Fonksiyonalizm (İşlevselcilik)

Fonksiyonalizm (İşlevselcilik)
Yazan: Onur ÇOBAN

Fonksiyonalizm (Functionalism) veya İşlevselcilik, 19. Yüzyılda ortaya çıkan ve etkisini günümüzde de sürdüren bir sosyoloji teorisidir.

Özellikle toplum yapısını incelemede Yapısal İşlevselcilik  (Structural-functionalism) olarak da gündemde olan bu kavram, toplumdaki her öğenin bir işlevi / Fonksiyonu olduğu tezi üzerinden şekillenir. Bu işlevselliğin fayda kelimesiyle eş anlamlı kullanılması bir bakıma akıllara Yararcılık (Utilitarianism), Pragmatizm, fiîliyye, hatta eski Yunan’dan Hazcılık, Hedonizm gibi kavramları getirecektir. Ancak bu kavramların aksine İşlevselcilik, felsefeden çok sosyoloji alanında yer alır. Ancak elbette ki bu kavramlarla ilişkisi dikkat çekicidir.



Aynı şekilde Pozitivizm ile birçok kavram ve görüşü paralel şekilde ilerler. Ancak Fonksiyonalizmin temel referans aldığı nokta kuşkusuz Liberalizm ve Kapitalizmdir.

Bu kadar kelime karmaşası arasında Fonksiyonalizmi incelemeye devam edelim.

Fonksiyonalizm, toplumu bir sistem olarak görür. Her birey, her kurum ve her düşünce bu sistemin ayrılmaz bir parçasıdır. Sistemin bir arada kalması ve devamlılığının sağlanması için bu öğelerin görevlerini yerine getirmesi şarttır. Bu görevler açık veya kapalı bir biçimde toplumun bir arada kalmasına yardımcı olur. Teoriye göre bu durum sürekli ve kalıcıdır. Öğeler değişse bile sistem sonsuza kadar hep ayakta kalacaktır.

Teorinin temelinde olan sistem algısı, insan vücudundan etkilenmiştir. Nasıl ki kalp ve beyin gibi organlar birbirleriyle uyum halindelerse (Homeostasis) , aynı şekilde bir sistemin devamlılığı için tüm öğelerin uyumlu olmaları şarttır. İnsan vücudu oldukça karmaşık ve çok sayıda öğeyi içeren bir sistemdir. Hücrelerden organlara kadar tüm yapı, sistemin yaşaması için kendi görevini yerine getirir. İşlevsel olan tüm öğeler sistemi bir arada tutar. Aynı şekilde aile, okul, fabrikalar, siyasal aktörler, vakıflar gibi sayısız toplumsal öğeler bir toplumu bir arada tutmak için kendi görevlerini yerine getirir. www.onurcoban.com Örneğin; aile, okul yaşamı öncesinde bireylerin ilk eğitim aldığı yerdir. Tüm gelenek ve ahlaki düşünceleri ilk aileden öğreniriz. Toplum içinde ne yapılmaması gerektiğini de ilk burada öğreniriz. Bu kavramlar bireyin ileriki yaşamını doğrudan etkileyecektir. Sisteme katkısı olacak ve bireyleri bir arda ortak paydada buluşturacak düşünceler, gelenekler ve görenekler bu sayede nesilden nesile aktarılır.

Fonksiyonalizm, felsefeden gelen tarihsel bir altyapı ile birlikte sosyolojinin ortaya çıktığı 19. Yüzyılda şekillenmiştir. Emile Durkheim tarafından ortaya konulan bu kavram daha çok Talcott Parsons (1902-1979) ile tanınır. Ancak ondan önce de bu konuda çalışma yapanlar vardır.



Sosyolojiyi bir bilim haline getirmek için çalışan Durkheim’in görüşleri ışığında birçok antropolog, işlevselciliğin temellerini atmıştır. Bunlardan biri olan Bronislaw Kasper Malinowski (1884-1942) 1.Dünya Savaşı yıllarında bulunduğu Papua Yeni Gine’de ve Trobriand Adalarında toplumların yapısını inceledi. (ki aslında Polonya asıllı olduğundan savaş zamanı ülkesine dönemediği için mecburi bir görevdi bu) Adada yaşayan yerlilerin cinsel ve ahlaki yapısının toplumlarını şekillendirdiğini fark etti. Bir diğer antropolog Alfred Reginald Radcliffe-Brown (1881-1955) alan araştırmalarına önem vermişti. Birçok sömürgede toplumları araştırmıştı. Radcliffe-Brown’a göre toplumsal yapı kişilerden bağımsız ama kişiler arası ilişkiyle doğrudan ilişkilidir. Bireylerin bir biri ile olan ilişkileri toplum yapısını oluşturur. Toplum tarafından olumlu karşılanan, bireylerin birbirleriyle olan davranışları sistemin sürekliliği için önemlidir. Suçun cezalandırılması veya ortak milli-dini törenler bunlara birer örnektir. Kişiler topluma girip çıkabilir. Kişilerin değişmesi toplumu etkilemez. Toplum kişilerden bağımsız bir biçimde devam eder.



