bilmekte hem de aynı şekilde çok az şey bildiğimizi düşünmekteyiz. O, kendi felsefi tekniği nedeniyle yazılı değil sözlü bir şekilde düşüncelerini dile getirmiştir. Zira büyük ihtimalle de bu görüşleri yazıya dökmek gibi bir niyeti hiç olmamıştır. Bu nedenle doğrudan onun görüşlerini içeren bir kaynak ne yazık ki elimizde yok… Ancak başta Platon olmak üzere hem onun döneminde yaşayan hem de sonraki yıllarda onu görüşlerini alıntılayan birçok isim vardır. Bu sayede doğrudan olmasa da dolaylı olarak onun görüşlerini hemen hemen biliyoruz. Ancak bunların ne kadarı ona ait ne kadarı bunu yazanlara ait olduğu çok tartışılan bir konu hatta yüzlerce yıldır bir uzmanlık alanı olmuştur.


          Sokrates hakkında Diogenes Laertius MS. 3.yüzyılda yazmış olduğu Ünlü Filozofların Yaşamları ve Görüşleri adlı kitap, Ksenophon ve Aristoteles’in birçok eseri ve ünlü yazar Aristophanes’in Bulutlar adlı oyunu dönemin önemli kaynaklarıdır. Ayrıca yüzyıllar boyunca birçok filozof ve akademisyen onun çalışmaları hakkında eserler yazmıştır. Ancak kuşkusuz Sokrates denilince akla ilk gelen isim Platon’dur. Sokrates’in öğrencisi olan Platon neredeyse tüm eserlerinde Sokrates’i başkahraman olarak kullanır. Hem hocasına duyduğu saygı hem de onun trajik ölümünü kabul edememesi nedeniyle felsefi görüşlerini aktarırken Sokrates’i (aynı gerçekte olduğu gibi) diyalog yoluyla konuşturur. Ancak burada hangi eserlerin Sokrates’in orijinal düşünceleri hangilerinin Platon’un düşünceleri olduğu sorunu çıkar. Genel kabul gören düşünce, Platon’un gençlik dönemindeonurcoban.com yazdığı eserlerin Sokrates’in görüşlerini ilettiği, ileriki yıllarda yazdığı eserlerin ise kendi görüşleri olduğudur. Gerçekten de Platon’un felsefesindeki değişim bu durumu haklı çıkarır. Gerçek ne olursa olsun en çok kabul edilen konu, Platon’un yazmış olduğu “Sokrates’in Savunması” eserinin Sokrates’in görüşlerine en yakın olduğudur.

            Sokrates, önceki birçok ünlü filozofun aksine Atina doğumludur. MÖ. 470-399 arasında yaşamıştır. Annesinin Phainarete adlı bir ebe olduğu, babasının da Sophroniskos adlı bir taş ustası olduğu kabul edilir. Özellikle babasının mesleği birçok eserde vurgulanır. Hatta Atina’daki Akropolde onun eseri olan bazı yapılar olduğu söylenir. Laertius, onunda babası gibi bir taş ustası olduğunu vurgular. Gençliğinde ünlü yazar Euripides’e yardımcı olduğu söylenir. Onun tragedyalarını yazarken yardımcılık yapması edebi anlamda da güçlü olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

            Döneminde Demokritos gibi birçok filozof, ülkeleri tek tek gezmekteydi. Sokrates ise sadece askerlik görevi için Atina’dan ayrıldı. Peloponnes Savaşı sırasında ağır zırhlı asker olarak savaşmıştır. Bir kuşatma sırasında Alkibiades’in hayatını kurtarmış ve cesareti nedeniyle madalya ile ödüllendirilmek istenmiştir. Sokrates ise bu madalyadan Alkibiades lehinde feragat etmiştir. Bir başka savaşta tüm ordu dağılmışken soğukkanlılığını yitirmemesi ile dikkatleri üzerine çekmiştir. Yine yargıçlıkla görevlendirildiği bir kamu davasında ilkeli duruşu ile dikkat çeker. Dönemin otuzlar yönetiminin kararlarına karşı çıkma cesareti gösteren ender kişilerdendir. Kısacası cesur olmak gibi bir ünü vardır.

            Aristoteles’in belirtiğine göre 2 kadınla evliydi. Bunun nedeni o yıllarda nüfusun azalması nedeniyle Atina’da çok eşliliği yasallaşarak çocuk sayısının artırma kararının olmasıydı. Eşi ile birçok hikâye günümüze gelmiştir. Anlatılana göre eşi oldukça şikâyet eden ve Sokrates’e sürekli bağıran biridir. “Evlenin, eğer iyi bir kadına rastlarsanız mutlu, kötü bir kadına rastlarsanız filozof olursunuz” şeklindeki ünlü sözü meşhurdur. Evlenmeli mi evlenmemeli mi sorusuna şöyle de bir cevabı da verir; “Hangisini yaparsan yap pişman olacaksın”




            Birçok kaynak onun çirkin olduğunu vurgular. Ancak buna rağmen hem kadınların hem de erkeklerin ilgisini çektiği anlatılır. Oldukça eski püskü şeyler giyse de Platon’un Şölen adlı eserinde olduğu gibi eğlence zamanı da hem güzel giyinir hem de içki içerdi. Bu durum onun daha sonra birçok felsefe akımında olduğu gibi dünya nimetlerinden tamamen vazgeçmediğini gösterir. O her konuda olduğu gibi ölçülü davranma konusunda da kararlıdır. Yaşlılığında lir çalmasını öğrenecek kadar da azimliydi.
           
Diogenes Laertius, ünlü filozof Anaksagoras’ın öğrencisi olduğu söylendiğini belirtir. Başka bazı kaynaklar ise Anaksagoras’ın öğrencisi Arkhelaos’un öğrencisidir der. Genel düşünce doğafilozoflarında dersler aldığı veya onların eserlerini araştırdığı yönündedir. Ünlü Elea’lı Zenon’la da tanışmıştır. Anlatıldığına göre Euripides ona ünlü düşünür Herakleitos’un eserini vermiş ve nasıl bulduğunu sormuştur. Sokrates “Anladıklarım mükemmel; herhalde anlamadıklarım da öyledir” diye cevap vermiştir. Ancak onların ilgi alanı ile Sokrates’in ilgi alanı uyuşmamaktadır. Kendi değimiyle o, “Evde yaşanan iyi ve kötü şeyleri” araştırmak istiyordu. Evrenin neden olduğu nereye gittiği değil, insan odaklı bir felsefe peşindeydi. Bu açıdan aslında Sofistler ile çok uzak değildi. Sofistler, Sokrates’in yaşadığı yıllarda para ile özel dersler veren filozoflardı. Onlar da doğa filozofları gibi düşünmüyor insan odaklı daha pratik ve yaşamla doğrudan ilgili bir felsefe ile uğraşıyorlardı. Sokrates’in onlardan etkilenmiş olduğu muhakkaktır. Ancak onların para ile bu işi yapmaları yani “felsefeyi satmaları” kabul edemediği bir şeydi. Platon’da aynı görüşte olup Sokrates ağzından Sofistleri defalarca eleştirmiş, dalga geçmiştir.

