Postmodernizm ve Sinema -3

Not: Lütfen önceki bölümleri için yukarıya veya en alttaki linklere bakınız.
Postmodernizm ve Sinema -3
Yazan: Onur ÇOBAN
3.bölüm:POSTMODERN FİLM ÖRNEKLERİ

Postmodernist sinemayı incelerken örnek gösterebilecek filmler üzerinden gitmek daha olumlu sonuçlar doğuracaktır.
Postmodern öğelere sahip olan filmlere baktığımızda, kimisinin tamamen postmodern olarak nitelendirebileceğimiz özellikleri olsa da kimisi sadece bazı özellikleri ile bu kapsamda değerlendirilebilinir. Bu bölümde her iki türden filmler temel özellikleriyle anlatılmaya çalışılacaktır.
Steven Connor ve David Harvey postmodern sinemadan bahsederken en çok David Linch üzerinde durmuşlardır. Özellikle Linch’in 1986 tarihli Mavi Kadife (Blue Velvet) adlı filmi postmodern sinemaya çok güzel bir örnektir.
Mavi Kadife’nin başrollerinde Kyle MacLachlan, Isabella Rossellini, Dennis Hopper ve Laura Dern yer almaktadır. Filmin orijinal ismi Blue Velvet, şarkıcı Bobby Vinton' un aynı adlı şarkısından alınmıştır.
Kuzey Karolayna'da bulunan Lumberton'daki bir kasabada çekilen film, bir komşusunun arka bahçesindeki çim arazide kesik bir kulak bulan kolej öğrencisi Jeffrey Beamount' un hikayesini anlatır. Jeffrey, olayı kasabanın şerifi Teğmen John Williams'ın kızı ve lise öğrencisi olan Sandy Williams'ın yardımları ile, kendi başına araştırmaya karar verir. Sandy babasının ofisinde duymuş olduğu, kulakla ilgili yardımcı olabilecek bilgileri Jeffrey'e sağlar. Jeffrey sonunda sosyopat bir suçlu aynı zamanda da tecavüz, cinayet ve uyuşturucuya karışmış bir çetenin lideri olan Frank Booth' un yeraltı dünyasına girer.
Özünde bir dedektiflik hikayesi gibi gözüksede Mavi Kadife aslında daha derin anlamlar içeren bir filmdir. Film postmodernist bir biçimde, ana kararkterlerin hiç biriyle bağdaşmayan iki dünya arasında gidip gelmektedir. Bir yanda, lisesiyle 1950’li yılların Amerikan kasaba hayatı, öte yandan ruh hastalıkları, uyuşturucu ve cinsel sapkınlıkların olduğu şiddet dolu bir dünya var olmaktadır. Giysiler ve dekor tamamen ABD’nin 1950’li yıllarını anlatsa da karakterler daha çok 20. yüzyılın sonunu resmetmektedirler. Bu ikilem ve zaman parçalanması postmodern sinema için çok iyi bir örnektir.
Yönetmenliğini Terry Gilliam’ın yaptığı 1985 tarihli Brazil adlı film postmodern öğeler içeren bir distopya filmidir. Jonathan Pryce, Robert De Niro, Katherine Helmond, Lan Holm, Bob Hoskins, Michael Pain gibi oyuncuların oynadığı İngiltere yapımı bu film 131 dakika uzunluğundadır.
Brazil, 1984 adlı filme yakın olay örgüsüyle ön plana çıkar. Gelecek dünyasında otoriter bir devlet düzeni kurması bu savı destekleyen ilk örneklerden biridir. 1984’ün Smith’i gibi Sam Lowry de acımasız devletin orta kademe memurlarındandır. Romantik bir ilişki sonrasında isyanın yanında saf tutar. 1984’tekine benzer bir savaş ortamı ve baskıcı bir bürokrasi anlayışı filmin distopik gelecek görüşüdür.-Onur Çoban-
Filmin anlatım yapısı yer yer komediye göz kırpmaktadır. Bu açıdan türün kalıplarını da yıkmaktadır. Filmin içeriğine baktığımızda bir güvensizlik ortamı göze çarpmaktadır. Sokaklarda “Korkmayın, arkadaşınızı ihbar edin” yazmakta, diktatör bir rejim afişlerle propaganda yapmaktadır. Metal renklerin hakim olduğu yüksek binalar, çocuklara hediye olarak kendi kredi kartlarının verildiği bir dünya resmedilmiştir. Bu zaman-mekan karmaşasının yaşandığı dünya düzeni modernizmin temel aldığı düzene karşı gelmektedir.