Talcott Parsons, özellikle 1950’li yıllarda yaptığı çalışmalarla Fonksiyonalizmi, gündeme taşımıştır. (ki birçok kaynak onu bu teorinin kurucusu gösterir) Ünlü sosyolog Max Weber den etkilenen Parsons’a göre kişilerin rol ve statüleri sistemin devamlılığı için önemlidir. Örneğin; doktor olmak insanlara yardım etmenin yanında sosyal bir statü de göstergesidir. Bu statünün korunması toplumsal yapı için önemlidir. Topluma örnek olacak rollerin belirlenmesi ve nesilden nesile bu rol modellerin taşınması bireylerin en önemli görevlerinden biridir. Küçük kızlara bebek-erkek çocuklarına araba alınması hem geçmişimizden öğrendiğimiz bir davranış hem de sistemin bireylere vermiş olduğu rollü yansıtır. Kişilik, bireye; bireyler de topluma gerekli olan enerjiyi sağlar.  Bu süreç mükemmel bir denge yaratır. Sistem en alttan en üste kadar birbiriyle uyum içerisindedir ve bunun bozulması için radikal bir davranış saçmadır. Parsons’un AGIL Modeli olarak bilinen Adaptation (Uyum) - Goal Attainment (Hedefe ulaşma)- Integration (Bütünleşme) – Latency (Model tutma/Koruma) yaşayan bir şemadır.www.onurcoban.net




Görüldüğü gibi Fonksiyonalizm anlayışına göre toplumsal sistem uyum ve görevler üzerine kuruludur. Sistemde bir bütündür. Burada bir bireyin veya kurumun ayrıcalıklı bir önceliği yoktur. Önemli olan sadece yapmış olduğu görevdir. Komplo teorilerinde sıklıkla kullanılan ve tüm devletlerin üzerinde bulunan bir “şirket”, bir birey sistem içerisinde önemsizdir. Sistemin başında kimse olamaz. Sistem kendi kendini sürdürür. Bireylerdenwww.onurcoban.com tamamen bağımsızdır. Bir kurumun yok olması durumunda sistem devamlılığı için yerine aynı işlevi yapacak başka bir kurum getirilir ki, bu olağan üstü durumun olmaması için buna kolay kolay izin verilmez. Burada izin vermeyen birileri değil sistemin kendisidir. Görüldüğü gibi sanki yaşamın birebir kendisi gibi ifade edilen bu sistem birçok fonksiyonaliste göre içinde bulunduğumuz Kapitalist düzenin tam kendisidir.

Sistemde ki her öğenin bir işlevi olması gerekir. Bu işlev elbette ki olumlu olarak gösterilir. Fayda ile eş anlamlı kullanılan fonksiyon, faydalıysa işlevseldir anlayışını da beraberinde getirir ki, bu ABD’nin kuruluş felsefesindeki Pragmatizme göz kırpar. Bu faydalı işlevler ilk bakışta görülebildiği gibi üstü kapalı bir şekilde de olabilir. Örneğin aile toplumsal sistemin temelidir. Çocukların hayatta kalmasını sağladığı gibi egemen ideolojinin de tekrarlanması için bir okul görevi görür. Medya, izleyicilere haberleri verir. Ancak bunu yaparken kimin iyi kimin kötü olduğunu da haberi sunuş şekliyle izleyiciye aktarır.

Fonksiyonalizme gelen eleştiriler sonucu Robert King Merton (1910-2003) bazı çalışmalarda bulunmuştur. Daha önceki çalışmalarda, pozitivist bir anlayışla evrensel ve ebedi bir kuram olarak ortaya konulan İşlevselciliği daha gerçekçi bir dille açıklamıştır. Merton’a göre Toplumun tümü için yararlı olan bir işlevin doğru olmadığını, sistemde bulunan bir olgunun bir alt grup için yararlı başka bir alt grup için zararlı olabileceğini belirtmiştir. Aynı şekilde dünyanın her yerinde geçerli olan bir davranışın veya düşünce sisteminin olamayacağını belirtmiştir. Bir toplum için yararlı olan bir düşünce başka bir toplum için yararlı olmayabilir. Ya da bir toplum için vazgeçilmez olan bir kavram aynı toplum için zamanla yerini başka bir kavrama terk edebilir. Hiçbir kavram ebedi değildir. İşlevsel olsa bile…




Merton, Disfonksiyon (dysfunctions) kavramı ile işlevselliğin karşıtı olan kavramların da sistem için önemli olduğunu belirtmiştir. Sisteme karşı çıkan sokak gösterileri, muhalif partiler, toplum tarafından dışlanan ve radikal görülen bireyler aslında sistem için zorunludur. Bu öğeler sayesinde sistem kendini düzeltir ve daha büyük risklere karşı önlemini alır. Örneğin; bir ideolojik grubun sistem içerisinde devrim yapmasından çok, sokak gösterileri yapması daha iyidir. Bu şekilde toplumun içerisinde bulunan öfke azaltılabilir. Zaten sistem bir süre sonra bu bireyleri kurumsallaştırır yani sistemin istediği gibi bir öğe haline sokar. (Para-statü-güç ile eski düşüncelerden vazgeçen bireyler vs)onurcoban.com