Sofistler Hakkında ayrıntılı bilgi için: Sofistler

Sokrates’in felsefesini en güzel anlatan hikâye şudur. Ünlü Delfi (Delphoi) Tapınağındaki kâhinler dünyanın en bilge kişisinin Sokrates olduğunu söylerler. Sokrates ise bunu kabul etmez. Çünkü ona göre kendisi neredeyse hiç bir şey bilmiyordur. Bunun üzerine kendisinden daha bilgili kişilerin olduğunu görmek için onları aramaya başlar. Siyasetçiler, sanatçılar, zanaatçılar kim varsa tek tek bu insanlarla konuşmaya başlar. Onlara sorular sorarak bildikleri şeyleri öğrenmeye çalışır. Ancak Sokrates sorular sordukça, karşısındaki kişiler önce tereddütte düşer sonra da söyledikleri her şeyin doğru olmadığını fark ederler. Sokrates insanlara sormaya devam eder. Ancak görür ki kendisini en bilge sanan her şeyi bildiğini düşünen kişiler yanılıyordur. Aslında hiç bir şey bilmemektirler. O zaman Sokrates şunu fark eder. Tüm bilge geçinenler aslında hiç bir şey bilmemekte, bilgisizliklerini de farkında değillerdir. Sokrates en azından bir şey bilmediğini bilmektedir! Kehanet, bu açıdan bakıldığında doğrudur.

            Sokrates, Platon’un diyaloglarında olduğu gibi karşılıklı soru cevaba dayanan bir yöntem ile konuşurdu. Diyalektik, yani soru cevaba dayalı bu yöntemi ilk bulan aslında o değildi. İlk kez Parmenides’in öğrencisi Zenon’un bu yöntemi bulduğu düşünülür. Sokrates ise bunu başarılı bir biçimde geliştirmiştir. Eğer üslubu Platon’un anlattığı gibiyse, kendisini üstün göstermeden, çoğu zaman karşısındakinin üstünlüğünü, saygınlığını vurgulayan, kendisini sadece bilgiyi arayan bir bilgisizmiş gibi gösteren bir üslupla konuşurdu. Tabi bu açıdan bakıldığında bunu aslında alaycı bir üstün görme şeklinde de düşünebiliriz. Çünkü Sokrates karşısındaki kişiyi ne kadar yüceltse de aslında bir yandan onun cahilliğini ortaya çıkarmaktaydı.onurcoban Karşısında bir konuyu savunduğundan ona “peki şunun hakkında ne düşünüyorsun” diye sorardı. Alacağı cevaba göre önceki düşüncenin tezat olup olmadığını sorardı. Bu soruları öyle bir kurgu ile sorardı ki sonunda karşısındaki ilk düşüncesinin yanlış olduğunu kabul etmek zorunda kalırdı. Tabi karşısındakiler bu duruma sinirlenir hatta Sokrates’e kızardı. Bu tavrı ile Atinalı ileri gelen kişilerin kızgınlığını çekmiş olması sürpriz değildir. Çünkü zengin ve bilge kişiler insanların önünde birer cahil durumuna geliyorlardı. Özellikle Sofistlerin bu şekle düşmesi para ile felsefe yapanlar için oldukça tehlikeli bir durumdu.

            Sokrates, bu tavrını sürdürdükçe gençlerin ilgisini çekti. Zaten o da gençlerin kendisi gibi soru sormalarını bilgiyi aramalarını istiyordu. Eskiden Sofistlere paralar vererek onların peşinde koşan gençler, artık toplumu kızdıran Sokrates’in peşinden gidiyorlardı. Toplumun ileri gelenlerine göre Sokrates gibi bir gençlik yaratılması büyük bir sorundu. Çünkü onlara göre Sokrates açıkça gençlerin ahlakını bozuyor onların kafasını karıştırıyordu!

            “Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değer olmayan bir hayattır”

Sokrates felsefesinin en önemli kavramlarından biri, Erdem ve Mutluluktur. Doğa filozoflarının aksine bireye önem veren Sokrates, daha çok Ahlak konusuna değinir. Sokrates’e göre bütün insanların amacı mutluluktur. İnsanlar mutlu olmak istemekte bunun için çabalamaktadır. O halde mutluluğa ulaşmak en önemli şeydir. Peki, bir insan en büyük mutluluğa nasıl ulaşacaktır? Sokrates’e göre en büyük mutluluk kaynağı bilgidir. Bilgiye ulaşmak en büyük erdemdir. Bilgisizlik ise erdemsizliktir.onurcoban.com

            Sokrates’e göre erdem aşırıya gitmemektir. Onun felsefesini en iyi anlatan kavramlardan biri ölçülü olmaktır. Örneğin birçok insan haz veren şeylerin peşinde koşar. Sokrates’e göre bunun aşırı olması zararlıdır. Ancak bu demek değildir ki, haz veren her şey kötüdür. Hazın tamamen bastırılması da aynı ölçüde kötüdür. Sokrates burada bir uyumu savunur. Örneğin güzel yemekler yemek insana haz verir. Ancak yemeği hayatının amacı yapıp sürekli ziyafet sofrası kurmak erdemsizliktir. Ancak güzel yemeklere tamamen sırt çevirip beden ve ruhumuza iyi gelecek bu hazzı yok saymak da sağlıklı değildir. Önemli olan ölçülü bir uyumla bu hazzı sağlamaktır. Bu ölçülülük kavramı önemlidir. Çünkü Sokrates’in izinden giden birçok filozof ve felsefe akımı hazzı tamamen yok sayma eğilimine de kapılmıştır. Sokrates, İnsanların yemek yemek için yaşadığını kendisinin ise yaşamak için yemek yediğini söyler.

