Atomcu Filozoflar Leukippos ve Demokritos

Felsefeye bir bakış

3. Bölüm Doğa Filozofları
  L-Atomcu Filozoflar Leukippos ve Demokritos

Yazan: Onur Çoban


“Bir kanıt bulmayı, Pers Kralı olmaya yeğlerim”

  Sokrates öncesi doğa filozofların en sonuncuları ve en önemlilerinden biri atomculardır. Erken dönem bir mekanik materyalizmi ortaya koyan bu filozoflar çağdaşlarına göre oldukça farklı bir bakış açısı sunmuşlardır. Nausiphanes ve Chioslu Metrodoros gibi isimlerin temsil ettiği ve çok sonraları Epikuros’u etkileyen atomcu filozofların en önemlileri kuşkusuz Leukippos ve Demokritos’tur.



 Yaş itibariyle Demokritos aslında Sokrates ve Platon’un çağdaşıydı. Ancak genel değerlendirmede onun görüşleri Sokrates öncesi filozoflarla birlikte anılır. Bunun en önemli nedeni Sokrates’ten çok önce yaşamış olan Leukippos’un görüşleriyle öğrencisi Demokritos’un görüşlerinin birbirinden tam olarak ayrılamamasıdır. Her iki filozofunda görüşleri birbirine karışmış hangisi hangisine ait olduğu günümüzde kesinlik kazanamamaktadır. Genel kanı atomcu görüşü ilk Leukippos’un ortaya attığı, Demokritos’un ise onu geliştirdiğidir.

 Leukippos’un yaşamı hakkında fazla bir bilgi yoktur. Hatta sonraları Atomcu felsefenin üzerine kendi felsefe sistemini ortaya koyacak olan Epikuros, onun gerçekte yaşamadığını ima edecektir.onurcoban Ancak gerek Aristoteles gerekse öğrencisi Teophrastos, Leukippos’a birçok gönderme yapacak, ondan alıntılarda bulunacaklardır. Yine de hala yaşayıp yaşamadığı kesin değildir. Eğer gerçekten böyle biri var olduysa yaklaşık olarak i.ö. 490’lı yıllarda Millet şehrinde doğduğu, Elea’ya gidip Parmenides ’in öğrencisi Zenon’dan dersler aldığı ve sonunda Trakya’da bulunan Abdera şehrine yerleştiği düşünülmektedir. Burada Atomculuğu kurmuş ve Demokritos’u yetiştirmiştir.

Demokritos ise yaklaşık i.ö. 460’lı yıllarda doğmuş i.ö.360’lı yıllarda hayatını kaybetmiştir. Günümüzde İzmir Seferihisar yakınlarında bulunan antik Teos şehrinde doğmuş ve hayatı boyuncaonurcoban birçok yer gezmiştir. Varlıklı bir aileden gelen Demokritos servetini bilgi arayışında olduğu bu gezilerde harcamıştır. Hindistan, İran ve Mısır’a gitmiş özellikle Mısır’dan çok etkilenmiştir. O dönemde bir kültür başkenti haline gelmiş olan Atina’ya da uğramış ancak kendi ifadesiyle onu kimse tanımamıştır.

     “Atina’ya geldim, baktım kimsenin benden haberi yok!”

Bu uzun gezilerini “Çağdaşlarımdan kimse benden daha fazla gezmemiştir” diyerek bu gezilerde tanıştığı farklı insanları ve olayları kendi gelişiminde önemli olduğunu vurgulamıştır. Gerçekten de hayatını bilim ve felsefeye adayan Demokritos “Bir kanıt bulmayı, Pers Kralı olmaya yeğlerim” sözüyle kendisini ifade etmiştir. Fizikten matematiğe, botanikten zoolojiye kadar birçok alanda çalışmalar yapmıştır.www.onurcoban.com

Leukippos ve Demokritos’un görüşleri birbirine çok benzer. Demokritos’un da kendinden sonra gelen bir ünü olması nedeniyle birçoklarına göre Leukippos’un bazı düşünceleri Demokritos’a atfedilmiştir. Onu çok eleştiren Aristoteles bile Demokritos’un birçok alanda çalışma yapmasını över. Ancak Platon gibi Atomcu görüşe uzak bir isim, onun tüm kitaplarının yakılması gerektiğini söyler.


 Bu filozoflara Atomcu denmesinin nedeni evrenin temel maddesine atom ismi vermelerinden dolayıdır. Modern zamanlardan çok tanıdık gelen bu atomları elbette bilimsel olarak keşfetmemişlerdi. Salt bir akıl yürütme yoluyla ve kendi felsefelerinin olmazsa olmazı nedeniyle gözle görülmeyen atomların olması gerektiğini belirtiyorlardı. Bilim, bu atomları (tamamen aynı olmasa da) keşfettiğinde bu maddelere atom adını vermesi tesadüfi değildi.