1982 yılında Ridley Scott tarafından çekilen ve başrollerini Harrison Ford, Rutger Haure, Sean Young, Edward James Olmos’un paylaştığı ABD yapımı Blade Runner postmodern sinemanın başyapıtlarından sayılmaktadır.
Distopik sinemanın en başarılı mekan tasvirlerine sahip olan Balde Runner, Philip K. Dick’in Do Androids Dream of Electric Sheep adlı kitabından uyarlanmıştır. Filmin konusu kısaca şöyledir: Eski bir polis olan Rick Deckard artık görevinin sonuna gelmiş olan replikaları “emekli etme” yani öldürme görevini üslenmektedir. Replikalar, insanların kopyası olarak üretilen robotlardır. İnsanlarla boy ölçüşebilecek derecede duygulara sahip olan replikalar, beyinlerine yerleştirilen hafızalar sayesinde kendileri bile gerçek insan olup olmadıklarını bilememektedirler. Replikalardan birkaçı bir gezegende isyan çıkardıktan sonra gizlice dünyaya girerler. Bunlardan biri olan Roy Batty, replikaların doğasında olan kısa ömür sorununu çözmek için “yaratıcısı” olan bilim adamını tehdit etmektedir. Replikaların peşindeki Deckard bu görevi sırasında bir replika olan Rachael’e aşık olması işleri iyice karıştırmaktadır.
Filmin dekorları oldukça görkemlidir. Gelecek dünyası dev gökdelenler, sürekli reklam sunan video ekranları, sürekli devam eden asit yağmurları, kalabalık ve çok kültürlü bir toplum içeren bir dünya tasviri yapılmıştır. Film bu dekorlar içerisinde gerçekliği sorgulamaktadır.
Filmin dikkat çekici bir özelliği de içerdiği gizli mesajlardır. Deckard’ın bir insan mı replika mı olduğu sorusu ve “yaratıcı” bilim adamının aslında Tanrıyı simgelemesi, filmin sonunda Roy Batty’nin muhtemelen bir çarmıha germe simgesi olarak elini çiviyle delmesi hep bir tartışma konusu olmuştur.
Gerçek olanın ne olduğunu belirleyememe bu filmi postmodern öğelerin içine sürükler. Replikalarin “gerçek” olacak kadar “insan” olması modernist öğelerle tezat içerir. Blade Runner, esnek üretim ve zaman-mekan sıkışması bağlamına yerleştirilmiş, postmodernist temaların sinemanın elindeki bütün hayali olanaklar kullanılarak ele alındığı bir bilimkurgu meselesidir. Kopyaların yaşadığı korkunç kaderi de, harap, sanayisizleşmiş çürüyen bir postmodern dünyanın dökülen sokaklarında karıncalar gibi yaşayan insan kitlesinin boğucu koşullarını da aynı bırakmaktadır. (Harvey, 2006:348)
1984 adı ile aynı tarihte Michael Radford tarafından çekilen bir distopik filmdir. George Orwell’ın aynı adlı eserinden uyarlanan 1984, kitabın getirmiş olduğu yenilikleri filme yer yer başarılı olarak uyarlansa da film kitap kadar başarılı olamamıştır. Ancak yinede eserin düşüncelerini sinemaya yansıtması açısından önemlidir.
Winston Smith düşüncenin suç sayıldığı bir dünyada geçmişi arayan bir adamdır. İnsani duyguların tamamen yasaklandığı bu baskıcı rejimde Smith tanıştığı Julia ile yasak bir ilişki yaşamaktadır. Ancak devletin yöneticisi konumundaki “büyük birader” ve onun üst sınıfını temsil eden iç parti üyeleri bu durumu öğrenir. Sonunda her ikisi de “iyileştirilme” amacıyla şiddet içerikli bir tedaviye maruz kalırlar.