Sokrates’e göre kimse bilerek kötülük yapmaz. Hatta daha da ileri giderek, kötülük yapmaktansa kötülüğe maruz kalmanın daha iyi olduğunu söyler. “Bir insan yanlışa yanlışla karşılık vermemeli ve kendisine herhangi bir kötülük yapılsa bile kötülük yapmamalı” sözü önemlidir. İlerleyen yüzyıllarda bu görüş Stoacılara ilham kaynağı olacaktır. Yine aynı düşünce Hristiyanlığın ve Hristiyan Felsefesinde de etkisini gösterecektir.

Sokrates demokrasiye karşıdır. Platon’un da kendi düşüncesi olduğu gibi (bu görüş biraz iç içe geçmiştir) alanında en iyi kişiye en iyi olduğu yetki verilmelidir. Nasıl bir kaptan varken ayakkabıcı geminin kontrolüne geçmezse, devleti de bu konuda uzman olan kişilerin yönetmesi gerekmektedir. Bu konuda daha ayrıntılı görüşleri Platon ilerletmiştir. Kısaca Platon, sadece bilge bir yöneticinin yani filozof bir kralın başta olmasının en iyi olduğunu düşünür. Tabi önemli olan bu kişinin gerçekte olup olamayacağıdır.



Sokrates ölüm suçlamasına rağmen dönemin Tanrılarına karşı olduğunu söyleyemeyiz. Hatta birçok Platon Diyaloğunda, Zeus ve diğer tanrılara açıkça saygı gösterir. Ama o aynı zamanda kendisiyle sürekli konuşan ona yol gösteren bir Daimon bir Tanrısal varlığına da sahip olduğunu söyler.

Sokrates, döneminde tanınan biridir. Bunun en güzel kaynağı Aristophanes’in onun hakkında yazdığı “Bulutlar” oyunudur. Bu eserde Sokrates’in düşünceleri alay konusu edilmiştir. Ancak aynı zamanda bu eser, Atina’nın önemli kişilerinde var olan nefreti daha da arttırmıştır. Sokrates’in gençlere yanlış bilgiler öğretmesi ve sürekli onları gülünç duruma düşürmeleri güçlü insanların Sokrates’e öfke duymalarına neden olmuştur. Anytos, Lykon ve Meletos adlı kişilerin suçlamalarıyla dava açılmıştır. Bu yeminli suçlama, Laertius’a göre onun zamanında Atina’da Metroon’da saklanmaktaydı. Günümüzde ulaşılamamaktadır.

            Suçlamaya göre Sokrates devletin tanrılarına inanmamakta ve yeni tanrılar getirmektedir. Ayrıca gençlerin ahlakını da bozmaktadır. Oysaki bunlar aslında birer bahanedir. Atinanın önemli kişileri Sokrates’in kendilerini gülünç duruma düşürmesini engellemek ve ondan öç alma peşindeydiler. İstenen ceza ölüm olsa da, aslında kimse Sokrates’in idam edilmesini beklemiyordu. O yıllarda bundan kaçınmak için bazı yollar vardı. Örneğin dava sırasında eş ve çocuklarını getirerek duygu sömürüsü yapmak bir gelenekti. Bu sayede yargıçlar hafifletici sebep buluyorlardı. Ancak Sokrates bunu gülünç bulmuş ve uygulamamıştı. Yine davadaki savunmasında geri adım atmıyor, özür diler gibi davranmıyordu. En sonunda ceza açıklanırken, ölüm dışında bir ceza verilmesini mahkemeden isteme hakkı vardı. Ancak o neredeyse bununla dalga geçti.

            Tarihini bu en ünlü davası ile ilgili Platon’un yazmış olduğu “Sokrates’in Savunması” oldukça güzel bir eserdir. Yine Platon’un aynı konuyu ele aldığı Euthyphron, Kriton ve Phaidon diyalogları da önemlidir. Euthyphron, davanın hemen öncesini anlatılır. Bu diyalogda dava nedeni olarak “yeni Tanrılar icat ettiği ve eskilerine inanmadığı” belirtilir.

            Sokrates’in Savunması adlı eser kuşkusuz sadece felsefenin değil edebiyatın da en güzel eserlerden biridir. Sokrates burada kendisine yöneltilen suçlamaları çürütmeye çalışır. Örneğin kendisini Güneş ve ayın taş-toprak parçası olduğunu söylemekle suçlayan Meletos’a, “sen beni değil Anaksagoras’ı suçladığını sanıyorsun” diye çıkışır. Bu görüşlerin kendisine ait olmadığını, ayarttığını söylediği gençlerin bu bilgileri kitaplardan rahatlıkla bulabileceğini söyler. Ayrıca Sokrates, kimseden bilgi öğretmek için Sofistler gibi para almadığını defalarca tekrarlar.

            Ancak bu suçlamalara verdiği cevaplar yeterli bulunmaz. Sokrates suçlu bulununca tekrar kürsüye çıkar. Atina yasalarına göre başka bir ceza, örneğin para cezası önerme hakkı vardır. Ancak Sokrates parası olmadığını dostlarının yardımıyla düşük bir tutarı ödeyebileceğini önerir. Bu tavrı biraz da küçümseyici bir üslupla olduğundan ölüm cezasına çarptırılır.

            Kriton diyaloğunda, ölüm cezasının infaz öncesi anlatılır. Sokrates’in dostları onu hapisten kaçırmak istemektedirler. Kriton bu konuda tüm servetini harcamaya hazır olduğunu belirtir. Her şey ayarlanmıştır. Ancak Sokrates buna karşı çıkar. Ona göre doğru veya yanlış yasal mahkeme bir sonuca varmıştır. Bu sonuca karşı çıkmak erdemsizliktir. Çünkü Sokrates vatandaşı olarak o devletin yasalarına uyacağına söz vermiştir. Mahkemede istediği sonuç çıkınca onu kabul etmek, istemediği sonuç çıkınca buna itiraz etmek erdemli bir davranış değil kendi çıkarını düşünmektir.