 Atomcular, özellikle Leukippos, hocası Zenon ve onunda hocası Parmenides ‘in etkisinde kalmıştı. Daha önce kendi konusunda belirtildiği gibi Parmenides’in Elea Okulu, varlık konusunda antik Yunan felsefesini derinden etkilemiştir. Elea Okuluna göre “Varlık vardır ve yokluğun olması imkansızdır” “Her şey tek bir bütünün parçasıdır ve bölünemez” “Hiç bir şey vardan yok olmaz, yoktan da var olmaz”. Bu varlık kavramını eleştiren Empedokles ve Anaksagoras yine de tamamen bundan kopamaz. Onlara göre evrende teklik değil çokluk vardır. Maddeler kendisinden daha küçük parçalara bölünebilir. Bu yokluğa gitmek değil maddenin temel maddelere çözülmesidir. İşte bu noktada Elea Okuluyla birleşirler. Onlara göre, temel maddeler ise asla yok olamaz. Empedokles’e göre hava, su, ateş ve toprak evrenin temel kök maddeleridir. Bu maddeler yaratılmamış, ebedi ve ezelidir. Ancak bu maddeler birbirleriyle çeşitli oranlarda birleşerek diğer maddeleri oluştururlar. Anaksagoras (yine kendi konusunda anlattığımız gibi) bu dört maddenin bile altında maddeler olduğunu hatta bunların sonsuz olduğu belirtir. Ne olursa olsun yokluk, hiçlik ve boşluk yoktur.

  Leukippos ve Demokritos’un varlık anlayışı da benzerlik taşır. Onlara göre evrendeki tüm maddeler bölünebilir. Ancak Anaksagoras’ın aksine bu bölünmenin bir sonu vardır. Çünkü matematiksel olarak bir şey sonsuza dek bölünebilir. Ancak bu fizikken böyle olmak zorunda değildir. Burada ortaya atılan materyalist görüş önemlidir. Kavramsal olarak mümkün olsa bile, maddenin evren içinde bir hacim, bir kütleye sahip olması gereken minimum bir yer vardır. İşte bu en alttaki temel kök maddeye atom adı verilir. Hiç bir şey atomdan küçük olmaz. Atomlar bölünemez ve yok olmazlar. Onlar yaratılmamıştırlar. Atomların bir niteliği yoktur. Yani ıslak, kuru, sıcak, soğuk gibi özellikleri bulunmaz. Atomların bileşmesiyle oluşan maddeleri biz duyularımızla anlarız. Bu nedenle onları sıcak, soğuk gibi sıfatlar yükleriz.

 Atomların belli bir büyüklüğü vardır. Yani uzamda bir yer tutarlar. Sonsuz sayıda olan bu atomların şekilleri ise farklıdır. Kimi düz kimi yuvarlak kimi çengelli kimi yassıdır.www.onurcoban.com Bu şekilleri sayesinde birbiriyle uyumlu atomlar birleşir uyumsuzlar birbirinden uzaklaşır. Birleşen atomlar daha büyük ve gözle görebileceğimiz maddeleri oluştururlar.

 Atomculara göre boşluk ise vardır. Kendilerinden önceki tekçi ve çoğulcu filozoflar boşluğun, varlığın zıttı olarak görmeleri ve bu nedenle boşluğun olamayacağını belirtmelerine karşın, Atomcular buna karşı çıkar. Onlara göre varlığın içinde boşluk olamaz çünkü varlık doluluktur. Ancak varlığın dışında boşluk olabilir. Hatta bu gereklidir. Çünkü atomların ve maddelerin birbirinden ayıran boşluklar olmasaydı her şey tek ve bir olurdu. Bu boşluk sayesinde maddeler bir araya gelmezler. Boşluğun doluluk olmaması, Atomculara göre gerçek olmadığı anlamına gelmez. Günümüzde modern bilim bize boşluğun kısmen de olsa gerçek olduğunu göstermektedir. Ancak atomcuların belirttiğinin aksine evrendeki varlıklarında içinde boşluk olduğunu biliyoruz. Atomların arasında gerçekten bir boşluk bulunmaktadır. Neredeyse tüm Dünya hatta evrenin çoğunluğu madde değil boşluktan oluşmaktadır. Elbette ki bu bilimsel bilgiyi Demokritos bilmiyordu. Ancak her ne kadar varlığın içinde boşluk olamaz dese de bu bilgiye yaklaşmıştı. Bilim ilerledikçe boşluğun kavramsal yanı dışında fiziki özellikleri olup olmadığı da ortaya çıkacaktır. Günümüzde örneğin uzay boşluğunda madde olmasa da dalgaların olması gibi araştırmalar her geçen gün devam etmektedir. Aynı şekilde Atomlardan da küçük olan atom altı parçacıklar artık var olduğu bilinen bir gerçektir.