Film insanlar arasında sınıf ayrımını kaldırma amacı güden ancak içten içe sınıfsal farklılıklar üreten bir rejim olan İngiliz sosyalizmini anlatır. Bu yönetim sistemi dünyadaki diğer süper güçlü devletlerle savaş halindedir. İnsanlar savaşın gölgesinde ve partinin mutlak yönetiminde sorgulamadan bir hayat yaşamaya mecbur haldedir.
Film, kitaptan aldığı video ekranları, duyguların olmadığı bireyleri ve gelecek dünyasının devasa yapılarını aynen resmetmektedir.-Onur Çoban-
Bu filmdeki gerçeğin değiştirilebilir olması olgusu postmodern gerçekçilik anlayışı ile bağdaşmaktadır.Filme göre tarih kolayca değiştirilebilinen bir meseledir.
The Matrix(1999) son yıllarda çekilen en önemli bilimkurgu filmlerinden biridir. Popüler kültürle felsefi söylemleri harmanlamayı başaran 20.Yüzyılın son büyük distopik filmi Matrix, 2003’te çevrilen 2 devam filmiyle beraber türün en göze çarpan filmlerinden biridir. Uzak doğu felsefesi, Hıristiyan öğretileri, eski Yunan felsefi düşünüşü ve modern distopik anlayışın başarıyla harmanlandığı bu film görselliğe önem vermesiyle de büyük bir izleyici kitlesi kazanmıştır.
Film gelecekte geçmektedir. Makineler ile insanlar arasında gerçekleşmiş olan büyük bir savaşın sonunda insanlar makinelerin kölesi durumuna düşmüştür. Savaş sırasında insanların güneş enerjisini ortadan kaldırmak için atmosferi “bozması” nedeniyle makineler yeni enerji kaynaklarının peşine düşmüşlerdir. Sonunda insan vücut ısını kontrol edip ondan yaşamlarını sürdürebilecek enerji üretmeyi başaran makineler “tarlalarda” insan yetiştirmektedir. İnsanların bağlı oldukları kapsüllerden uyanıp isyan çıkarmalarını önlemek amacıyla suni bir rüya görmeleri sağlanmaktadır. Matrix adındaki bu rüya 1990’lı yılların dünyasını insanlara gerçekmiş gibi sunmaktadır. Aslında bir yazılım olan Matrix’te yaşayanlar sanki her şey gerçekmiş gibi hayatlarını sürdürmektedir. (Onur Çoban) Bunlardan biri olan Thomas Anderson veya bilgisayar korsanlığı yaptığı adıyla Neo’da bunlardan biridir. Neo’nun insanlığı kurtaracak seçilmiş kişi olduğuna inanan Morpheus ve yardımcısı Trinity gerçek dünyada yaşayan ancak Matrix’e kaçak olarak giren asi güçlerin birer elemanlarıdır. Neo’yu kurtarıp makinelere karşı büyük savaşa hazırlanma amacı gütmektedirler.
Suni bir yaşam ve gerçeğin ne olduğunu sorgulayan Matrix son yıllarda felsefi öğeleri en fazla gündeme getiren filmdir. Ancak bunu yaparken ticari kaygıları bir kenara atmamış şiddet içeren sahneleriyle görselliğe önem vermiştir. Ortaya attığı yeni ağır çekim teknikleriyle türe büyük yenilikler getirmiştir.
Film gelecekte çölleşmiş bir dünya, dev makineler şehri, yerin binlerce kilometre altında kalan son insan şehri gibi birçok gelecek tasvirinden bahsetmektedir. Oluşturduğu suni yaşam düşüncesi ve gerçek sandığımız her şeyin aslında sahte olabileceği şüphesi filmin konusunda önemli bir yer tutmaktadır. İnsanlar bu sahte yaşamın farkında olmadan hayatlarını bir kapsülün içinde geçirmekte filmde de anlatıldığı gibi sadece makinelerin birer pilleri olmaktan öteye geçememektedir. Dijital cihazların artması ve internetin yaygınlaşması filmde anlatılan suni yaşam ağının gelecekte mümkün olabileceği ön görüsünü gözler önüne sermektedir.
