Felsefeye bir bakış 3.bölüm: Doğa Filozofları C -ANAKSİMANDROS

Felsefeye bir bakış

3.bölüm: Doğa Filozofları

B -ANAKSİMANDROS

Yazan: Onur Çoban



Sonsuzluk…

        Doğa Filozoflarından Anaksimandros, evrenin ana kaynağını arayan bir düşünür; kozmolojiyi araştıran bir bilim adamıdır. Miletoslu bu filozof, felsefe tarihinin en önemli simalarından biridir.
      Anaksimandros, M.Ö. 610 yılında Milet (Miletos) şehrinde dünyaya gelmiştir. Bu nedenle doğa filozofları arasında Milet okulunun 3 temsilcisinden biri olarak kabul edilir. Kesin olmamakla beraber Thales’in öğrencisi olduğu sanılmaktadır. Görüşleri Thales’le benzerlik gösterse de bazı temel noktalarda ondan ayrılır. M.Ö. 640 yılında hayatını kaybeden bu filozof, eski yunan düşünürlerinin çoğu gibi hem bilim adamı hem de bir düşünürdü. Bu konudaki ayrıntılı bilgileri daha önce www.onurcoban.com da yayınladığımız bölümlerden bakabilirsiniz.
             

           Anaksimander (Anaximander) olarak da bilinen bu filozofun bilimi ile felsefesi iç içe geçmiş gibidir. O, dünyayı açıklamaya çabalarken mitlerden ve pagan inancından yararlanmaz. Bunun yerine bilimsel verilere ulaşma metodunu uygulamaya çabalar. Bu sayede, diğer doğa feylesofları gibi ayrıcalıklı bir yere kavuşur. Doğa filozofları binlerce yıllık inancın ürünü olan çok tanrılı anlayışı bir kenara bırakarak, evreni anlamak için doğayı keşfetme arzusu duyarlar. Elbette bunu yüzde yüz başardıkları söylenemez. Daha önce Thales’ten bahsederken onurcoban.com bu filozofun bunu tam olarak başaramadığını görmüştük. Tüm bu noktalar ışığında, Anaksimandros’un bilimsel ve düşünsel savlarına göz atalım.
            Anaksimandros; astronomi, kozmoloji ve coğrafya alanında bir öncüydü. Hatta “kozmolojinin babası” olarak onu görmek olasıdır. Anaksimandros düşünce sistemini oluştururken ilk önce evrenin nasıl işlediğini merak etmiştir. Kendisinden önce bu konulara değinen Hesiodos gibi isimler, evreni çok tanrılı mitoloji üzerine şekillendirmişlerdi. M.Ö. 700 yıllarında yaşayan Hesiodos, en büyük Yunan ozanlarından biri olarak görülür. Günümüze ulaşan Teogoni (Tanrıların Doğuşu) ve çiftçi yaşamını anlatan İşler ve Günler; mit anlayışını öğrenmemiz açısından çok önemli eserlerdir. Bu eserler ve diğer kaynaklardan öğrendiğimize göre evren; insanların yaşadığı yeryüzü; Zeus’un egemenliğindeki gökyüzü, Poseidon’un yönetimindeki Denizler ve Hades’in hükmettiği -ölüler ülkesi- yer altıdan oluşmaktaydı. Oysa çağlar ilerledikçe bilimsel veriler ışığında doğanın gücü keşfedilmişti. Bilim adamları artık güneşin Tanrı Apollon ile olan bağını sorgulamaya başladılar. (Elbette ki kısmen) İşte bu noktada önce Thales, bir takım düşünceler ile bu kavramları sorguladı. Ardından Anaksimandros evreni keşfetmeye başladı.onurcoban
            Evren bilim yani kozmoloji üzerine ilk düşünceleri ortaya koyan Anaksimandros, Evrenin bir “sistem” olduğunu ilk söyleyen isimdir. Yani evren, Tanrıların bir oyuncağı olmaktan çok belli bir takım doğa kuralları ışığında işleyen ve birçok kuralın birbiriyle ilişkili olduğu bir bütündü. Bu kusursuz sistem, evrenin işleyişini belirliyordu. Bu nokta astronomiye de adım atmıştır. Güneş’in, Ay’ın ve yıldızların dönüşünü hesaplamaya çalışmıştır. Güneş'in çizdiği dairenin dünyanın 27 misli, Ay’ınki ise 19 misli olduğunu söylemiştir. Onun evren haritasına göre, evren iç içe geçmiş halkalardan oluşmaktaydı. En dışta Güneş, ardından ay, onun içinde de yıldızlar yer almaktadır. En içerde ise Dünya vardır. Bu sıralamanın günümüzde doğru olmadığını biliyoruz. Keza yıldızların yeri en dışta olmalıydı. Ancak bundan 2500 yıl önce ortaya konan bu düşünce bile oldukça şaşırtıcıdır. Anaksimandros’un en önemli noktası dünyanın evrendeki yeri hakkındaki görüşüydü. Thales, evrenin Arkhe’si olarak gördüğü sunun, Dünyayı taşıdığını söylüyordu. Anaksimandros ise bunu reddetti. Ona göre Dünya, ne su nede başka bir maddenin üzerinde durmuyordu. Dünya uzayda boşlukta duruyordu. Şaşırtıcı bir biçimde doğru olan bu düşünce, devrim niteliğinde olsa da ne yazık ki çağlar boyunca pek kabul görmedi. Anaksimandros, Dünyanın destek almadan evrenin merkezinde durduğunu söylerken, onun hareket etmediğini de belirtir. Ona göre böyle bir nedene ihtiyaç yoktur çünkü. Gerçektende o çağlarda dünyanın sabit durduğunu, Güneş’in onun çevresinde döndüğü inancı hâkimdi. (İlginç ki bu antik görüş, ortaçağda kilisenin resmi tezi olacaktı) Güneşin hareket etmesi, gece-gündüz olayını da açıklamaya o an için yetiyordu.sinematvdersleri.blogspot.com