Demokritos’a geri dönelim. Onun atomlar hareket halindedir. Ancak bu hareket tamamen mekanik bir harekettir. Sonsuz bir boşlukta yer alan atomlar bu boşlukta hareket ederek birleşir ve ayrılırlar. Peki, bu atomlar neden ve nasıl hareket ederler. Benzer bir görüşe sahip olan Empedokles iki temel kuvvet olan Sevgi ve Nefreti, Anaksagoras ise Zihin (Nous) kavramını kullanmıştı. Onlara göre temel maddeleri hareket ettirecek bir neden, bir kuvvet gerekliydi. Oysa Atomcular dışardan bir güç aramazlar. Atomların hareketi kendi kendinedir. Aristoteles’in de çok eleştirdiği bu duruma göre ilk hareketin neden başladığının bir önemi yoktur. Çünkü atomların hareketi bir amaç uğruna değil tamamen mekaniktir. Bir ilk güce veya yaratıcıya gerek duymazlar. Bu yaklaşım materyalist bir anlayışın ilk temelleri olarak görülür.

Demokritos’a göre ruh da fiziki yani atoma sahip bir şeydir. Ateş atomu gibi hareketli bir atoma sahip olan ruh, bu sayede bedeni hareket ettirir. Soluk almakta aynı şekilde havadaki atomların beden ve ruhla döngüye girmesiyle olur. Demokritos’a göre ruh atomları güneş ışınlarında fark edilen toz zerrecikleri gibi havada rasgele bir şekilde dolaşmaktadır. Görüldüğü gibi ruh gibi soyut bir kavramı ret etmeden fiziki bir kavrama indirgemesi özellikle idealist filozofların tepkisine neden olmuştur.


Sokrates öncesi filozofların en önemlilerinden biri olan Demokritos ve diğer Atomcuların mekanik ve materyalist bu düşünceleri kendilerinde sonra gelen birçok ismi etkiledi. Maddeyi bir fail neden olmadan kendiliğinden bir başlangıç, bir harekete sahip olabileceği anlayışı o zamanlar için oldukça yeni ve etkileyiciydi.

Yazının diğer bölümleri için tıklayınız: Felsefeye bir bakış-Giriş-

Onur Çoban

.

Anaksagoras

Felsefeye bir bakış

3. Bölüm Doğa Filozofları
  K-Anaksagoras

Yazan: Onur Çoban


“ Nous dışında her şeyde, her şeyden bir parça vardır.”

Çoğulcu / Plüralist filozoflardan olan Anaksagoras, öncülü Empedokles gibi her şeyin tek olduğunu vurgulayan Parmenides ’in hem etkisinde kalmış hem de ona karşı çıkan bir felsefe geliştirmiştir.



Empedokles’te anlatıldığı gibi çoğulcu filozoflar tek bir arkhe olamayacağını düşünüyorlardı. Onlara göre Parmenides ‘in varlık kuramı kısmen doğruydu. Yani “hiç bir şey vardan yok olamaz, yoktan var olamaz…” Parmenides her şeyin bölünemez ve tek olduğunu savunuyordu. Bu nedenle evrendeki tüm maddeler ebedi ve ezeliydi. Oysa çoğulcu filozoflar bu kuralın sadece maddenin temel yapı taşı yani kökü için geçerli olduğunu savunuyorlardı. Empedokles 4 temel kök maddesi olan; hava, ateş, su ve toprak’ın birleşip ayrışarak evrendeki tüm maddeleri oluşturduğunu söylüyordu. Anaksagoras da bu fikre katılıyordu ancak bu temel maddelerin dört tane değil sonsuz sayıda olduğunu belirterek…

Anaksagoras aslında en büyük filozofların arasında gösterilmez. Ancak onun tarihsel önemi ve kendisinden sonra gelen filozofları etkilemesi bakımından çok önemlidir. Yaklaşıkonurcoban olarak i.ö. 500 – i.ö. 428 yılları arasında yaşadığı kabul edilir. Bugün Urla’nın yakınında bulunan antik Klazomenai şehrinde doğmuştur. Ancak yerleşmek üzere gittiği Atina’da hayatının büyük bir bölümünü geçirmiştir. Varlıklı bir aileden geldiği bilinen Anaksagoras neredeyse tüm servetini bilim ve felsefe çalışmaları için harcamıştır. Bu yıllarda kültür ve sanat konularında büyük bir yükselişe geçen Atina, antik dünyanın merkezi konumuna gelmeye başlamıştı. Ancak felsefe konusunda aynı durum yaşanmamaktaydı. Halkı büyük oranda tutucu ve çok Tanrılı dine sıkı sıkıya bağlı olan Atina’ya daha önce birçok filozof uğramıştı. Ancak buraya yerleşmek amacıyla gelen ilk yabancı filozofun Anaksagoras olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle ona, “Atina’ya felsefeyi getiren kişi” denir.