Fonksiyonalizme birçok eleştiri getirilmiştir. En önemli eleştiri sistemin uyum içerisinde olduğu yanılgısıdır. Bu düşüncede her şey durağan veya en azından çizgisel bir seyir halindedir. Farklı düşünce ve olaylara toplumda yer yoktur. Oysa çatışmanın (kavramsal olarak çatışma, şiddet değil) topluma farklıonurcoban görüşler ve ilerlemeler getireceği ortaya konulan bir olgudur. Farklı düşünceler zarar değil yarar getirir. Fonksiyonalistlere göre mükemmel uyum durumunda olunması 19 ve 20.yüzyılın egemen ideolojisini de desteklemesine neden olmuştur. Gerçekten de birçok fonksiyonalist liberal kapitalist sisteme sıkı sıkıya bağlıdır. Oysa burada “neden” sorusu sorulmaz. Fonksiyonalizm “ne” sorusuna ve bunun sonuçlarına odaklanmıştır. Sistem için bireylerin önemi, özellikle başlarda yok sayılmıştır. Oysa toplumun temeli olan bireylerin kendi varoluşlarının önemi gittikçe artmaktadır.


Fonksiyonalizm, toplumsal sistemi açıklamak için ortay konulan önemli bir yöntemdir. Günümüzde birçok kavramının hala güncelliğini koruduğu anlaşılmaktadır. Ancak kendi içerisinde tutucu ve ideolojik olarak taraflı bir hale dönüşmüş olması bilimselliği hakkında ciddi endişeler yaratmaktadır. Yine de sosyoloji içerisinde hala önemli bir kavramdır.
Yazan: Onur Çoban


.

Parasosyal Etkileşim

Parasosyal Etkileşim

Yazan: Onur Çoban


Kitle iletişim alanında önemli bir yaklaşım olan Parasosyal Etkileşim Yaklaşımı, 1950’li yıllarda Donald Horton ve Richard Wohl tarafından ortaya konulan ve günümüzde yeniden popüler olan bir kavramdır.



1956 yılında Horton ve Wohl tarafından ortaya atılan bu kavram özünde 1950’li yılların Denge Kuramları ile doğrudan ilişkilidir. Festinger’in Bilişsel Çelişki ve Newcomb’un ABX modeli gibi iletişim kuramlarından etkilenen bu yaklaşım, kişiler arasındaki ilişkiden çok medya ile bireyler arasındaki ilişkiye odaklanmaktadır.

1950’li yıllarda özellikle ABD’de hızla artan TV izleyicilerini inceleyen araştırmacılar ilginç bazı bulgulara ulaşır. Bu yaklaşıma göre izleyiciler TV ekranında kendilerine yakın gördüğü sunucularla parasosyal bir etkileşime girer. Sunucuların duygu ve düşüncelerini aynen benimser ve onları yakın birer arkadaş olarak görürler. Üstelik bu durum TV karşısında geçirilen süre uzadıkça artarak devam eder.onurcoban

Kısaca bu durumu şöyle açıklayabiliriz. Bir haber spikerinin kendinize yakın hissettiğinizi düşünün. Bir süre sonra onun düşünceleri sizin düşüncelerinize yön verebilir. Örneğin bu spiker, bir mağazada insanlara zararlı ürünlerin satıldığını belirten bir haber sunsun. Üstelik bu haber sonrasında bu konuyla ilgili haberi destekleyen fikirlerini beyan etsin. Bu durumda izleyici üzerinde o mağazaya karşı bir ön yargı oluşur. Eğer alışveriş yapılacaksa o mağaza tercih edilmez.

Bu durumda en güzel örnek belki de Uğur Dündar’dır. Özellikle 1990’lar ve 2000’lerin başında yapmış olduğu haber programlarıyla birçok sağlıksız ürünlerin üretildiği dükkanlara baskın yapmaktaydı. İzleyiciler bu haberler sonrası Uğur Dündar’a en azından gıda konusunda tam bir güven duydular. 2000’lerin başında tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bir Kuş gribi salgını yaşandı. Toplumun büyük bir kesmi tavuk yememeye başladı. Bu durum tavuk üreticilerinde ciddi bir sorun yaşattı. O günlerde Uğur Dündar, tavuk tesislerini gezdiği ve herhangi bir sağlık sorunu olmadığını belirttiği reklamlar yayınlandı. Sonunda büyük bir kitle tavuk yemeye yeniden başladı.www.onurcoban.com

Bu örnekte görüldüğü gibi TV karşısında gördüğümüz kişileri kendimize yakın hissedebilir hatta onları birer rol modeli olarak belirleyebiliriz. Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta ise bu yaklaşımın özdeşleşme olmadığıdır. Özdeşleşme, bir rol modeli belirleyip ona benzemek olarak ifade edebiliriz. Hayran olunan bir kişi gibi olmaya onurcoban.com çalışmak özdeşleşmedir ancak parasosyal etkileşim onun gibi olmak değildir. Kendi benliğimizi koruyarak karşımızdaki kişiye tam güvenme/inanma durumudur.

