Postmodernizim ve Sinema -2

Postmodernizim ve Sinema -2
Yazan: Onur ÇOBAN
NOT: Lütfen öncesi için yukarıya bakın...
2.Bölüm: POSTMODERNİZM VE SİNEMA

Sinema, icadından beri kendini sürekli geliştirmektedir. Bu gelişim dönemlerinde sosyal ve siyasal olaylardan da etkilenmemesi imkansızdır. Bu bağlamda modernizm ve postmodernizm sinema ile derin ilişkiler halinde olan kavramlardır, denmesi doğru bir tespit olacaktır.
Sinemanın ilk yıllarındaki döneme baktığımızda modernizmin etkisi gözükmektedir. Yurttaş Kane gibi klasik modernist filmlerde bu durum gözükmektedir. Yurrtaş Kane’de, bir muhabir Kane’nin hayatının ve kişiliğinin muammasını çözmek amacıyla, onu tanımış olanlardan farklı anıları ve perspektifleri bir araya getirir.
Postmodern sanat özellikle televizyonun ve video teknolojisinin gelişimiyle hız kazansa da sinemada da etkisi oldukça fazla olmuştur. Walter Benjamin’in “Mekanik Röprodüksiyon Çağında Sanat Yapıtı” adlı makalesinde bahsedilen gerçeklik kavramı bu tür filmler için çok önemlidir.
Benjamin’in sözünü ettiği durum, belli bir sanat yapıtının birçok röprodüksiyonunu yapma olanağı , yapıtın “aura”’sının , yani onun maddi dünyadan aşkın uzaklığı ve mutlak kalıcılığı mitleriyle zaman ve mekan içindeki eşsizliği duygumuzun, tehdit altında olduğunu düşündürmektedir. Benjamin’e göre bu aura duygusunu parçalayan ya da ortadan kaldıran herşeyden çok filmdir.
Sanat yaptlarının gerçeği birebir kopyalayabilmesi hatta daha da ileri gidip kopyalarında hiç kayıp olmadan kopyalanabilmesi gerçeklik kavramının zora girmesine neden olmuştur. Kopyaları orijinallerinden ayıramamak gerçekliğin simgelerle oluşturabileceğini göstermiştir.-onur çoban-
Sinemanın uzun yıllar boyunca selülozdan oluşan filmlerle çekilmesi kopya üretiminin bu özelliğini tam olarak verememiştir. Oysa ki videonun gelişimi ile kopyalar arasında bir fark kalmamıştır. Son yıllarda dijital olarak çekilen filmlerin artması ve selülozdan oluşan filmlerin terkedilmeye başlanması sinemanın da gerçeklik karmaşası tartışmasına girmesine neden olmuştur. Bu açıdan yapısal olarak sinemanın postmodernizmin belirsizlik, kesin olmama özelliğine bir örnek olduğu söylene bilinir.
Yapısal özellikleri kadar sinemanın içeriği de gerçekliğin tartışıldığı bir alandır. Sinema filmlerinde gerçeğin sorgulandığı hatta daha da ileri gidilerek mutlak gerçekliğin sadece birer aldatmaca olduğu teorisi postmodernizmle derin ilişkilidir. Bu filmler konularında bu öğeleri sunarken modern kültürede karşı çıkmış olmaktadırlar.
Bu gibi durumlar son yıllarda çekilen filmlerin içeriklerinin değişmesine neden olmuştur. Eskiye nazaran daha bilinmezci ve daha aydınlanmaya uzak senaryolar sinemada boy göstermektedir.
Postmodern sanatların en önemeli özelliği olan parçalanmışlık duygusu biçim ve içerik olarak sinema ile ilişkilidir. Kurgu sanatının doğası gereği, birçok parçanın bir araya getirilmesi buna örnek olabilir. Farklı zaman ve mekanda çekilen görüntüler bir araya getirilerek yeni bir gerçekçilik yaratmaktadırlar.
Kurgunun bu ilginç özelliğine rağmen, kurgunun en çok gelişme gösterdiği yıllar modernizmin çok güçlü olduğu yıllardır. Anlatım tarzlarının kurguya ilintili olduğu bu devir buna rağmen modern olarak değerlendirilmektedir. Sergei Eisenstein gibi bu dönemden bir sinemacı ve Ozu, Godard, Bresson, Duras gibi yönetmenlerin filmleri modernist sayılabilinir.(Connor,2005:259)
Postmodern sinema ismini kullanmasada bu kapsamda filmler yapılmasını destekleyen ve modern sinemayı ilk eleştirenlerden biri Christian Metz’dir. Metz, 1974 yılında yayınlanan “The Modern Cinema and Narrativity” başlıklı denemesinde modernist sinemanın kapsamlı bir açıklamasını yapmıştır. Metz burada, yönetmenin stüdyo görevlisi olmaktan çok yaratıcı olarak otoritesi, filmde tiyatro uzlaşımlarına saldırması gibi modernist sinema üstüne bazı etkili olmuş iddiaları, kendini kaptırmaktan çok düşünmeyi vurgulayan ve dramatik ardışıklıktan çok tek tek kare­lerin yapısı üstünde odaklanan bir sinemanın doğuşuyla yan yana getirir. Bütün bunlarda ortak olan, modernist sinemanın anlatıyı yadsıdığı ya da anlatının ötesine gittiği varsayımıdır. Dolayısıyla Metz'in modernist sinema teorilerini nitelemesi (onur çoban) Bordwell ve Staiger'inkinden daha kapsamlıdır ama buna uy­gun olarak, modernist oluşuyla ayırt edilebilecek bir sinema sa­natının var olduğu iddiaları karşısında daha kuşkucudur. Metz'e göre anlatının yadsınması modernizmin eleştirmenleri­nin bir fantezisi-yansıtmasıdır, zira sinema; doğası gereği za­mansal bir ortam olarak, her zaman anlatı yapılarına bağlı ol­mak ve bu yapılara geri dönmek zorundadır (bunların Holly­wood gerçekçiliğinin anlatısıyla aynı türden olması gerekmese de). Metz, örneğin, ardışıklığın gerçekçi sinemadaki bir araya toplayıcı enerjisi karşısında tek tek karelere yapılan avangard vurgunun sık sık öne çıkarılmasının, bu ayrı karelerin uzatılmış zaman yapıları içinde birbiriyle ilişkilendirildiği ve karşılaştırıl­dığı birleştirici yapıları gözardı etmekten kaynaklandığını ileri sürer. ( Connor,2005:259)