Atina’nın bu yükseliş döneminde yaşayan Perikles, Atina’nın yöneticisi durumundaydı. Bu yaşanılan altın çağda sanat ve felsefe gibi birçok konuyu Perikles desteklemişti. Anaksagoras’ın da koruyuculuğunu ve destekçiliği yapan Perikles, ondan da felsefe anlamında danışman gibi faydalanmıştı. Bu ayrıcalık sayesinde Anaksagoras hem bilimsel hem de felsefi çalışmalarına rahatça yönelebilmişti. Oysa bu iki konuda Atina halkının tepkisini çekmekteydi. Örneğin, Dünya’ya düşen bir göktaşını inceleyen Anaksagoras, Güneş ve Ay’ın benzer yapıda olduğunu, onların aslında kızgın bir taştan oluştuğunu belirtmesi, gök cisimlerine Tanrısal bir statü koyan Atinalıların hoşuna gitmemişti. Perikles gibi ünlü tragedya yazarı Euripides’in de dostu olan Anaksagoras baskıların artması üzerine mahkemeye verildi. Dinsizlikle suçlanan Anaksagoras, Perikles’in sayesinde Atina’dan uzaklaşabildi. Eğer bu himaye gücü olmasaydı ileride yaşanacak olan Sokrates’in idamına benzer bir olayın olması kaçınılmazdı.

Atina’dan sonra Çanakkale Lapseki’ye giderek burada bir okul kuran Anaksagoras, yeni ülkesinde saygın bir yaşam sürmüştür. Vasiyeti üzerine ölümünden sonra ölüm günü öğrenciler için bir tatil günü olarak her yıl kutlanmıştır.

Düzyazı ile kaleme aldığı eserlerinin çoğu ne yazık ki kaybolmuştur. Elimize ulaşanlar ise bir başka tesadüfi bir olay kaynaklıdır. İ.S.5. yüzyılda yaşayan Kilikyalı Simplicius, kendi eseri içi çalışmalar yapmak üzere Anaksagoras’ın bir eserini muhafaza etmiştir. Bu sayede o korunan eserin bir kısmı günümüze ulaşmıştır. Buradan anlaşılacağı üzere yaklaşık 1000 yıl boyunca Anaksagoras’ın eserleri temin edilebilir bir durumdaydı.

Anaksagoras, daha önce belirtildiği gibi Parmenides ‘in varlık kuramına inanıyor ancak her şeyin tek olduğu görüşüne karşı çıkıyordu. Empedokles gibi o da temel kök maddelerin asla yok olamayacağını ve hiçbir zaman yaratılmadığını belirtiyordu. Ancak ona göre hava, su, ateş ve toprak bile temel kök madde değildi. Bu maddelerin sayısı sonsuzdu.

Anaksagoras’a göre evrende gördüğümüz her şey daha küçük parçalara ayrılabilir. Ancak bunun bir sonu yoktur. Yani en küçük en temel maddeye ulaşmak fizikken imkansızdır. Çünkü ne kadar maddeyi parçalarsak parçalayalım bir alt boyutu daima olacaktır. Sonsuza kadar küçülen sayıca sonsuz olan bu madde parçalarına tohum ya da spermata / homeomeri adını vermişti. Bu görüş atomların bulunmasından sonra oldukça eleştirilmiş olmalıdır. Çünkü evrenin temel maddesinin atomlar olduğu ortaya çıkmıştır. Oysa günümüzde atom altı parçacıkların da olduğunu biliyoruz. Bu atom altı parçacıkların son mu yoksa onlardan da küçük bir madde var mı sorusu Anaksagoras’ı hatırlatır.

Anaksagoras her maddenin içinde diğer maddelerin bir parçası olduğunu düşünüyordu. Ona göre sonsuza kadar bölünebilen maddeyi hangi aşamada durursak duralım aynı özellikleri gösterecekti. Yani hiçbir zaman saf değil bir karışım halindeydi. Ancakonurcoban.com tekçi filozofların aksine bu parçaların yani spermata / homeomeri lerin aynı olduğunu da söylemiyordu. Anaksagoras’a göre “Her şeyde her şeyden bir parça vardır” yani bir saç telinde bir et, bir ette bir kemik, bir taşta bir ağaç parçası bulunur. Peki, bu her şeyi tek ve aynı yapmaz mı? Anaksagoras bunu şöyle açıklar. Eğer bir et parçasının karışımında daha fazla et ve daha az geri kalan her şey varsa, onu et olarak adlandırırız. Evet, belki tek fark karışım oranıdır. Ancak görme, tatma gibi duyularımız bu karışımı ayırt edemez. Biz onu et olarak görürüz. Aynı şekilde bir kalemde bir taşın parçası vardır. Ancak daha fazla kalem karışımı olduğundan biz ona kalem deriz.

Anaksagoras’ın bu görüşü düşündürücüdür. Her şeyin içinde her şey az da olsa var mıdır? Basit ve genel bir düşünceyle bir bakalım. Örneğin Karbon atomu hem hayvan hem de bitkilerde bulunur. Tüm canlı türlerinde bulunan karbon aynı zamanda kömür ve karbondioksit olarak doğada da bulunur. Elbette tüm bu varlıkların tek temeli karbon değildir. Ama hepimizde de bu madde vardır.www.onurcoban.com