            Phaidon diyaloğunda idam anlatılır. İdam sırasında Sokrates’in dostları ve öğrencileri olan Apollodoros, Kritovoulos, Kriton, Ermogenes, Epigenes, Aiskhines, Antisthenes, Ktes,ppos, Meneksenos, Simmias, Kebes, Phaidondes, Eukleides, Terpsion oradadır. Kitabın yazarı Platon hastadır. Sokrates için ölüm kötü bir son değildir. Bütün hayat boyunca ölümü bilerek yaşadıktan sonra, ölüm yaklaşınca bundan öfkelenmenin gülünç olduğunu söyler. Ayrıca “gerçek filozoflar ölmeye idmanlıdırlar ve bütün insanlar içerisinde en az korkanlar onlardır” der. Eşinin haksız yere ölüyorsun diye ağlamasına kızar. “Haklı olarak ölmek daha mı iyi olurdu” der.

            Sokrates’in ölümünden sonra Atinalılar bu durumun yanlışlığını kabul ettiler hatta Meletos’u ölüme mahkûm ettiler. Davaya neden olan birçok kişi ise sürgün edildi. Ancak yıllar sonra Aristoteles de neredeyse aynı kadere mahkûm olacaktı.

            Sokrates birçok kişi ve akımı etkilemiştir. Onun genç öğrencileri ilerde kendi okullarını kurmuş ve birer gelenek başlatmışlardır. Tarihçiliği ile ünlü Ksenophon onun savunmasını kalem almıştır. Platon’un aksine daha ılımlı bir dava olduğunu söylese de ölüm cezasının çıkması bu görüşü pek desteklemez. Muhtemelen hocasının “anısı” iyi olarak yaşatma amacıyla böyle yapmıştır.

Daha sonra kendi akımlarını kuran Euklides ve Megara Okulu, Antisthenes ve Kinik Okulu, Aristippos ve Kirene Okulu, Phaidon ve Elis-Eretria Okulu ile Aiskhines, Kriton, Platon ve Ksenophon gibi isimler birbirlerinden farklı görüşler taşısa da kökenlerin Sokrates’ten almışlardır. Ayrıca erdem konusunda Stoacıları derinden etkilemiştir. Bu isimlere ilerleyen bölümlerde ayrıca değineceğiz. Tüm bu isimlerin yanı sıra hem Sokrates’i hem de kendi felsefesini anlayabilmek için Platon’a özellikle bakmak gerekir.


Yazının diğer bölümleri için tıklayınızFelsefeye bir bakış-Giriş-

Onur Çoban


.


Sofistler - Gorgias

Felsefeye bir bakış

17. Bölüm Sofistler 3 - Gorgias

Yazan: Onur Çoban

Hiçbir şeyin var olamaz, olsa bile bilinemez, bilinse bile bu başkalarına iletilemez.


          Bir diğer ünlü Sofist ise Gorgias’tır. Gorgias’ın önemi güzel konuşma yani retorik sanatının ustası olması hem de; hiçbir şeyin var olmadığını varsa bile bunun bilinemeyeceğini, bilinse bile bunu başkalarına iletilemeyeceğini savunmasıdır.

            Gorgias, i.ö. 480’lerde Güney İtalya’daki Leontinoi şehrinde doğmuştur. 100 yılı aşkın bir ömür sürmüş, gençliğinde Empedokles’in yanında dersler almış ve hitabet sanatını ilk kez ondan öğrenmiştir. Ardından bu hitabet yeteneğini bir sofist olarak ücret karşılığında öğretmiştir. Leontinoi’de oldukça ünlü bir öğretmen olduktan sonra elçi olarak Atina’ya gitmiştir.

Gorgias’ın görüşlerine geçmeden önce Sofistlere kısaca değinmek gerekir. Daha önceki bölümde ayrıntılı anlatılan konuyu aşağıdaki linkten görebilirsiniz.

            Sofistler

Sofistler, Antik Yunan dünyasında özellikle Atina’da görüşlerini insanlarla paylaşan kişilerdi. Ancak bunu kimi zaman astronomik tutarlara ulaşan, belirli bir ücret karşılığı yaparlardı. Onlar aslında günümüzün özel ders veren öğretmenleriydi. Ancak felsefeyi para ile “satmaları” Platon gibi birçok ismin ve bu derslere ulaşamayan sıradan yurttaşların tepkisini çekmişti. Sofistler aslında bir akım bir okul olmaktan çok uzaktı. Onların ortak noktası insanı temel alan felsefe anlayışları ve bunu ücret karşılığında sunma biçimleriydi. Antik Yunan’da birbirleriyle tezat birçok sofist vardı.




            Gorgias, öncelikle hiçbir şeyin var olmadığını savunur. Çünkü bir şeyin var olması için;
1-    Sonsuz bir şey olması
2-    Sınırlı ve başka bir şeylerden meydana gelmiş olması
3-    Hem sonsuz hem başka bir şeylerden olması gerekir

1-Eğer bir şey sonsuzsa onun başlangıcı ve sınırı yoktur. Bu şöyle bir sorun yaratır. Sınırı olmayan bir şey konumu, yeri de olmaz. Bir şeyin yerinin olmasını sağlamak için onu çevreleyen bir sınır olmalıdır. Bu geniş anlamda evren, dünya olabileceği gibi dar anlamda bir kap olabilir. Sonsuz ve sınırsız bir şey ne kaba sığar ne de evrene… Böylelikle onun bir konumu olmaz. Öyleyse yeri, konumu olmadığından “var” da olmaz.

            2-Eğer bu şey var olan başka bir şeyden meydana gelmişse, meydana geldiği bu şeyin de başka bir şeyden meydana gelmesi gerekir. Bu da sonsuz bir döngü oluşturduğu için saçmadır.

            3-Eğer bu şeye hem sonlu hem sonsuzdur dersek de bu iki şey tezat olduğu için yine bir sonuca ulaşılamaz. Kısacası bu çıkmazlık “şeyin” var olduğunu gösteremez.

            Gorgias, daha sonra herhangi bir şey var olsa bile bunun bilinemeyeceğini söyler. Çünkü bir şeyi bilmemiz için onu düşünmemiz gerekir. Yani bir arabayı düşünürsek onun var olduğunu veya var olmadığını kanıtlamış olmayız. Evet, “araba” vardır ve onu düşünebiliyoruz. Ancak var olmayan şeyleri de düşünmemiz mümkün.onurcoban Örneğin ejderha düşünmemiz onu var etmez. Toplumların düşüncesinde bir ejderha kavramı vardır. Bu açıdan ejderhayı herkes bilir. Ancak bu onu var yapmaz. Bu nedenle düşüncemize ve bilgimize güvenemeyiz. Var olan bir kavramı daha önce duyu veya düşünce ile deneyimlemediysek onu bilemeyiz. Aynı şey var olmayan için de geçerlidir.