Bu yaklaşım 1950’li yıllarda daha çok Televizyon üzerine yapılan çalışmalarla kendini gösterdi. Tek taraflı çizgisel bir etkileşim olarak araştırmalar başladı. Bu yaklaşıma göre izleyici, televizyondaki sunucuya karşı bir etkileşim göstermiyordu. Persona adı verilen medyada etkisi altına girilen kişi, izleyici için onaylanan bir kişi olmalıdır. İzleyici sevip, saygı duyduğu onun için iyi biri olarak kabul ettiği kişi ile parasosyal etkileşime girer. Bu günümüzde diziler içinde oldukça dikkat edici bir kavramdır. İzleyiciler dizilerde sevdikleri oyuncuları gördükleri takdirde o dizileri daha çok izlerler. Onlar için olumsuz görülen kişilerin dizileri veya TV programlarını ise izlememeye daha çok yatkındırlar.



Kavram bir süre gündemden düşse de özellikle 1980’li yıllardan sonra yeniden popüler hale gelmiştir. “Kullanımlar ve Doyumlar” yaklaşımının iletişim alanında hızla yükselmesi ve özellikle Elizabeth M. Perse ve Rebecca B. Rubin ‘in 1989 yılında yapmış olduğu “Attribution in Social and Parasocial Relationships” makalesi ile parasosyal etkileşim, sosyal bilimlerin ilgi alanına yeniden girmiştir. Günümüzde Perse ve Rubin’in “parasosyal etkileşim ölçeği”, birçok araştırmanın temelini oluşturur. Artık 1950’lerdeki gibi sadece televizyon değil, başta İnternet olmak üzereonurcoban birçok medya alanı araştırmanın konusu olmuştur. Hatta birçok araştırmacı Futbol, siyaset ve iş dünyasındaki güvenilir figürler ile oluşturulan tek taraflı etkileşimi de bu bağlamda ele alır. 2000’li yıllardan itibaren parasosyal etkileşim ölçeğinin kullanarak yapılan psikoloji ile ilgili araştırmaların sayısı hızla artmıştır.

Eski çalışmalarda tek taraflı bir TV etkileşim modeli olan kuram (ki hala araştırmaya değer bir konu) farklı alanlara da hızla uyarlanmaktadır. Yaklaşımın temel düşüncelerinden biri etkileşime girilen TV personası ile ne kadar süre bağlantı halinde kalınırsa o kadar kuvvetli bir bağ oluşacağına dayanır. Eskiden TV’de bir programı izleme süresi daha kısaydı. Oysa günümüzde istediğimiz programı istediğimiz kadar ve istediğimiz zaman özellikle internet üzerinden ulaşabiliyoruz. Etkileşim süresinin oldukça artması persona ile olan ilişkimizi de artırdı. Artık örnek alının kişi ile izleyici sürekli bir bağ içinde. Bu durum elbette ki kapitalist sistemin de ilgisini çekmekte. Marka ve reklam anlayışının etkisiyle personaları kullanarak açık veya gizli ürün satışına teşvik etmek oldukça olası. (ki oldukça yaygın) Eskiden sadece futbol veya siyaset gibi konular gündemdeyken artık bundan para kazanabileceklerini fark eden kişilerin sayısı hiç de az değil. Bu durum personanın güvenilirliğini de sorgulanması sorununu da beraberinde getiriyor. Etkileşim sınırlarının ortadan kalkması bazı psikolojik ve sosyolojik sorunlara da yol açmakta. Örneğin çocukların medyaya olan ilişkisi her geçen gün artıyor. Daha kontrol edilebilir olan TV’ye nazaran İnternet üzerinden çocuklara ulaşım daha da kolaylaştı. Bu durum özellikle günümüzde incelenen konuların başında geliyor.onur çoban


Kısacası özünde 60 yıllık bir araştırma alanı da olsa, evrim geçirerek yeniden karşımıza çıkan bir konu parasosyal etkileşim. Belki tek taraflı bir ilişkiyi temel aldığı için günümüzde yetersiz kalsa da, farklı türdeki araştırmalar ile bir arada yürütüldüğünde hala güncelliğini korumaktadır.
Onur Çoban


.

Newcomb’un ABX Denge Modeli

Newcomb’un ABX Denge Modeli

Yazan: Onur Çoban

Kitle iletişim alanında önemli bir kuram olan ABX Denge modeli, Theodore Mead Newcomb (1903-1984) tarafından ortaya atılan üçgen biçimde tasarlanan bir iletişim modelidir. Modelin temelini insan iletişiminin belirli bir dengeye dayandığı görüşü alır.