Anaksagoras büyük ihtimalle deriden saçın çıkması, topraktan bitkinin filizlenmesini görerek bu tarz bir “her şeyde her şeyden” var olan bir sistem geliştirmişti. Ancak bu sistemin bir açığı bulunmaktaydı. Doğada her madde bir karışım içerindeyse bu karışım nasıl olmuştu? Yani bir toprağı sudan ayıran karışım neden gerçekleşmişti? Benzer bir problem yaşayan Empedokles bunu yine ebedi ve ezeli olan Sevgi ve Nefret kuvvetleriyle çözmüştü. Ona göre bu iki kuvvet sürekli 4 temel maddeyi karıştırmakta ve ayırmaktaydı. Bu sayede diğer maddeler oluşmaktaydı. Anaksagoras dawww.onurcoban.com benzer bir kuvvet düşündü. Ancak ona göre bu kuvvet tekti. Ona “Nous” adını verdi. Akıl veya Zihin olarak da isimlendirebileceğimiz Nous, felsefenin önemli kavramlarından biridir. Daha sonraki dönemde daha da geliştirilecek olan bu kavramı ilk kez Anaksagoras ortaya atar. Evrende bulunan her şeyin en safı olan Nous, geri kalan her şey gibi bir karışım değildir. Diğer her şeyde bulunan unsurlar Nous’da yer almaz. Çünkü onlardan biri Nous’un içinde olsaydı diğer maddeler gibi olur ve onlara karışması gerekirdi. Oysa Nous bir düzenleyicidir. O tüm maddelerin bilgisine ve kudretine sahiptir. Tüm bu karışım hareketinin kontrolcüsü ve sebebidir. Evrenin başında her şey bir kaos halindedir. Nous ise bir ayrışma yaşatarak karışımı dengelemiş ve maddeler ortaya çıkmıştır. Bunun sonuncunda taş, hava, su ve dünya ortaya var olmuştur .Nous her şeyin fail nedenidir. Bu üstün zihin üstün varlık anlayışı daha sonra birçok düşünce hatta Tanrı anlayışında görebileceğimiz bir kavram olması bakımından önemlidir.

Nous, bu kadar önemli olmasına rağmen hem Platon hem de Aristoteles, Anaksagoras’ı eleştirir. Onlar bu kavramı ortaya koyduğu için onu takdir ederler. Ancak onlara göre Anaksagoras sadece kavramı oraya koymuş Nous’un tam olarak neden ve nasıl işlediğini açıklamamıştır. Anaksagoras, Nous’yu geri kalan maddelerden ayrı bir yere koysa da onu maddeden tam olarak ayırmaz- veya ayırmadığı düşünülmektedir. Bu açıdan Empedokles’in Sevgi ve Nefret kuvvetleriyle örtüşür.

Felsefeyi Atina’ya getiren Anaksagoras, Sokrates ve onun döneminin oluşmasına da yardımcı olmuştur. Ay’ın Güneş’in ışığını yansıttığını ortaya koyması gibi bilim alanında da başarıları olan Filozof, sonsuz spermata ve Zihin/ Nous kavramlarını kullanması bakımından önemlidir.


Yazının diğer bölümleri için tıklayınız: Felsefeye bir bakış-Giriş-

Onur Çoban

.


Empedokles

Felsefeye bir bakış

3. Bölüm Doğa Filozofları
  J-Empedokles



Yazan: Onur Çoban

“Hava, su, ateş, toprak,”


Eski Yunan düşünürlerinin en önemlilerinden biri olan Empedokles, evrenin temel yapı taşının yani arkhe’nin tek değil birden fazla olduğunu öne sürerek felsefede çoğulcu anlayışı getirmesi bakımından önemlidir.

Empedokles’ten (Empedocles) önce evreni açıklamaya çalışan filozoflar arkhe’nin tek bir madde olduğunu vurgulamışlardı. Onlara göre su veya ateş gibi temel bir öğe evrenin oluşumundaki en önemli unsurdu. Ardından Elea Okulu ve özellikle Parmenides ’in görüşleri “tekliği” yani her şeyin bir olduğu görüşünü önemli hale getirmişti. Oysa Plüralist ya da Çoğulcu olarak isimlendirilen filozoflar bu görüşe karşı çıktı. Bunların ilk ve en önemlilerinden biri Empedokles’ti.




Empedokles yaklaşık m.ö. 490-430 yılları arası yaşamıştır. Sicilya’da bulunan Akragas antik kentinde doğmuştur. Babası, ülkenin tiranının devrilmesinde önemli bir rol oynamış bu nedenle de ülkenin yönetimi Empedokles’e sunulmuştur. Ancak demokrasiye bağlı olduğundan ki bu özelliğiyle eski yunan düşünürleri içinde sayılı bir isimdir, tahtı kabul etmemiştir. Yine de demokrasi içerisinde kalmak üzere hayatı boyunca siyaset ile ilgilenmiştir. Önceleri bir bilim adamı daha sonraları ise olağanüstü güçleri olan bir filozof olarak görülmüş en sonunda da peygamber hatta Tanrı mertebesiyle taraftar toplamıştır. Ölümü hakkında söylenilen ünlü yanardağı hikâyesi de bu olağanüstüonurcoban.com güçlerine inanması olarak gösterilir. Buna göre kendisinin doğaüstü güçleri olduğuna inanan Empedokles, hiç bir şey olmayacağını düşündüğü için Etna Yanardağına çıkmış ve yanan lavlara doğru kendisini kraterden içeri atmıştır.