            Gorgias son olarak herhangi bir şeyin düşünülmesi veya bilinmesi mümkün olsa bile bu bilginin iletilemeyeceğini söyler. 2. Madde de olduğu gibi var olan şeyleri biz duyularımızla bilmeye çalışırız. Gözümüzle, kulağımızla deneyimlediğimiz bir şeyi başkasına bu organlarla değil dille iletmeye çalışırız. Bu ise imkânsızdır. Gözümüzün gördüğünü dile çevirerek ifade ederiz. Ne kadar doğru olursa olsun hiçbir zaman, gözün gördüğü kulağın duyduğunu yüzde yüz aynı şekilde ifade edemeyiz. Bu hata payı nedeniyle, hiçbir şey tam olarak aslında başkasına geçemez. Bu nedenle var olanı başkasına ifade etmemiz imkansızdır. Burada üçlü bir iletişim kavramı vardır. Mesela bir ağacı gözümüzle görürüz. Onu dilimizle sese çevirerek başkasına iletiriz. Karşımızdaki de bu sesi kulağı ile çözerek anlamaya çalışır. İletilen mesajın bu yolculukta defalarca şekil değiştirmesi hata yaratacaktır. Özellikle iletişim bilimlerinde bu sorun 20. Yüzyıldan itibaren tartışılan bir konu olmuştur.

           

  Gorgias, retorik sanatının ustasıdır. O, güzel konuşmanın, karşıdakini etkilemenin yani hitap yeteneğinin önemine vurgu yapar. Ona göre hitap sanatı doğru şeyleri söylemek değil en iyi şekilde bunu dile getirmektedir. O karşıdakileri etkilemenin onları inandırmanın önemine vurgu yapar. Bu açıdan Gorgias adlı diyaloğunda Platon’un eleştirilerine maruz kalır. Platon’a göre Gorgias, insanlara bilgi vermek değil onları inandırmak hatta kandırmaktadır.

 Gorgias’ın retorik adı verilen güzel konuşma sanatı için düşündükleri insanın doğru bilgiyi aktarması değil kendini ifade etmesiydi. Antik Yunan’da meclisler veya pazar yerlerinde güzel konuşmak hatta inandırıcı olmak hayati bir önem taşıyordu. Sokrates’te olduğu gibi davalarda kendinizi savunmanız doğrudan ölüm veya yaşam kararınız belli ediyordu. Güzel ve toplumu etkileyici konuşan biri davaları kazanabiliyor, ülkede üst kademelere çıkıyor ve saygınlık kazanıyordu. Bu kişilerin doğru veya yanlış şeyler söylediğinin önemi kalmamıştı. İnsanları inandırabildiğiniz ölçüde başarılıydınız.

            Gorgias diyaloğunda Platon, Gorgias’ı bu bakış açısını hiç yadırgamayan bir kişi olarak gösterir. Kendi ifadesiyle “…konusu da doğru olan ya da doğru olmayan şeylerdir” olarak retorik sanatını açıklar. Sadece retorik sanatı ile, diğer sanatlar hatta bilimler hakkında fikriniz olmasa bile, bunu bilen kişilerle boy ölçüşebilir onlara üstünlük kurabilirsiniz. Diyalogda Platon, Sokrates’in ağzından bu durumu bir kandırmaca bir dalkavukluk olarak gösterir.

            Gorgias, belki de varlığın bilinemeyeceğini düşündüğünden doğruculuk kavramına çok önem vermemişti. Onun için bir sanat olan retorik ile başarılı olmak daha önemliydi. Sadece uygun şekilde konuşarak insanları ikna etmek mümkünse bunu kullanmak doğruydu. Önemli olan uygun bir biçimde görüşlerinizi ifade ederek toplumda yaşamınızı üstün bir biçimde sürdürmenizdi. Bu doğal yeteneğini para karşılığında başkalarına öğretmek saçma değildi.

            Gorgias aynı Protagoras gibi dönemin en önemli Sofistlerinden biriydi.


Yazının diğer bölümleri için tıklayınızFelsefeye bir bakış-Giriş-

Onur Çoban



.

Sofistler - Protagoras

Felsefeye bir bakış

16. Bölüm Sofistler 2 - Protagoras

Yazan: Onur Çoban

"İnsan her şeyin ölçüsüdür"


En önemli Sofist düşünürlerden olan Protagoras, MÖ. 490-480 arasında Abdera veya Teos’ta doğduğu 420 yılında da öldüğü söylenmektedir. Demokritos’un öğrencisi olduğu düşünülmektedir. Sofist olarak popüler bir konuma erişmiş hatta Atina’nın yöneticisi Perikles’in dostluğunu kazanmıştır. Ancak bir yanda da Sofistlere duyulan kızgınlıkla toplumun tepkisini de çekmiştir. Özellikle din konusundaki tepki çeken görüşleri ile Atina’da mahkemeye çıkarılmak istenmiştir. Sonunun farkında olan Protagoras, bir gemi ile Atina’dan kaçmış ancak yolda geçirilen bir kaza sonucu gemi batmış ve hayatını kaybetmiştir.

            Protagoras, yaşamı boyunca devletlerin anayasasını geliştirmek için de çalışmalar yapmıştır. Ayrıca fiillerin çekimleri gibi dilbilgisi konularını da ilk kez o derleyip toparlamıştır. Onlarca kitap yazdığı bilinmekteyse de günümüze hemen hemen hiçbiri ulaşmamıştır. Onun hakkında bilgi aldığımız en güzel kaynaklar Platon’un yazdığı “Protagoras” diyaloğu ve Diogenes Laertius’un MS. 3.yüzyılda yazmış olduğu “Ünlü Filozofların Yaşamları ve Görüşlerikitabıdır. Diogenes Laertius’a göre; “Didişim Üzerine, Güneş Üzerine, Matematik Üzerine, Devlet Üzerine, Yükselme Hırsı Üzerine, Erdemler Üzerine, Başlangıçtaki Düzen Üzerine, Hades’teki Durum Üzerine, İnsanların Yanlış Davranışları Üzerine, Öğütler için Dava, Karşı Savlar” gibi kitapları vardır. Üzücü olan bu eserler yaşadıktan 800 yıl sonra bile mevcutken günümüzde kaybolmuş olmasıdır.