Newcomb, tarafından ortaya atılan bu kuramın temelinde 1950’li yıllarda oldukça popüler olan ve davranışçı okul olarak bilinen sosyal psikoloji yatmaktadır. Pozitivizmin (Daha fazla bilgi için Pozitivizm ve Comte) açtığı yoldan ilerleyen ve bireyin toplum içindeki davranışlarını bilimsel metotlarla açıklama eğilimde olan bu görüş, soğuk savaşın başlangıç yıllarında iletişimin anayol yaklaşımı olarak belirlenmiştir. Kuşkusuz bu dönemin en belirleyici modeli, ABD’li sosyal psikolog Leon Festinger tarafından ortaya atılan Bilişsel Çelişki Kuramıdır. (Daha fazla bilgi için: Bilişsel Çelişki Kuramı)

Newcomb’un denge modeli dönemin deneyci okullarınca ortaya konan görüşlerle beslenmekle birlikte temelde Avusturyalı psikolog Fritz Heider’in (1896-1988) görüşlerini temel alır.onurcoban

Fritz Heider, çalışmalarında insan davranışlarının nedenlerini bulmaya çalışmıştır. Ona göre her insanın davranışlarını açıklamak için genel bir kuram olması gerekiyordu. Bu evrensel kuramın ortaya konulması, sosyal ilişkilerinde daha kolay çözümlenmesini sağlayacaktı. Yaptığı çalışmalar sonucu ortaya koymuş olduğu Denge Teorisi, Newcomb gibi birçok ismi derinden etkilemiştir.



Fritz Heider, iki insan arasındaki ilişkinin üçüncü bir nesne (kişi, konu vs.) ile doğrudan ilişkili olduğunu ve bunlar arasında bir dengenin bulunması gerektiğini belirtmiştir. Örneğin bir kişi x nesnesine olumlu bir bakışı varsa, başka bir kişiyle sağlıklı bir iletişim sağlaması için, diğer kişinin de x nesnesine karşı olumlu görüşler taşıması gerekir. Örneğin Ahmet ve Mehmet adlı iki arkadaş birbirleriyle çok iyi anlaşıyor olsun. Bu kişilerin ikisi de her hafta düzenli olarak sinemaya gitmekten zevk aldıklarını varsayalım. Bu durumda iletişim bir dengededir ve kusursuzdur. Oysa Ahmet, Mehmet’i çok sevse de, her hafta sinemaya gitmek istemediğini varsayalım.www.onurcoban.com Mehmet ise mutlaka gitmek istesin. Bu durumda iki arkadaşın arasında bir gerilim oluşacaktır. Bu arkadaşlığın sürmesi için mutlaka iki kişiden biri sinemaya gitme konusunda görüşünü değiştirecektir. Bu sayede iletişim yeniden dengeye kavuşacaktır. Eğer bu dengeye ulaşılamazsa kişilerden biri psikolojik bir çatışma yaşayacaktır. Denge Kuramının temeli, Bilişsel Çelişki kuramına göre, insanların kendi iyilikleri için en doğru olanı değil en yararlı olanı seçmesi üzerine kuruludur. Ahmet veya Mehmet, haksız olduğu için değil, arkadaşlıklarının devam etmesi (veya bunun ona yarar getirmesi) için düşüncelerini değiştirecektir. Fritz Heider’in Atıf Kuramı veya Yükleme Teorisi olarak bilinen çalışmaları bireylerin dünyayı dengeli bir biçimde anlama çalışmaları üzerine kurulmuştur.

Newcomb’un modeli Fritz Heider’in modeline oldukça benzer. Daha çok ABX Denge Modeli olarak bilinen metotla sosyal psikolojiyi kitle iletişimi ile ilişkilendirmiştir.




Ünlü Shannon-Weaver Modeline (Detaylı bilgi için: Shannon-Weaver Modeli) nazaran, ABX modeli, çizgisel değil üçgen biçimde bir modeldir. A ve B bir kişi veya gruptur. X ise bir nesneyi temsil eder. Nesne, farklı bir kişi veya görüş de olabilir. Burada önemli olan dengedir. A ve B’nin sağlıklı bir iletişimi için mutlaka X hakkında ortak görüşe sahip olmaları gerekir. Eğer A veya B’den birinin görüşüonurcoban.com değişirse diğeri de görüşünü değiştirecek ve sistem dengede kalmaya devam edecektir. Örneğin Ahmet ve Mehmet sigaradan nefret ediyor ve sigara içenlerle aynı ortama bile girmiyorlar diyelim. Ahmet sigaraya başlarsa, Mehmet’in davranışı nasıl olur? Denge modeline göre Mehmet ya sigaraya başlar ya da sigara içen biriyle aynı ortamda bulunmama fikrinden vazgeçer. Her iki durumda da iletişim devam eder. Peki, modeldeki X değişirse ne olur? Bu durumda A ve B ortak bir karar alma eğilim gösterir. Örneğimizdeki X, yani sigaranın devlet tarafından yasaklandığını varsayalım. Bu durumda sigarayı kaçak olarak temin edip etmeme veya sigarayı içip içmeme iki arkadaşın ana gündem konusu olacaktır. Denge mutlaka sağlanacak ve iki arkadaş ortak bir görüşe varacaktır. www.onurcoban.com 