Empedokles bilim adamı olarak da önemli bir isimdir. Veba salgınlarını önlemek için bataklıkların kurutulması gerektiğini vurgulamış, yoğun rüzgârların durdurulması için çalışmalar yapmıştır. Bitkilerin de cinsiyeti olduğunu ortaya koymuş, merkezkaç kuvvetini vurgulamıştır. Dönen bir kovadan su dökülmemesi ve bir havuzun içine batırılan bardağın içinde hava boşluğu kalmasını incelemiştir.

Empedokles aynı zamanda iyi bir hekimdir. Sicilya tıp okulunu kurmuş bu okul ünlü Hipokrat’ın Kos Okuluyla aynı seviyede bir gelişme göstermiştir. Kendisinin tıp alanındaki başarıları zamanla onun büyücülük gücü olduğu inancına sebep olmuştur. Gerçekten de artık tedavi edilemez denilen kişileri iyileştirmiş, solunumu durmuş kişileri yeniden hayata döndürmüştür. Ünlü sofist Gorgias’ın da belirttiği üzere Empedokles çeşitli büyü iksirleriyle de uğraşmaktaydı. Günümüzde dahi bu tarz olayların olağanüstü görülebildiğine bakacak olursak, 2500 yıl önce bu tarz olayların büyücülükle ilişkilendirilmesini daha rahat anlayabiliriz.




Empedokles’te, zamanla hem bilim hem de tıp alanındaki doğaüstü başarısını peygamberlik hatta Tanrılık olarak görecekti. Felsefesinin de ciddi bir taraftar bulmasının etkisiyle bu durum ölümüne dek devam etti. Dini anlamda etkilenmiş olduğu Pisagor / Pythagoras’ın da bunda etkisi olduğu düşünülebilir.

 Empedokles eserlerini Parmenides gibi şiir formatında yazmıştır. Kendisine hayran olan Romalı Lucretius kendisinden yaklaşık 600 yıl sonra bu üslubu benimseyecektir. Empedokles çok sayıda eser verse de elimize sadece fragmanlar şeklinde kalan iki eseri mevcuttur. Doğa Üzerine ve Arınmalar adını taşıyan bu eserler ve daha sonra gelen filozofların yazdıkları sayesinde Empedokles’in fikirleri günümüze kadar ulaşmıştır.

Empedokles’in felsefesi Parmenides’ten hem etkilenmiş hem de ona karşı çıkmıştır. Empedokles, Parmenides’in ortaya koyduğu, varlığın yoktan var olamayacağı ve vardan yok olamayacağı görüşüne katılıyordur. Ona göre varlık ezeli ve ebedidir. Hiçlikten bir varlığın oluşması imkânsızdır. Ancak bir değişim ve hareket vardır. İşte bu noktada Parmenides’ten ayrılır. Parmenides her şeyin bir olduğunu vurgulamakta ve değişime karşı çıkmaktaydı. Oysa Empedokles’e göre evrende asla yaratılmamış ve asla yok olmayacak olan 4 tane kök madde vardır. Bu maddeler; hava, ateş, su ve topraktır. Parmenides’in belirttiği gibi bunlar asla yok olamazlar. Ancak birleşip ayrılabilirler. Bu maddelerin farklı oranlarda bir araya gelmesi ile farklı maddeler oluşabilir. Bu oluşan maddeler, çözülerek yok olabilir. Ancak özünde kök maddeler asla yok olmazlar.www.onurcoban.com




Görüleceği üzere Empedokles, Parmenides’in genel felsefesini sadece bu temel maddeler için savunmuştur. Oysa geri kalan her şey bir hareket bir birleşim sonucu değişime uğramaktadır. İnsan, hayvan, doğa her şey bu 4 temel maddenin çeşitli oranlarla bir araya gelmesi sonucu oluşmuştur. Şaşırtıcıdır ki günümüzde bu görüşe çok uzak değiliz. Bu dört temel maddenin aslında kök madde olmadığını biliyoruz. Zira toprağın içinde binlerce farklı unsurun olduğu gibi suyun da 2 farklı atomdan oluşması buna örnektir. Ancak su örneğindeki gibi, temel bir madde yani atomların birleşmesiyle evrendeki maddelerin oluştuğunu biliyoruz. Bu atomlar, Empedokles’in belirttiğini gibi, çeşitli oranlarda birleşmesi farklı maddelere neden olmaktadır. Daha sonraki birçok filozof bu sonuca daha çok yaklaşsa da bu teoriyi ilk ortaya atanlardan olması bakımından Empedokles önemli bir isimdir.