     
   Protagoras’ın görüşlerine geçmeden önce Sofistlere kısaca değinmek gerekir. Daha önceki bölümde ayrıntılı anlatılan konuyu aşağıdaki linkten görebilirsiniz.



Sofistler


            Sofistler, Antik Yunan dünyasında özellikle Atina’da görüşlerini insanlarla paylaşan kişilerdi. Ancak bunu kimi zaman astronomik tutarlara ulaşan, belirli bir ücret karşılığı yaparlardı. Onlar aslında günümüzün özel ders veren öğretmenleriydi. Ancak felsefeyi para ile “satmaları” Platon gibi birçok ismin ve bu derslere ulaşamayan sıradan yurttaşların tepkisini çekmişti. Gorgias gibi birçok sofist aslında bir akım bir okul olmaktan çok uzaktı. Onların ortak noktası insanı temel alan felsefe anlayışları ve bunu ücret karşılığında sunma biçimleriydi. Antik Yunan’da birbirleriyle tezat birçok sofist vardı.

            Bu sofistlerin en önemlilerinden biri olan Protagoras’ın en önemli cümlesi kuşkusuz “İnsan her şeyin ölçüsüdür” ifadesidir. Bu cümle, Aristoteles’in Metafizik gibi birçok kitabında Protagoras tarafından söylendiği defalarca tekrarlanır.
           
            Protagoras şöyle demiştir:

“Bütün şeylerin ölçüsü insandır, var olanların var olmalarını ve var olmayanların var olmamalarının…”
“Her hangi bir şey bana nasıl görülüyorsa benim için öyledir, sana nasıl görülüyorsa senin için öyle”

            Bu kuşkuculuk akımında ilk ortaya çıktığı bir durumdur. Protagoras, hiçbir şeyin kesin olmadığını her şeyin göreceli olabileceğini savunur. Bir kişi için su sıcaktır. Ancakonurcoban.com başka bir kişi için soğuk olabilir. Duyularımız bize tamamen farklı şeyler söyleyebilir. Hangisinin doğru olduğu belli değildir.

Bu görecelik kavramı, tek bir gerçeğin olduğu düşüncesine oldukça sert bir cevaptır. Hatta mutlak bir doğru, mutlak bir gerçeğin evrende bulunduğu anlayışına karşı, insan odaklı bir felsefenin de habercisidir. Protagoras, duyuların tek olmadığını herkese göre farklı olduğunu ısrarla vurgular. Birine acı gelen birine tatlı gelebilir. Bu belirsizlik birçok filozofun duyulara güvenilmemesi gerektiğini inanmalarına neden olmuştur. Bu da insandan uzaklaşmalarına ve insan dışı genel bir kabule uzanmıştır. Oysa Protagoras evrensel değerler yerine insan için önemli olan değerleri savunmuştur.




            Örneğin yasalar konusunda evrensel bir kanun her yerde aynı şekilde karşılanmaz. Bir ülke için bir yasa doğru olsa da, başka bir ülke insanları için yanlıştır. Protagoras, yasaların hazırlanırken en iyi olanın değil o ülke için en iyi olanın seçilmesi gerektiğini söyler. Önemli olan o ülke için seçilen “iyi, doğru” yasanın o ülkenin diğer yasalarıyla uyumlu olup olmadığıdır. Mesela bir toplumda boşandıktan sonra evlenmek normalse, o devlette bu yasal olmalıdır. Devletin diğer kanunları da bu anlayışı korumalı ve bu doğru üzerinden diğer yasalarını oluşturmalıdır. Bir başka toplumda boşanma sonrası evlenmek ahlak dışıysa bu devlette bu yasal olmamalıdır. Tüm kanunlar, boşanma sonrası evliliğin olamayacağı doğrusu üzerinde ilerlemelidir. Her iki devletin de kendi doğrusu vardır. Burada bir devlet diğerini yasa dışı olarak göremez. Hatta diğerini ahlak dışı diye de suçlayamaz. “Ahlak” ve “doğru”, insana bağlıdır. Belki burada kast edilen tek bir insan değildir. Ortak değerleri savunan toplumlar, ya da İlkçağda var olan şehir devletleri, sitelerdir.

            Ceza konusundaki görüşleri ise modern cezalandırma anlayışına benzerlik gösterir. “…Bir insanı gerçekte yaptığı şeyden dolayı değil, onu bir daha yapmaması için cezalandırırız” (Platon, Protagoras, 324)

Protagoras’ın tanrılar hakkındaki görüşleri oldukça radikaldi. Onların varlığını ne kabul eder ne de yok sayardı. Çünkü insan ömrü yeterli bir kanıtlama süresine sahip değildir. Şöyle demiştir;

 “Tanrılara gelince, ne onların var olduklarını, ne var olmadıkları, ne de ne şekilde olduklarını biliyorum, çünkü bu konuda bilgi edinmeyi engelleyen çok şey vardır:
 Onların duyularla algılanmamaları ve insan hayatının kısalığı…”
           
            Bu bilinemezci yaklaşım onu dinsizlik suçlamasıyla baş başa bırakır. Yargılanacağını ve büyük ihtimalle ölüm cezasını alacağını fark eden Protagoras bir gemiyle şehirden kaçar. Ancak yolda geçirdiği bir kaza sonucu hayatını kaybeder.

Protagoras, diğer sofistler gibi derslerini ücret karşılığı veriyordu. Ancak bunu doğal olarak görüyordu. Aynı günümüzdeki öğretmenler gibi… Ancak o bilgi aktarımın sadece belirli bir kesme ait olması gerektiğini de savunmuyordu. Ona göre herkes felsefeyi, erdemi öğrenebilirdi. Kimse bu konuları öğrenemez diye suçlanamazdı. Ancak bu teorik düşünce uygulamadaki astronomik ücreti nedeniyle pratiğe geçemiyordu.onurcoban

            Platon’un Protagoras ile aynı adlı diyaloğun hemen başlarında bu durum gülünç bir şekilde ifade edilir.