Modelin sağlıklı işleye bilmesi için A ve B kadar X’in de önemi vardır. X mutlaka A ve B için aynı öneme sahip bir konu olmalıdır. Örneğin Ahmet için Ali ile görüşmek veya görüşmemek, çok da önemli değil, ancak Mehmet için hayati önemliyse denge sağlama unsuru sağlıklı olmayabilir. Aynı şekilde Ahmet ile Mehmet arasındaki arkadaşlık bağının iki taraftan biri için önemsiz olması da dengeyi bozacaktır. Kısacası model 3 kavramında birbirleri için önemli olduğu üzerine kurulmuştur.
Newcomb’un modelinin Ana akım tarafından desteklenmesi soğuk savaş yıllarının resmi ideolojisi ile de bağdaşır. Diğer dengeci metotlar gibi bu yaklaşımın çatışma gibi unsurları ret etmesi dikkat çekicidir. Bu durum özellikle sonraki yıllarda en çok eleştirilen konu olacaktır.

Özellikle 1950’li yıllarda modelin toplum geneline uygulanması için çalışılmıştır. A ve B bireyler veya Kurumlar olarak ele alınmış X ise Hükümet olarak seçilmiştir. Bireylerin Hükümet politikalarına bakışı dengeli bir sistemin devam edilmesinin ön koşulu olarak görülmüştür. Örneğin bir siyasi partinin 2 seçmeni birbirleriyle ve parti ile olumlu düşüncelere sahipse denge sağlanır. Oysa parti hakkındaki bir konuda olumsuzonurcoban tarafa düşen olursa sistem dengesini kaybeder. Bu durumda olumsuz duruma düşen kişinin görüşlerinin değiştirilmesi için çabalanmalıdır. Eğer parti yani X bir konuda tamamen farklı bir davranış ortaya koyarsa A ve B ortak hareket edip X ile olan görüşlerini yeniden sorgular. Burada asıl sorun A ve B’nin mi yoksa X’in mi değişeceğidir. Modele göre mutlaka denge sağlanacaktır.

Heider ve Newcomb’un modelleri sosyal iletişim konusunda oldukça etkili olmuştur. Newcomb’un çalışmaları Horton ve Wohl’un ABX Destekleme Kuramı ve Westley-Maclean’ın Aracılanmış İletişim Modeli gibi birçok modele temel oluşturmuştur.

Onur Çoban
www.onurcoban.com


.


HERAKLEİTOS

Felsefeye bir bakış

3.bölüm: Doğa Filozofları

E-HERAKLEİTOS

Yazan: Onur Çoban

“Her Şey Akar”

Efes Şehrinde yaşayan ve yüzlerce yıl sonra bile birçok filozofu kendine hayran bırakan düşünür Herakleitos yaklaşık olarak M.Ö. 540-480 yılları arasında yaşamıştır.

Heraklit veya Heraklitos isimleriyle de anılan Herakleitos’un yaşamı hakkındaki bilgiler çok azdır. Hakkında yazılan eserlerin çoğu yüzyıllar sonra, birincil kaynağın derlemesi şeklinde olmuştur. Özellikle tarihçi Apollodoros (yaklaşık m.ö. 180-120) ve düşünür Antisthenes (m.ö. 445-365) gibi isimlerden derlediği bilgilerle Diogenes Laertius m.s. 3.yüzyılda yazmış olduğu “Ünlü Filozofların Yaşamları ve Görüşleri” adlı kitabında yer alan bilgiler, Herakleitos hakkında az da olsa bilgi verir.



Efes veya o zaman ki adıyla Ephesos, zengin bir liman kenti olarak göze çarpıyordu. Dünyanın Yedi Harikasında bir olarak kabul edilen Artemis Tapınağı’da burada bulunmaktaydı. Ancak bu dönem aynı zamanda Anadolu ve Yunanistan’ın Pers İşgaline uğradı bir zamandı. Yıllar süren Pers-Yunan Savaşları bu dönemde de oldukça etkindi. İşte bu çalkantılı dönemde yaşayan Herakleitos, insanların dünyevi düşünceleri ve politik mücadelesiyle alay etmiş, ailesinden gelen şehir yönetim hakkını kardeşine bırakmıştır. Ünlü bir öyküye göre, çocuklarla oyun oynadığını gören insanlara “Sizinle siyaset yapacağıma, çocuklarla oyun oynarım daha iyi” demiştir. İnsanlarınonurcoban çıkar peşinde koşması ve zenginleşmek için yaptıklarını hep eleştirmiştir. “Eksik olmasın Zenginliğiniz, Eksik olmasın ki alçaklığınız belli olsun” veya dostu Hermodoros’un şehirden sürülmesi üzerine “Ephesos’lular, size yakışan kendinizi asmanız ve kenti çocuklara bırakmanızdır” gibi açık bir dille yaptığı eleştiriler ile tepkileri de üzerine çekmiştir.