4 temel öğe anlayışı özellikle Aristoteles tarafından daha da geliştirilecek ve tüm ortaçağ boyunca hatta modern çağa kadar baskın görüş olacaktır. Günümüzde bile popüler kültürde kendisine hala yer bulan bir unsurdur.www.onurcoban.com

Parmenides’in görüşlerinden etkilenen Empedokles bu dört temel öğenin neden hareket ettiğini açıklamak zorunda hissetmiştir. İşte burada yine temel unsurlardan olan Sevgi ve Nefret (çatışma) fikrini ortaya koydu. Bu ebedi iki kuvvet, 4 temel maddeyi hareket ettiriyor ve onu çeşitli oranlarda diğer maddelerle birleştirip ayırıyordu. Bu noktada Empedokles’in görüşleri bilimden biraz uzaklaşır. Ona göre bu temel köklerin tam bir arada olması sevginin evrende baskın olmasıyla olur. Zamanla nefret / çatışma baskın gelmeye başlar ve kök maddeler ayrışır. En onunda nefretin tam baskın halindeonurcoban maddeler birbirinden tamamen ayrılmıştır. En sonunda yeniden sevginin baskın olduğu evreye doğru yeni bir döngü başlar. Bu hareket sürekli tekrarlanır. Sevgi ve Nefret metafizik öğeler içerse de Empedokles’in yaşadığı dönemde madde ve madde dışı ayrımı tam olarak yoktur. Bu nedenle bu kuvvetleri aslında birer madde olarak görmekteydi.

Empedokles’in evrim ve doğal seçilim teorisi olması önemlidir. Temel hatlarıyla günümüz anlayışına benzer. Ona göre de canlılar zamanla değişir, evrimleşir. Doğaya en uyumlu olan yani hayatta kalan, neslinin devamını sağlar. Bunu başaramayanlar ise yok olur. Ancak başlangıçtaki durumu daha olağanüstü bir şekilde hayal eder. Ona göre evrenin başlangıcında her şey karışık ve sayısız bir çeşitlilik içindeydi. İki başa sahip vücutlar, üç göze sahip yüzler, elsiz kollar, tek bacaklı canlılar vardı. Bu canlılar hayatlarını sürdüremedi sadece bugün görmüş olduğumuz canlı çeşitleri hayatta kalıp günümüze kadar ulaştı. Bu noktada Yunan Mitolojisinde var olan öküz başlı insan veya insan başlı atlar gibi yaratıkları da açıkladığı varsayılabilir.



Daha önce belirtildiği gibi zamanına göre çok başarılı bir hekim ve bilim adamı olması ayrıca Pythagorasçılık ve Orpheus öğretisinin etkisiyle çevresi gibi kendisi de doğaüstü güçleri olduğuna inandır. Kesin olup olmadığı bilinmemekle birlikte Etna Yanardağından aşağıya kendisini bıraktığında lavların ona bir şey yapamayacağını düşünüyordu. Elbette günümüzde atlayabileceği bir noktaya bile gelmesi fizikken çok zor olsa da bu efsane günümüze kadar ulaştı.


Yazının diğer bölümleri için tıklayınız: Felsefeye bir bakış-Giriş-
Onur Çoban

.


Elealı Zenon

Felsefeye bir bakış

3. Bölüm Doğa Filozofları
  I-Elealı Zenon

Yazan: Onur Çoban


“Paradoks”

Elea Okulunun en önemli temsilcilerinden biri olan Zenon, ortaya attığı paradokslarıyla ünlü olup, yine aynı isimdeki Kıbrıslı Zenon ile karıştırılmamak için Elealı Zenon olarak hatırlanır.

Elea Okulu olarak isimlendirilen ve Parmenides ‘in görüşleriyle dikkat çeken bu eski Yunan felsefe okulunda, daha önce belirtildiği gibi boşluğun, çokluğun ve hareketin olmadığı, tek gerçekliğin teklik olduğu vurgulanmaktaydı. Parmenides’e göre var olan tekti ve birdi. Bu okulun ve özellikle Parmenides’in görüşlerini benimseyen Elealı Zenon, ortaya koyduğu akıl yürütmelerle felsefe tarihinde kendine yer bulmuştur.



Yaklaşık olarak İ.Ö 490-430 yılları arasında yaşadığı kabul edilen Elealı Zenon, daha sonra Platon gibi önemli isimlerin kullanmış olduğu diyalog yazım tekniğini ilk kez kullanan isim olarak kabul edilir. Karşılıklı konuşmaya dayanan bu yazım tekniği ile filozoflar düşüncelerini sanki sözlü bir anlatım varmışçasına ifade ederler. Ne yazık ki günümüzde doğrudan kendi yazdığı eserler çok az kalmakla birlikte özellikle Aristoteles’in yazmış oldukları sayesinde birçok paradoksu günümüze ulaşmıştır.