“Fredric Jameson, sinemanın modernist mirasının buna eş­değer bir açıklamasını vermiştir. Jameson yirminci yüzyıl filmi­nin büyük anıtlarının hepsinin de kendi sanatsal doğasını ser­gileme ve araştırma yoğunluğuyla seçkinleştiğini söyler. Mo­dernist resim, müzik ve edebiyat gibi modernist film de stilistik kendine-göndermelerle hem meta olarak konumunu sergile­mekte hem de bu konuma karşı direnmektedir. Bir yandan "tarz"ın işlenmesi, ürünün pazarda satın alınacak ve mübadele edilecek bir şey olarak var olduğunu ve kolektif toplumsal yapılarla ilişkisini ve bu yapılar içindeki daha dolaysız işlevlerını yitirdiğini kabul etmiş görünmesinin yoludur. Diğer yandan bu tarz metaın kendisini pazardan uzak tutmasının aracıdır; başta ona meta olarak varlık kazandıran bölünme ve uzmanlaşma mantığının bir tür yoğunlaşmasıyla bireysel tarzın aşırı öne çıkarılışı pazar karşısında ihaleyi kazamr ve ürün-metayı pazartarafından özümsenmeye karşı bağışık hale getirir.” (Connor, 2005:260)
Postmodernist kültür ve teoride bu bakışın yerine geçen şey, tarzın mutlak yokluğu değil, tarzın güçlü, yaratıcı yazar kavramından ayrılmasıdır.
Bu düşünceler ışığında gelişen sinema, American Graffiti, Yıldız Savaşları, Chinatown, Body Heat gibi nostalji filmleri üretmiştir. Bu filmler belli bir tarihsel durumu yeniden yaratmaktan çok belli bir dönemin kültürel özelliklerini yeniden yaratmaktadırlar.
Postmodern sinema kitlelere ulaşmak konusunda tartışmalı bir konudur. Blade Runner gibi postmodern öğeler taşıyan filmler büyük gişe başarısı elde etsede bazı postmodern düşünürler bu durumu eleştirmektedirler. Sanat sanat içindir, anlayışını; sanat toplum içindir anlayışına tercih eden bir yaklaşım da var olmaktadır. (Erdoğan,Alemdar,2005:454) Ancak bu durum çok sembolik bir biçimde entelektüel bazı kesimlerin sanat anlayışı dahilinde kalmış, çoğunluk sağlayamamıştır.
Zaman olgusunu değiştirmekte olan postmodernizm bunu sinemada da gerçekleştirmiştir. Düz kurgu anlayışının yerine parçalı bir kurgu anlayışı güden bir çok film günümüzde üretilmektedir. Bu filmler zaman olgusunu bir düzlem içerisinde ele almamaktadır. Hikayenin sonu başta olabilmekte, olaylar yarım ve parçalı olarak gösterilmektedir.
Dönem filmi kavramı postmodern sinemada farklı bir kimlik kazanmıştır. 1960’ları anlatan bir film modernist bir yaklaşımla çekildiğinde o dönemi anlatan öğelerin yer aldığı bir film düşünülebilinir. Oysa postmodern filmler önceki dönemi yok saymaz. Bu filmlerde 1920’lere ait araç ve gereçleri görebilmemiz mümkündür. Bu yaklaşımın en güzel örneği olan Mavi Kadife adlı film ileride daha da detaylı anlatılacaktır. www.onurcoban.com
“Eski filmlerin video kayıtlarının çoğalması ve TV'de sürekli gösterilmesiyle, tarz çokluğu postmodern TV'nin olduğu gibi çağdaş film kültürü alanının bütününün de özelliği haline gelmiştir. Gerçekten, postmodernist TV teorilerinde de olduğu gibi, filmde postmodernizm sorunu, yeni bir 'başat tarzın ortay çıkmasından çok, böyle bir başat tarz fikrinin kendisinin aşınması sorunudur. James Collins'in söylediği gibi:
‘Postmodemist bağlamı ayırt eden şey, bu tarzın, hepsi değişik kurum ve izleyiciler için önemli ölçüde popülerlik kazanmış olan modernist, modernizm öncesi ve modernizme karşı tarzlarla birliktevar olmasıdır. Diva gerçekten postmodernist bir dedektif metni olabilir ama postmodernist bağlamı diğerlerinden ayıran, bu filmmin bir kablolu film kanalında gösterildiği akşam başka kanallarda Malta Şahini, Death of an Expert Witness ve Kanun Namına'nın da gösteriliyor olmasıdır ‘(Connor, 2005:262)”
Kısaca özetlemek gerekirse çağımızın en önemli sanat dallarından biri olan sinemanın çok tartışılan postmodernizm ile büyük ilişkisi vardır. Gerçekliğin ve zaman-mekan olgusunun tepetaklak olduğu bu filmler, klasik anlatımı, biçim ve içerik olarak yok saymışlardır.
ONUR ÇOBAN
İ.Ü. İletişim Fakültesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...