Herakleitos’un yazdıkları ne yazık ki tam olarak günümüze ulaşmamıştır. Doğa Üzerine (Peri Physeos) adlı kitabı yazdığı bilinse de bu kitap doğrudan doğruya günümüze ulaşmamıştır. Özellikle Aristo döneminde, bu kitap ve diğer düşünceleri ışığında birçok ikinci elden yazılar, derlenmeye başlanmıştır. Fragmanlar olarak isimlendirilen ve Herakleitos’un düşünceleri olduğu kabul edilen bu cümleler/paragraflar ne yazık ki çoğunlukla aktaran kişinin yorumlarını da içermektedir. Gerek Eski Yunan gerekse Eski Roma döneminde derlenen bu fragmanlar, birkaç kelimeden de oluşabildiği gibi bir paragraf boyutunda da olabilir. Bu fragmanları modern çağda ilk kez Hermann Diels tarafından 1867 yılında derlenmiş ve günümüzde defalarca gözden geçirilmiştir.  


Herakleitos denilince ilk akla gelen şüphesiz “Her şey akar” (Panta Rhei) cümlesidir. Günümüzde bile çok sık alıntılanan “Aynı ırmağa ikinci kez girilemez” cümlesi Herakleitos’un felsefeye kattığı en önemli düşüncelerden biridir. Herakleitos, doğadaki her şeyin değişim içersinde olduğunu düşünüyordu. Hiçbir şeyin sabit kalamayacağını hayatımızı bu değişim ve ilerlemenin kontrol ettiğini belirtiyordu. Bunu anlatmak içinde ünlü ırmak örneğini verdi. Bir kişi aynı ırmağa bir kez girebilirdi. Çünkü o kişi de, ırmak da bir daha aynı olmazdı. Irmaktaki su akıp gitmekte yerine yenisi gelmekteydi. Suya giren insanda yaşlanmakta ve değişmekteydi. Mutlak olan bir ırmak ve insandan söz etmek olanaksızdı. Günümüzde bu düşünce oldukça şaşırtıcıdır. Gerçektende insan sürekli değişmektedir. Hücrelerimiz sürekli yenileniyor, bir kısmı da ölüyor ve yenileri doğuyor... İnsan vücudu dışarıdan aynı gözükse de 1 saniye sonra bile içersindeki hücrelerin çoğu değişmiş oluyor. Milimetrik de olsa saçımız uzuyor, tırnaklarımız büyüyor. Günümüzde, vücudumuzun oldukça hareketli bir sistem sahip olduğunu biliyoruz. Aynı şekilde su veya doğa da aynı kalmamaktadır. Irmak örneğinde olduğu gibi, su sürekli yer değiştirmektedir. Uzakta aynı görünen Irmak aslında kimyasal olarak bambaşka bir ırmaktır. Kişinin ilk kez girdiği su ile ikince kez girdiği su molekülleri faklıdır. Doğa sürekli bir değişim halindedir. Zaman ilerlemekte, toprak ve taşların yapıları değişmektedir. Irmağın içersinde bulunan mikroorganizmaların sayısı zaman zaman azalmakta zaman zaman da artmaktadır. Kısacası doğa yaşayan ve sürekli hareket halinde bulunan bir “sistemdir”.

Miletli Doğa Filozofları gibi Herakleitos’da her şeyin bir temel maddesi olabileceğini düşünmüştü. Arkhe olarak bilinen bu temel maddeyi Herakleitos, “Ateş” (Pyr) olarak düşündü. Aslında ona göre Ateş bir kavramdan çok bir harekettir. Ateş sürekli yanarak bir değişimin temelini oluşturur. Bir katı cisim yanarak küle ve dumana dönüşür. Ateşin su ve toprağa dönüştüğünü ve sonrasında yeniden ateş olduğunu söylemiştir. Bu döngü daha önceki doğa filozoflarında da kısmen gözükmektedir. Ancak onlar burada ana maddeye vurgu yaparken; Herakleitos, harekete vurgu yapar.www.onurcoban.com

Herakleitos’un düşüncesindeki en önemli kavramlardan biri de, Logos’tur. Logos’un kelime anlamı söz, düşünme ve akıl gibi birçok kavrama gelir. Herakleitos, Logos’u evrensel yasa olarak görmüştür. Doğadaki her şey bu evrensel yasanın sınırları içersinde hareket eder. Hatta daha önce belirttiğimiz, değişimin bile nasıl olacağına Logos karar verir. Ünlü Filozof Anaksagoras’ın ortaya attığı “Nous” kavramına benzese de özünde ondan farklıdır. Nous, evrenin şekillendirse de ona dışarıdan müdahale eder. Logos ise evrenin kendisidir. Evrende değişmeyen tek şey değişimin kendisidir sözü ile dile gelen bu değişmeyen şey logos’tur. Kavram Platon ve Aristoteles’i de etkilemişonurcoban.com hatta ortaçağdaki Hıristiyan Felsefesindeki İlahi Yasa anlayışını da şekillendirmiştir. Stoacılar ve Yeni Platoncular gibi akımlar Logos’u Tanrısallaştırmışlardır. Eski Yunan Felsefesinden bolca etkilenen Orta Çağ Hıristiyan Felsefesi de bu kavramı oldukça benimsemiştir. Ayrıca günümüzde İngilizce Mantık (Logic) kelimesinin kökeni buradan gelir.