            “-…Evet, bilgisini kendisine sakladı, benimle paylaşmadığı için hata yaptı.
         -Zeus adına yemin ederim ki ona para verirsen bilgisin seninle paylaşacaktır. Böylece sen de bilgin olursun.” (Protagoras, 311)

            Bu diyalogda Platon, Protagoras’ın görüşlerini Sokrates aracılığıyla yanlışlar hatta onu sinirlendirerek gülünç duruma düşürür. Arka arkaya gelen soru cevaplarla Protagoras’ın düşüncelerindeki açıkları gösterir ve erdemin öğretilemeyecek bir kavram olduğu sonucuna ulaştırır. Bu durum Protagoras’ı şaşırtır ve diyaloğun baş kahramanı Sokrates’in zekâsını tebrik ederek, konu kesinliğe ulaşamadan kapatılır. Tıpkı Platon’un diğer diyaloglarında olduğu gibi…

Yazının diğer bölümleri için tıklayınızFelsefeye bir bakış-Giriş-

Onur Çoban




.

Sofistler - Genel Değerlendirme

Felsefeye bir bakış

15. Bölüm Sofistler 1 - Genel Değerlendirme

Yazan: Onur Çoban

İnsan üzerine bir felsefe

            İlkçağda bilim, sanat ve kültürde yaşanan büyük gelişmelerle birlikte Felsefede de hızla gelişti. Daha önceki bölümlerde anlattığımız doğa filozofları dünyayı açıklamaya çalışırken, krallık ile demokrasi arasında gidip gelen Antik Yunan dünyası hızlı bir değişim geçiriyordu.

            İşte bu kültür patlamasının yaşandığı dönemde özellikle Atina’da kendilerine Sofist denilen bir grup ortaya çıktı. Aslında Sofistler bir felsefe okulu veya düşünce akımını temsil etmiyordu. Hatta birbirleriyle çelişen düşüncelere de sahip isimler vardı. Sofistleri, bir akımdan çok, genel olarak belirli bir “meslek grubu” görme eğilimi vardı.




            Günümüzde Sofist kelimesinin kötü bir anlamı vardır. Ancak Sofistlerin döneminde böyle bir anlam yoktur. Kelime anlamı olarak bilge, uzman gibi anlamlara gelmekteydi. Sofistler kendilerine de bu ismi yakıştırmaktaydı. Ancak onlara karşı olan başta Platon olmak üzere birçok isim, onları gülünç, utanmaz olarak değerlendirdi. Zamanla da Sofist kelimesi saygınlığını yitirerek özellikle akademik kariyerdeki birinin istemeyeceği bir unvan haline geldi. Oysa Antik Yunan’da sofistler aslında birer öğretmen birer profesör konumundaydı.

            Peki, başta Platon olmak üzere birçok düşünür neden Sofistlere karşıydı? Görüşlerini beğenmese bile bu kadar eleştiriyi başka hiçbir düşünür yaşamamıştı. Sofistlere tepki gösterilmesinin nedeni, onların felsefeyi para için yapmasıydı. Sofistler aslında paralı öğretmenlerdi. Onlar düşüncelerinin karşılığında para kazanıyorlardı. Bunuonurcoban.com özel ders veya toplu konuşmadan para alarak gerçekleştiriyorlardı. O yıllar için felsefeyi para karşılığında “satmak” büyük bir olaydı. Diğer filozoflar öğrencilerine gizli veya halka açık bir şekilde felsefe öğretiyorlardı. Hatta Platon ve Aristoteles gibi okul kurarak bunu yapanlar vardı. Ancak bundan para alınmazdı. Sofistler, aslında günümüzün lise, üniversite hocalarından hatta özel ders veren öğretmenlerden farklı bir şey yapmıyorlardı. Günümüzde bu durum çok normal gelse de o yıllarda bunun meslek olması kabul edilemez bir noktadaydı.

            Para ile ders vermenin başka bir sorunu da bunu alacak olan öğrencilerdi. Ücretleri oldukça pahalı olduğundan her isteyen değil ancak soylu veya varlıklı kişilerin çocukları bu derslere ulaşabiliyordu. Böylelikle düşünce anlamında iyi olan değil varlık anlamında iyi olana felsefe aktarımı sağlanıyordu. Tabi bu durum sadece felsefe anlamında yaşanmıyordu. Birçok sofist güzel konuşma, hitabet ve karşıdakini etkileme sanatı gibi teknikleri de ücret karışığı öğretiyordu. Antik Yunan dünyasında mahkemelerde ve toplumda kendi kendinizi savunmanız çok önemliydi. İyi bir hitap yeteneği olan davaları kazanabiliyor, toplum içinde kendi statüsünü artırabiliyordu. Doğal olarak zenginler bu yöntemleri sofistlerden öğreniyor ancak fakirler öğrenemiyordu. Toplumdaki bu sınıf ayrımı birçoklarının sofistlere kin duymasına neden oldu. Örneğin en ünü sofistler, Protagoras ve Gorgias’ın tek bir dersine bile servet ödenmesi gerekiyordu.onurcoban.com

            Platon, Protagoras diyaloğunda para ile bilgi vermenin sadece ahlak dışı değil aynı zamanda mantıksızlığını da ele alır. Özellikle gençlerin hiç sorgulamadan bu durumu büyük bir heyecanla kabul etmelerinin yanlışlığını vurgular. Nasıl bir hekime danışmadan önce onun uzmanlığını araştırıyorsak, bedenden daha önemli olan ruh için de bize düşünce öğretecek kişiyi iyi tanımak gerektiğini söylüyordu. On göre bu Sofistler bunun için yeterli değildi.




            Sofistlerin ortak özellikleri belli bir düşünceyi savunmak değil belli bir düşünme biçimini sürdürmekti. Onlar yeni bir çağ başlandığının farkındaydı. Bu yeni kültürde yurttaşlık en önemli unsurdu. Demokrasinin gelişimi ile mecliste ve mahkemelerde söz sahibi olmak çok önemliydi. Sokrates örneğinde olduğu gibi bu meclisler ölmenize veya yaşamanıza karar veriyordu. Buralarda “derdinizi” iyi anlatmak artık sadece statü meselesi değil, ölüm kalım meselesiydi. Artık bazı eski filozoflarınonurcoban düşündüğü gibi bu dünyanın dışında veya daha genel konular önemini yitirmiş, dünyevi işlerde bilgi sahibi olmak yaşam için önemli hale gelmişti. Artık felsefe doğa üzerine değil insan üzerineydi.