Elealı Zenon aslında kendi düşüncelerin orijinalliği sayesinde değil, kullandığı yöntem ile önemlidir. Gerçekten de görüşleri özellikle hocası Parmenides ’in savlarını doğru çıkarmak üzerinedir. Parmenides ‘in ortaya koyduğu tüm felsefi sistemi, kullanmış olduğu teknikle savunmaya çalışmaktadır. Aristoteles’in “diyalektik akıl yürütme” olarak ifade ettiği bu yöntem, çoğunluk tarafından doğru kabul edilen öncü görüşleri kullanarak, yine akla yatkın ve ikna edici ancak bilimsel olmayan sonuçlara ulaşma sistemidir. Bu yöntem Aristoteles’e göre bilimsel olarak asla kanıtlanamayacak/ kanıtlanması mümkün olmayan şeyler için gerekli bir yöntemdir. Ancak farklı kullanıldığında çıkan sonuçlar öncü kabul edilen şartlara göre “mantıklı” gelse de özünde “saçma” sonuçlar da doğurabilmektedir.  

Elealı Zenon’ da bu “saçma” sonuçlara ulaşmayı hedeflemekteydi. Ona göre Parmenides ‘in düşüncesine karşı olanların savlarını doğru kabul edersek bir dizi farklı sonuçlara gitmemiz olasıydı.onurcoban.com Düz bir mantıkla ilerlersek çıkan saçma sonucu kabul etmemiz gerekmektedir. Ancak gözlem ve deneyimlerimiz bu sonuçların doğru olmadığını göstermektedir. İşte bu tutarsızlık Elealı Zenon ’un ulaşmak istediği noktaydı.

Paradoks olarak ifade edilen bu görüşlerin en ünlülerini yine Elealı Zenon ortaya atmıştır. 14 adet olduğu düşünülen bu paradokslardan bazıları şöyledir:



Akhileus (Aşil) ve Kaplumbağa Paradoksu’nda; mitolojide önemli bir yeri olan çağının en güçlü ismi Aşil’in (Akhileus) bir kaplumbağa ile yarışa girdiğini düşünelim. Aşil, kaplumbağaya 1 metre avans vermiş olsun. Aşil bu 1 metreyi koşup, kaplumbağanın başladığı yere geldiğinde, kaplumbağa da 1 cm ilerleyecektir. Ardından Aşil kaplumbağanın ilk ilerlediği 1 metreye geldiğinde kaplumbağa yine 1 cm ilerleyecektir. Her ikisi de sürekli hareket halinde olacağından Aşil kaplumbağayı hiçbir zaman yakalayamayacaktır! Çünkü Aşil sürekli kaplumbağanın ilk noktasına ulaşsa da, milimetrik bile olsa sürekli kaplumbağanın da bir ilerleyişi olacaktır.www.onurcoban.com

Bu akıl yürütmeye göre bu sonuç tutarlı gözükmektedir. Ancak deney ve gözlemlerimiz hatta bilimsel bilgilerimiz Aşil’in kaplumbağayı yakalayıp geçeceğini gösterir. Bu durumu Elealı Zenon’da biliyordu. O da bu paradoksu ortaya attığında bu saçmaya indirgenen görüşü savunmadı ancak akıl yürütmenin de böyle bir tutarsız sonuç çıkarması da ortadaydı.

Zenon burada şunu anlatmak istedi. Eğer hareket denilen kavramı baştan kabul edersek Aşil’in kaplumbağayı asla yakalayamayacağını kabul etmemiz gerekir. Bunun doğru olmadığını yani hareketin bir yanılsama bir gerçeklik dışı olduğunu kabul edersek, gözlemlediğimiz gerçek olan Aşil’in kaplumbağayı geçmesini de kabul edebilirdik. Bu paradoks yüzyıllarca bir soru işareti olarak kaldı. Günümüzde matematiğin gelişmesi ve sonlu sayılar üzerinde yeni ortaya konan çalışmalar bu paradoksu açıklamaya yardımcı olmaktadır. Ancak Zenon’un burada bir kanıtlamadan çok bir akıl yürütme ortaya koymaktadır.

Uzay Paradoksunda, maddelerin dışında olan ve onları çevreleyen uzay sorgulanmaktadır. Eğer uzay varsa ve dünya onun içindeyse, uzayın dışında ne vardır? Uzayı da çevreleyen başka bir şey, onu çevreleyen başka bir şey diye gidildiğinde bu sonsuz bir döngüye neden olmaktadır. Elealı Zenon’a göre bu durum saçmalık yaratmaktadır.onurcoban.com

Elealı Zenon’un paradoksları, çoğu zaman gülünç ve saçma damgasına maruz kalsa da, Platon’un “Parmenides” adlı eserinde belirttiği gibi bizzat Zenon bunun böyle olmasını istemiştir.onurcoban.com

“Parmenides’in tezini saçma mı buluyorsunuz? Peki sizin teziniz Parmenides’inkinden daha mı az gülünçtür? Hayır. Sizin tezinizin, bu tezden çıkan sonuçların kendilerinin kabul edilemez olmalarından ötürü Parmenides’in tezinden hiç de daha az gülünç olmadığını size gösterebilirim. İşte Kanıtlarım…” (Platon, Parmenides, 128 b)     

Siyaset ile de doğrudan ilgilenen Elealı Zenon’un bir isyan sırasında ölmüş olduğu düşünülmektedir.

Yazının diğer bölümleri için tıklayınız: Felsefeye bir bakış-Giriş-
Onur Çoban

.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...