            Evrenin işleyişini hesaplarken, evrenin nasıl oluştuğunu da merak etmesi kaçınılmazdır. Doğa Filozoflarının klasik yapısı olan ve evrenin tek bir temel maddeden oluştuğu inancı bilinir. Thales, bunun su olduğunu söylemişti. (Bkz) Thales’in görüşlerini bu noktada Anaksimandros kabul etmedi. Çünkü ona göre su, her şeyi oluşturan temel maddeyse, onu oluşturan neydi? Eğer su’yu oluşturan bir x maddesi varsa, x maddesinin oluşturan bir y maddesi de var mıydı? Bu soru sürekli sorulabilirdi. İşte bu noktada evrenin Arkhe’sinin bir “somut madde” olması zordu. Ancak soyut bir kavram olabilirdi. Anaksimandros bu kavrama “sonsuzluk” veya onun terimiyle “Aperion” adını verdi. Aperion, sonsuzdur. Başlangıcı ve sonu yoktur. Hatta belirsizdir. Eğer Aperion’un belirli olduğunu kabul eder, yani onu bir takım kalıplara sokup “açıklarsak” onun sonsuzluğunu yok ederiz. Çünkü başı, sonu veya sınırları olan bir madde, ARKHE olacak güçten yoksundur. Eğer bu veriler “belirliyse” onu oluşturan bir temel madde daha olması gerekir. Sonsuzluk ise hayal dahi edemeyecek bir genişlikte yapıdır.
            Aperion hakkındaki bu muazzam düşünce hafiften metafiziğe de adım atar. Temel maddenin doğaüstü bir güç olması çağının çok ötesinde bir düşüncedir. Kendisinden sonra gelen doğa filozofları temel maddeyi tekrar “belirli” bir maddeye indirgemesi bu düşüncenin o çağda şüpheyle yaklaşıldığını göstermekte. Oysa özellikle ortaçağdan sonra bu “sonsuz” kavramı, felsefenin olduğu kadar ilahiyatın hatta bilimin önemli bir simgesi olacaktır. Zaman zaman birbirinden farklı şeyleri temsil etse de hem idealizmde hem de maddecilikte bu sonsuzluk kavramından alınan düşünceleri görmekteyiz. İdealizm ve ilahiyat, dinlerin temel yapısını bu sonsuzluğa bağlayabilirler. Örneğin, dinlerde yer alan her şeyin yaratıcısı olan Tanrı, o kadar doğaüstü bir yapıdadır ki onu yaratan bir şeye ihtiyaç duymaz. Bazı idealistler hayal edemeyecek kadar farklı olan bu yapının Tanrının gücü ve kanıtı olduğunu söylerken; bazı maddeciler buna şüpheyle yaklaşırlar. “Her şeyi yaratan Tanrı varsa, onu kim yarattı” anlayışı burada vücut bulur. Bu noktada da yüzlerce yıllık bir tartışma doğar. Ancak biz sadece Anaksimandros’u referans verirsek, Tanrının her şeyi yaratmasına rağmen, yaratılmamış olması bir tezat oluşturmadığını, hatta evrenin temel maddesini ancak bu şekilde oluşabileceğini söyleyebiliriz. Bu ilginç tartışmanın yüzlerce yıldır güncel olduğu bir gerçektir.www.onurcoban.co
            Aperion, evrenin temelidir. Bu sonsuzluk içerisinde her şey hareketli ve zıtlıklar içeren bir yapıdadır. Bu kavramın, Herakleitos tarafından daha sonra şekillendirileceğini hatırlatmakta yarar vardır. Sonsuzluk yani Aperion, karşıtlıkları yaratmıştır önce. Sıcak ve soğuk bu noktada ortaya çıkmıştır. Sıcağı, soğuğun etrafını saran bir dış cephe olarak tanımlamıştır. Soğuk ise hem sıvıyı hem de katıyı oluşturan bir şeydir. Yer, soğuğun katı halinden oluşmuştur. Toprak zamanla kayaları ve dağları oluşturmuştur. Deniz de bu topraktan meydana gelmişti. Sıcak, yüzünden buharlaşan soğuk ise havayı yaratmıştır. Tüm bu yapının çevresinde bulunan sıcak ise ateş olarak tanımlanır Bu yapı zamanla parçalanmış ve yıldızlar ile Güneş oluşmuştur. Bunları aynı zamanda sıcak (ateş) cephe içersindeki delikler olarak da tanımlamıştır. Bu deliklerin her biri yıldızlardır. Belli 5 delik ise gezegenlerdir. (o zaman bilinen 5 gezegen olan Merkür, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs) Diğer 2 büyük delik ise Güneş ve Ay’ı simgeler. Bu yapıda bizim için önemli olan noktalar, filozofun Güneş ve yıldızları salt bir ışıktan ibret görmeyip onları sıcak bir kütle olarak görmüş olması ile onurcoban maddenin katı-sıvı ve gaz halini açıklama yolunda ilk adımı atmış olmasıdır. Ayrıca ileride şekillenecek diyalektik anlayış da, hafiften burada gözükmeye başlamıştır. Bir başka önemli nokta ise “sıcak” adını verdiği maddenin hızla dönerek Güneş ve yıldızları oluşturmuş olmasıdır. Günümüzde evrenin toz bulutundan oluştuğunu ve bu bulutun hızla dönerek gezegenleri oluşturduğunu biliyoruz. Bu bilgi bile Anaksimandros’un ne kadar ileri görüşlü olduğunun bir kanıtıdır. (ki 20. yüzyılda bile Dünyanın güneşten kopan bir parça olup olmadığı tartışılmıştır)