            Bu dönemde birçok Sofist yaşasa da en önemli ikisi Protagoras ve Gorgias’tı. Ayrıca Antiphon, Hippias, Prodikos, Thrasymakhos, Kallikles gibi isimler vardı. Protagoras ve Gorgias’a ayrı bir bölüm ayırmak doğru olacaktır. Onlara geçmeden diğerlerine kısaca değinelim.

-Antiphon, Atina doğumlu bir Sofisttir. “Hakikat üzerine” adlı çalışması günümüzde yakın bir tarihte bulunmuş olması ilginçtir. O, Yunanlı ve Barbar anlayışını kesin bir dille ret eder. Ona göre doğa bakımından, soyu bir Yunan ile sıradan bir Yunan’ın hiçbir farkı olmadığı gibi; bir Yunan ile Yunan olmayan arasında da bir fark yoktur. Bu o dönem için oldukça radikal bir düşüncedir. Tüm toplumlar gibi Yunan kentlerinde de kendilerini üstün görme, seçilmiş ulus olma anlayışı vardır. Antiphon, ayrıca doğa yasalarının insanlar tarafından oluşturulan yasalardan daha üstün olduğunu belirtir. Bir kişi insanlar tarafından konulan bir yasayı çiğner ancak bunu kimse görmezse bu yasanın cezasından kurtulabilir. Oysa doğa yasalarına karşı gelmekten kaçma şansı yoktur.

            -Thrasymakhos, Khalkedon (Kadıköy) doğumlu bu Sofist hakkındaki en güzel kaynak Platon’un Devlet eseridir. Hayatının büyük kısmını Atina’da geçirmiş, ünlü Sofist hatip Gorgias’dan dersler almıştır. Thrasymakhos, güçlüyle güçsüzün eşit olmasına karşı çıkar. O, doğaya baktığında güçlü hayvanların güçsüzü yediğini söyler. Doğada olan buysa, insanlarda da güçlünün yönetmesi ve iktidarda kalması doğaldır. Devlet’te belirttiğine göre Thrasymakhos, “adalet, güçlünün işine gelendir, güçlünün yönetmesi adildir” görüşünü savunur.

            -Kallikles, Platon’un diyaloglarında ismi sürekli geçen isimlerden biridir.   Thrasymakhos gibi o da, doğa bakımından adil olanın, güçlünün zayıfa göre daha fazla varlıklı olmasıdır der. Platon’un Gorgias diyaloğunda “…ama bana göre yasalar güçsüz insanlar için ve onların büyük bir bölümü tarafından yapılmıştır.” ifadesini kurar. Aynı diyalogda Sokrates’e yaşlı bir adamın felsefe ile uğraşmasının gülünç olduğunu belirtir. Ona göre Felsefe ile gençlerin uğraşması yararlı ve doğaldır. Ancak artık yaşını başını almış kişilerin bunu yapmaması gerekir. Yine aynı kitapta, insan doğası gereği yaşamayı ölmeye; özgürlüğü köleliğe; güçlülüğü zayıflığa tercih ettiğini belirtir.

            -Lykophron, modern zamanlarda ortaya çıkan toplum sözleşmesi benzeri bir kavramı ortaya atar. Ona göre, doğada ne ahlak kuralları ne de yasalar vardır. Bunların oluşması için ortak bir karar bir sözleşme yapılmakta, bu şekilde şehirler, devletler oluşmaktadır.

            -Kritias, yine Platon’un diyaloglarında sıklıkla görebileceğimiz, Atina’da yöneticilik de yapmış olan bir kişidir. İyi bir hatip ve şair olan Kritias, Otuzlar Yönetimi olarak bilinen Atina yöneticilerinin en önemlilerinden biri ve Platon’un akrabasıdır. Tanrı inancı hakkında söyledikleri dönemi için oldukça farklıdır. Kritias, Tanrıların olmadığını bunları insanlar tarafından yaratıldığını söyler. Çünkü Tanrı korkusu nedeniyle insanlar daha adil daha düzenli yaşamaktadırlar. İnsan doğasında yasalara karşı gelmek vardır. Tanrı korkusu ile insanlar hırsızlık, cinayet gibi suçları işlemeye çekinebilirler. Ayrıca bu durum siyasetçinin de işine gelmekte ve toplumu yönetmesi daha kolay olmaktadır.

     -Prodikos, Yunan gramerinin temellerini atan Protagoras gibi gramer konusunda çalışmalar yapan önemli bir Sofisttir. Yaklaşık M.Ö. 465-399 yılları arası yaşamıştır. Ayrıca Tanrıların aslında insanlar tarafından yaratıldığını ima etmiştir.

       -Hippias hakkında Platon “Büyük Hippias” ve “Küçük Hippias” adlı 2 diyalog yazmıştır. Hippias tüm insanlar arasında doğal bir benzerlik bir akrabalık olduğunu savunur. Ancak yasalar buna rağmen her yerde aynı değildir. Yine de iyi insanları ödüllendirmek ve Tanrılara saygı göstermek gibi yasaların evrensel ve doğal olduğunu belirtir.

Protagoras ve Gorgias için ayrı bir konu başlığına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz. Kısaca bahsetmek gerekirse;

            -Protagoras

            Protagoras hakkındaki en güzel kaynaklardan biri Platon’un aynı adlı diyaloğudur. “İnsan her şeyin ölçüsüdür” cümlesiyle meşhur olan bu sofist, dönemin kuşkusuz en önemli kişilerinden biriydi. Özellikle Tanrılar konusundaki görüşleri nedeniyle yargılanmak istenmesi önemlidir.

            -Gorgias

            Dönemin en önemli retorik yani güzel konuşma ustasıdır. Hiçbir şeyin var olmadığını, varsa bile bunun bilinemeyeceğini, bilinse bile bunu başkalarına iletilemeyeceğini savunmaktadır.

            Görüldüğü gibi dönemlerinde çok popüler olmalarına rağmen çok sayıda eleştirilere maruz kalan Sofistler, ne yazık ki gerektiği saygıyı sonraki yüzyıllarda da tam olarak görememişlerdir. Oysa doğrusu ve yanlışıyla düşünce tarihinde oldukça önemli bir yere sahiptirler. Görüşlerinin çoğu bakımından Sokrates gibi bir figürden ayrı düşseler de, Sokrates ve ardıllarının ortaya çıkmasında da büyük önem taşırlar. 

Yazının diğer bölümleri için tıklayınızFelsefeye bir bakış-Giriş-

Onur Çoban


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...