İnsanlaşan makineler,zaman-mekanın gerçek olup olmamasının belirsizliği postmodern öğeleri bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Film içerik olarak klasik sinema öğelerinin kullanıldığı ,biçimsel olarakta son teknolojinin yeraldığı modern sonrası bir filmdir.www.onurcoban.com
Ucuz Roman (Pulp Fiction) filmi biçim ve içerik uyumsuzluğu açısından tam bir postmodernist bir filmdir.
Filmin ismi 1940’lı yılların kültürünü çağrıştırmasına rağmen 1990’lı yıllarda geçmesi zaman-mekan uyumsuzluğuna bir örnektir. Film içinde birçok sefer bu durum belirtilmiştir. Bu özelliği ile Mavi Kadife ile benzer özellikler gösterir. Bu duruma örnek olarak 1959 tarihli Tv programlarının ekranda gözükmesi, kullanılan otomobillerin 1960’lı yıllara ait olması gibi öğeler sunulabilir.
Filmin en önemli özelliği parçalı kurgu anlayışıdır. Filmi 3 bölüm halinde hazırlanmış ve sonu orta kısma konularak seyirciye sunulmuştur. Zaman karmaşasını yaratan bu durum klasik sinema için oldukça radikal bir adımdır.
Film ayrıca sinema tarihine birçok göndermeler içermektedir.
Gerçeğe Çağrı (Total Recall) ve Vanilla Sky gibi filmler gerçeklik olgusunun üzerinde durmuşlardır. Gerçekle suni dünya arasında ki fark veya fark olmamasını irdeleyen bu filmler postmodernist filmlerin mekan olgusuna bakışını özetlemektedir.
Yukarda sayılan filmler gibi tam olarak postmodernist sayılamasa da bu tür öğeleri içeren çok sayıda film bulunmaktadır. Bu filmler klasik sinema anlayışını yok etmekte, tarih ve gerçeklik olgusunu yeniden yorumlamaktadırlar.

KAYNAKÇA

KİTAPLAR:
AnaBritannica, İstanbul,Hürriye Ofset Matbaacılık ve Gazetecilik AŞ, 1994
Anderson, Perry, Postmodernitenin Kökenleri, İstanbul ,İletişim Yayınları, 2005
Benjamin, Walter, Mekanik Röprodüksiyon Çağında Sanat Yapıtı adlı makalesi
Biryıldız, Esra-Sinemada akımlar, İstanbul,Beta Yayınları, 2002
Connor, Steven, Postmodernist Kültür, İstanbul ,YKY, 2005
Dorsay, Atilla-100 yılın filmi, İstanbul,Remzi Kitabevi, 2004
Erdoğan, İrfan; Alemdar, Korkmaz, Öteki Kuram, Ankara, Erk yayınları, 2005
Harvey, David , Postmodernliğin Durumu, İstanbul Metis Yayınları, 2006
Irwin,William-Matrix ve Felsefe, İstanbul, Güncel Yayıncılık, 2003
Orwell, George-1984, İstanbul, Can yayınları, 2004
Özdemir ,Selda Tan- Kara Filmler, İstanbul, Altıkırkbeş Yayıncılık, 2003
Özden, Zafer-Film eleştirisi, İstanbul, İmge Yayınevi, 2004
Schneider, Steven Jay- Ölmeden önce görmeniz gereken 1001 film, Caretta Yayınları, 2003
Smith,Geoffrey Nowell- Dünya sinema tarihi, İstanbul,Kabalcı yayınevi, 2003
Tekinalp, Şermin; Uzun, Ruhdan, İletişim Araştırma ve Kuramları, İstanbul, Beta yayınları, 2006


ELEKTRONİK KAYNAKLAR:


TDK Güncel sözlük. http://www.tdk.gov.tr
Vikipedi.com http://tr.wikipedia.org/wiki/Ana_Sayfa
ONUR ÇOBAN
İ.Ü. İletişim Fakültesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...