Empedokles

Felsefeye bir bakış

3. Bölüm Doğa Filozofları
  J-Empedokles



Yazan: Onur Çoban

“Hava, su, ateş, toprak,”


Eski Yunan düşünürlerinin en önemlilerinden biri olan Empedokles, evrenin temel yapı taşının yani arkhe’nin tek değil birden fazla olduğunu öne sürerek felsefede çoğulcu anlayışı getirmesi bakımından önemlidir.

Empedokles’ten (Empedocles) önce evreni açıklamaya çalışan filozoflar arkhe’nin tek bir madde olduğunu vurgulamışlardı. Onlara göre su veya ateş gibi temel bir öğe evrenin oluşumundaki en önemli unsurdu. Ardından Elea Okulu ve özellikle Parmenides ’in görüşleri “tekliği” yani her şeyin bir olduğu görüşünü önemli hale getirmişti. Oysa Plüralist ya da Çoğulcu olarak isimlendirilen filozoflar bu görüşe karşı çıktı. Bunların ilk ve en önemlilerinden biri Empedokles’ti.




Empedokles yaklaşık m.ö. 490-430 yılları arası yaşamıştır. Sicilya’da bulunan Akragas antik kentinde doğmuştur. Babası, ülkenin tiranının devrilmesinde önemli bir rol oynamış bu nedenle de ülkenin yönetimi Empedokles’e sunulmuştur. Ancak demokrasiye bağlı olduğundan ki bu özelliğiyle eski yunan düşünürleri içinde sayılı bir isimdir, tahtı kabul etmemiştir. Yine de demokrasi içerisinde kalmak üzere hayatı boyunca siyaset ile ilgilenmiştir. Önceleri bir bilim adamı daha sonraları ise olağanüstü güçleri olan bir filozof olarak görülmüş en sonunda da peygamber hatta Tanrı mertebesiyle taraftar toplamıştır. Ölümü hakkında söylenilen ünlü yanardağı hikâyesi de bu olağanüstüonurcoban.com güçlerine inanması olarak gösterilir. Buna göre kendisinin doğaüstü güçleri olduğuna inanan Empedokles, hiç bir şey olmayacağını düşündüğü için Etna Yanardağına çıkmış ve yanan lavlara doğru kendisini kraterden içeri atmıştır.

Empedokles bilim adamı olarak da önemli bir isimdir. Veba salgınlarını önlemek için bataklıkların kurutulması gerektiğini vurgulamış, yoğun rüzgârların durdurulması için çalışmalar yapmıştır. Bitkilerin de cinsiyeti olduğunu ortaya koymuş, merkezkaç kuvvetini vurgulamıştır. Dönen bir kovadan su dökülmemesi ve bir havuzun içine batırılan bardağın içinde hava boşluğu kalmasını incelemiştir.

Empedokles aynı zamanda iyi bir hekimdir. Sicilya tıp okulunu kurmuş bu okul ünlü Hipokrat’ın Kos Okuluyla aynı seviyede bir gelişme göstermiştir. Kendisinin tıp alanındaki başarıları zamanla onun büyücülük gücü olduğu inancına sebep olmuştur. Gerçekten de artık tedavi edilemez denilen kişileri iyileştirmiş, solunumu durmuş kişileri yeniden hayata döndürmüştür. Ünlü sofist Gorgias’ın da belirttiği üzere Empedokles çeşitli büyü iksirleriyle de uğraşmaktaydı. Günümüzde dahi bu tarz olayların olağanüstü görülebildiğine bakacak olursak, 2500 yıl önce bu tarz olayların büyücülükle ilişkilendirilmesini daha rahat anlayabiliriz.




Empedokles’te, zamanla hem bilim hem de tıp alanındaki doğaüstü başarısını peygamberlik hatta Tanrılık olarak görecekti. Felsefesinin de ciddi bir taraftar bulmasının etkisiyle bu durum ölümüne dek devam etti. Dini anlamda etkilenmiş olduğu Pisagor / Pythagoras’ın da bunda etkisi olduğu düşünülebilir.

 Empedokles eserlerini Parmenides gibi şiir formatında yazmıştır. Kendisine hayran olan Romalı Lucretius kendisinden yaklaşık 600 yıl sonra bu üslubu benimseyecektir. Empedokles çok sayıda eser verse de elimize sadece fragmanlar şeklinde kalan iki eseri mevcuttur. Doğa Üzerine ve Arınmalar adını taşıyan bu eserler ve daha sonra gelen filozofların yazdıkları sayesinde Empedokles’in fikirleri günümüze kadar ulaşmıştır.