Herakleitos, en önemli düşüncelerinden biri ise “Karşıtların Birliğidir”. Herakleitos, doğadan her şeyin karşıtlıklar üzerine kurulduğu savunuyordu. Örneğin Gece ve Gündüz karşıt da olsalar birbirlerini devam eden bir süreçtirler. Bu düşünce yapısı binlerce yıl sonra bile birçok filozofu derinden etkilemiştir. Diyalektik denilen bu düşünceye göre, her şey aynı zamanda bir “Tez’dir”. Her Tezin bir karşıtı yani “Anti Tezi” vardır. Tez ve Anti Tez birbirinin tamamen zıttıdır. Ancak bu ikisi aynı zamanla bir uyum içersinde var olur. Tez ve Anti Tezin birleşiminden “Sentez” ortaya çıkar. Yani A ve B’nin birleşimi AB değil C olur. Herakleitos’a göre uzlaşmaz olandan en güzel uyum meydana gelir. Her şeyin hareket halinde olduğu görüş burada önem kazanır. Doğa İlkbahar-Yaz-Sonbahar-Kış olarak birbirini izleyen mevsimlerden meydana gelir. Ölümle doğum sürekli yer değiştirir.onurcoban Savaş ve Barış, Açlık ve Tokluk hep bir arada olmaya mahkumdur. Bu zıtlıklar hiçbir zaman birbirini yok etmeyecek hep bir arada var olmaya devam edecektir. Evrenini bir sonu veya başlangıcı yoktur. Bu açıdan aynı dönemlerde yaşamış olan Filozof Parmenides’in durağan ve değişmez varlık anlayışına karşıdır.

 Bu noktada kısaca hatırlatmak gerekirse; Diyalektik Kavramının, Herakleitos tarafından önemi vurgulansa da, Aristoteles’e göre bunu ilk düşünen Elealı Zenon’du. Bunu yöntem olarak etkin bir biçimde kullanan da şüphesiz Sokrates’tir. Diyalektik Platon da Aristo’ya kadar birçok filozofu etkilemiş, yüzyıllarca Felsefenin için de yer almıştır. Ancak kuşkusuz Ünlü Alman Filozof Hegel bunu günümüze taşımış ve son olarak Karl Marks tarafından Tarihsel Materyalizmin çıkış yapısı haline getirilmiştir.



Herakleitos’un anlaşılmaz bir dili olduğu kabul edilir. Bu nedenle ona Karanlık Herakleitos adı verilmiştir. Sokrates bile sıklıkla Herakleitos’un düşüncelerini överken, “anlamadıklarım en az anladıklarımdan daha güzel” demiştir. Oysa Herakleitos her ne kadar kitleleri önemsemese de umut etmenin ve çabalamanın da önemini vurgular. Araştıran ve bilge olan bir kişi ona göre kitle halinde yaşayan amaçsız bin kişiden daha iyidir.  Logosun anlaşılmaması nedeniyle insanlara duyduğu kin artar. Herakleitos, öğrenmedeonurcoban duyuların önemine vurgu yapar. Görme ve İşitme yoluyla öğrenilen bilgi akıl yürütme yoluyla öğrenilenden daha doğru sonuç verecektir. Çok şey bilmek aslında hiç bir şey bilmemektir. Ona göre Bilge olmak için uzmanlaşmak önemlidir. Felsefe tarihinin temel iki ana görüşü olan akıl ve duyu/ ideal ile materyal arasındaki karşıt görüş Herakleitos’ta kendini gösterir. Herakleitos, duyuların önemini vurgularken çağdaşı Parmedes Akla vurgu yapar. Bu karşıt görüş Kant’a kadar sürüp gider.

Herakleitos, insanların Logos’u anlamasından şikayetçiydi. Bu nedenle insanlardan uzaklaşmış ve mutsuzluğa düşmüştür. Horace Walpole tarafından, Herakleitos için söylenen söz düşündürücüdür; “Bu dünya düşünenler için bir Komedya, Hissedenler için bir Tragedyadır. Bundandır ki Demokritos gülmüş, Herakleitos ağlamıştır.”  Nietzsche, dünyanın her zaman hakikate yani Herakleitos’a muhtaç olduğunu söylemiştir. Herakleitos, “Kendimi araştırdım” sözüyle sürekli olarak sorgulamanın önemini vurgular. Freud ve Goethe gibi onlarca isim tarafından alıntılanan bu filozof çağının çok ötesinde olduğunu kanıtlamıştır.


Yazının diğer bölümleri için tıklayınız: Felsefeye bir bakış-Giriş-



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...