             

            Anaksimandros’un farklı görüşlerinden biri ise “farklı evrenler” anlayışıdır. Ona göre sonsuzluktan ortaya çıkan farklı evrenler vardır. Bunlar birbirlerini tekrarlar. Belki bir gün bir araya gelebileceklerdir. Bu düşünce modern okuyucu için tanıdık gelir. Popüler kültürde de sıklıkla kullanılan farklı evren-farklı boyut anlayışı burada şekillendir. (Matrix vs) Bu konuda fazla bir bilgiye ne yazık ki ulaşamasak da dikkat çekilmesi gereken bir konudur.
            Anaksimandros, ilk evrimci olarak görülebilir. Ona göre yaşam denizden çıkmıştır. Denizdeki canlı zamanla karaya çıkmış ve gelişmiştir. İnsan günümüzdeki haliyle oluşmuş olması ona göre imkânsızdır. Eğer bu şekilde ortaya çıkmış olsa hayatta kalması çok zordur. Çünkü insanoğlu küçükken korumasızdır ve bu haliyle doğada yaşam savaşı vermesi zordur. Ona göre insan “şartlar” olgunlaşınca günümüzdeki haline ulaşmıştır. Bu kaba evrim anlayışı ilginçtir. Zira yüzyıllarca uzak durulan bu görüş 19. yüzyıl itibariyle yeniden kabul edilir. Charles Darwin’den binlerce yıl önce böyle bir düşüncenin ortaya konması kuşkusuz radikaldir. Günümüzde bile evrim tartışmalarının sürdüğünü düşünürsek hele… Bilindiği gibi Evrim Teorisinde de yaşamın sudan çıktığı ve zamanla bu canlıların karaya çıktıkları anlatılır.www.onurcoban.com
            Anaksimandros, bilim alanındaki başka çalışmaları da vardır. Gnomon adındaki basit güneş saatinin onun icat ettiği söylenir. Depremin doğaüstü değil fizik kaynaklı olduğunu açıklamıştır. Coğrafya alanında da önemli yapıtlar ortaya koymuştur. Bilinen en eski dünya haritasını çizmiştir. Ancak bu harita günümüze ulaşmamıştır. Bu dünya haritası daha sonraki kaynaklarda bahsedilmiştir. Ege Denizi ve çevresini dünyanın ortasına koymuştur. Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’yı çizmiş ve bunların çevresinde büyük bir okyanus olduğunu söylemiştir.
            Anaksimandros hakkında bilinenler çok kısıtlıdır. Çoğu bilgiler başkalarının yazılarından alınmıştır. Ancak Thales’in aksine Anaksimandros “yazılı eser” bıraktığı bilinen ilk filozoftur. Ancak bu metin birkaç cümle dışında günümüze hiç bir şey ulaşmamıştır. Siyasetle de uğraşan bu ünlü düşünür, bir Yunan kolonisine de önderlik etmiştir.
            Anaksimandros modern dünyanın birçok bilgisini bundan 2500 yıl önce kavramıştı. Felsefe tarihi onun şekillendirdiği soruları sormakla geçer. Bu büyük düşünürü daha iyi anlamak için hala çalışmalar sürmektedir.
 Şimdi kendisinden sonra gelen Anaksimenes ile yolculuğumuza devam edelim.
ONUR ÇOBAN
Yazının diğer bölümleri için tıklayınız: Felsefeye Bakış-Giriş-




.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...