Empedokles’in felsefesi Parmenides’ten hem etkilenmiş hem de ona karşı çıkmıştır. Empedokles, Parmenides’in ortaya koyduğu, varlığın yoktan var olamayacağı ve vardan yok olamayacağı görüşüne katılıyordur. Ona göre varlık ezeli ve ebedidir. Hiçlikten bir varlığın oluşması imkânsızdır. Ancak bir değişim ve hareket vardır. İşte bu noktada Parmenides’ten ayrılır. Parmenides her şeyin bir olduğunu vurgulamakta ve değişime karşı çıkmaktaydı. Oysa Empedokles’e göre evrende asla yaratılmamış ve asla yok olmayacak olan 4 tane kök madde vardır. Bu maddeler; hava, ateş, su ve topraktır. Parmenides’in belirttiği gibi bunlar asla yok olamazlar. Ancak birleşip ayrılabilirler. Bu maddelerin farklı oranlarda bir araya gelmesi ile farklı maddeler oluşabilir. Bu oluşan maddeler, çözülerek yok olabilir. Ancak özünde kök maddeler asla yok olmazlar.www.onurcoban.com




Görüleceği üzere Empedokles, Parmenides’in genel felsefesini sadece bu temel maddeler için savunmuştur. Oysa geri kalan her şey bir hareket bir birleşim sonucu değişime uğramaktadır. İnsan, hayvan, doğa her şey bu 4 temel maddenin çeşitli oranlarla bir araya gelmesi sonucu oluşmuştur. Şaşırtıcıdır ki günümüzde bu görüşe çok uzak değiliz. Bu dört temel maddenin aslında kök madde olmadığını biliyoruz. Zira toprağın içinde binlerce farklı unsurun olduğu gibi suyun da 2 farklı atomdan oluşması buna örnektir. Ancak su örneğindeki gibi, temel bir madde yani atomların birleşmesiyle evrendeki maddelerin oluştuğunu biliyoruz. Bu atomlar, Empedokles’in belirttiğini gibi, çeşitli oranlarda birleşmesi farklı maddelere neden olmaktadır. Daha sonraki birçok filozof bu sonuca daha çok yaklaşsa da bu teoriyi ilk ortaya atanlardan olması bakımından Empedokles önemli bir isimdir.

4 temel öğe anlayışı özellikle Aristoteles tarafından daha da geliştirilecek ve tüm ortaçağ boyunca hatta modern çağa kadar baskın görüş olacaktır. Günümüzde bile popüler kültürde kendisine hala yer bulan bir unsurdur.www.onurcoban.com

Parmenides’in görüşlerinden etkilenen Empedokles bu dört temel öğenin neden hareket ettiğini açıklamak zorunda hissetmiştir. İşte burada yine temel unsurlardan olan Sevgi ve Nefret (çatışma) fikrini ortaya koydu. Bu ebedi iki kuvvet, 4 temel maddeyi hareket ettiriyor ve onu çeşitli oranlarda diğer maddelerle birleştirip ayırıyordu. Bu noktada Empedokles’in görüşleri bilimden biraz uzaklaşır. Ona göre bu temel köklerin tam bir arada olması sevginin evrende baskın olmasıyla olur. Zamanla nefret / çatışma baskın gelmeye başlar ve kök maddeler ayrışır. En onunda nefretin tam baskın halindeonurcoban maddeler birbirinden tamamen ayrılmıştır. En sonunda yeniden sevginin baskın olduğu evreye doğru yeni bir döngü başlar. Bu hareket sürekli tekrarlanır. Sevgi ve Nefret metafizik öğeler içerse de Empedokles’in yaşadığı dönemde madde ve madde dışı ayrımı tam olarak yoktur. Bu nedenle bu kuvvetleri aslında birer madde olarak görmekteydi.

Empedokles’in evrim ve doğal seçilim teorisi olması önemlidir. Temel hatlarıyla günümüz anlayışına benzer. Ona göre de canlılar zamanla değişir, evrimleşir. Doğaya en uyumlu olan yani hayatta kalan, neslinin devamını sağlar. Bunu başaramayanlar ise yok olur. Ancak başlangıçtaki durumu daha olağanüstü bir şekilde hayal eder. Ona göre evrenin başlangıcında her şey karışık ve sayısız bir çeşitlilik içindeydi. İki başa sahip vücutlar, üç göze sahip yüzler, elsiz kollar, tek bacaklı canlılar vardı. Bu canlılar hayatlarını sürdüremedi sadece bugün görmüş olduğumuz canlı çeşitleri hayatta kalıp günümüze kadar ulaştı. Bu noktada Yunan Mitolojisinde var olan öküz başlı insan veya insan başlı atlar gibi yaratıkları da açıkladığı varsayılabilir.



Daha önce belirtildiği gibi zamanına göre çok başarılı bir hekim ve bilim adamı olması ayrıca Pythagorasçılık ve Orpheus öğretisinin etkisiyle çevresi gibi kendisi de doğaüstü güçleri olduğuna inandır. Kesin olup olmadığı bilinmemekle birlikte Etna Yanardağından aşağıya kendisini bıraktığında lavların ona bir şey yapamayacağını düşünüyordu. Elbette günümüzde atlayabileceği bir noktaya bile gelmesi fizikken çok zor olsa da bu efsane günümüze kadar ulaştı.


Yazının diğer bölümleri için tıklayınız: Felsefeye bir bakış-Giriş-
Onur Çoban

.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...