Parmenides


Felsefeye bir bakış

3. Bölüm Doğa Filozofları
  H-Parmenides

Yazan: Onur Çoban

“Hiç bir şey değişmez”

            Parmenides, her şeyin değişim içinde olduğunu söyleyen Herakleitos’un aksine; duyulara güvenmeden, salt bir akıl yürütme ile evrendeki her şeyin sabit olduğu görüşünü savunan ve kendisinden sonra gelen filozofları derinden etkileyen bir düşünürdür.



            Hayatıyla ilgili kesin bilgiler olmasa da yaklaşık olarak İ.Ö. 515 yıllında doğduğu kabul edilir. Aslında yaşadığı zamanla ilgili bilinen en önemli kaynak Platon’dur. Platon, hocası Sokrates’in henüz genç biriyken, orta yaşlı Zenon ve yaşlı Parmenides ile Atina’da yaklaşık İ.Ö 450’lerde karşılaştığını belirtir.

            Parmenides, Pythagorasçılardan özellikle Amenias’dan etkilendiği, hocası olduğu düşünülen Ksenophanes ’den birçok şey aldığı kabul edilir. Ksenophanes’in Elea Okulunun kurucusu olup olmadığı tartışılsa da, Parmenides bu okulun kurucusu ve en önemli temsilcisi olarak görülür.

            Parmenides, birçok eserini şiirsel bir dille yazmış hatta bunları Tanrısal bir vahiy ile öğrendiğini ifade etmiştir. Özellikle varlık kavramı üzerine görüşleri etkilidir. Parmenides’e göre “varlık vardır ve varolmayan var değildir.” Bir şey eğer varsa aynı zamanda yok olamaz. Bir şey eğer yoksa aynı zamanda var olamaz. Yani varlık ve yokluk arasındaonurcoban.com bir geçiş söz konusu değildir. Varlık, yokluktan gelemez, yokluğa da gidemez. Çünkü önceden yok olan bir şey “varlaşamazdır.” Bu değişimini açıklayabilecek bir kavram yoktur. Olsaydı zaten onu düşünürdük. Bu da onu zaten var yapardı. Var olan bir şey aynı şekilde, varlığını kaybedemeyeceğinden hiçbir zaman yok olamaz. Tüm bunlar gösterir ki Herakleitos’un dediği değişim gerçek değildir. Sadece bir yanılsamadır.



            Bir şeyin var olduğunu sadece düşünerek anlayabiliriz. Deneyim ve duyular bizi yanıltır. Eğer düşünmesi mümkün bir şeyi düşünürsek onun var olduğunu da anlarız. Olmayan bir şeyi düşünemediğimize göre; düşünülmesi mümkün olanla, var olması mümkün olan aynı şeydir.

Parmenides’e göre varolan tektir, birdir. Yani varlığın parçaları yoktur ve bölünemez. Çünkü bir nesneyi oluşturan parçalar aslıda bütünün özellikleriyle aynıdır. Bu da onu bütünden farklı bir şey yapmaz. Bununla bağlantılı olarak Parmenides boşluk diye bir şeyin olmadığını söyler. Çünkü varlığın dışında bir şey olmadığına göre bir varlık ikiye bölünebilseydi arada boşluk olması gerektiğini söyler. Örneğin elimize bir elma alalım. Tek gerçekliğin bu elma olduğunu düşünelim. Eğer elmayı ikiye ayırabilseydik iki parça arasından bir boşluk ortaya çıkardı. Oysa boşluk hiçlik anlamına geldiği ve bunun akıl yürütmeyle var olamayacağını söylediği için bunun imkansız olduğunu kabul etmemiz gerektiğini belirtti. Boşluk olmadan ikiye bölünme olmayacağına göre; parça, bölüm diye bir şey olmadığı sonucuna varılacağını belirtti. Tek olan varlıktı; bölünemez ve onun dışında bir şey olamazdı.www.onurcoban.com

Parmenides felsefesi görüleceği üzerine daha çok mantıksal bir akıl yürütmeye dayalı. Elbette günümüzde bu akıl yürütmenin eleştirilecek çok yönü var. Ancak çağına göre bu devrimsel bir düşünceydi. Doğa filozoflarının özellikle Herakleitos’un maddeci görüşlerine göre farklı bir felsefe ortaya çıkmıştı. Şaşırtıcı bir şekilde ortaya koyduğu felsefede doğruluk payı olan birçok konu vardır. Örneğin, parçanın bütünle aynı olması günümüze hiç de uzak değil. Örneğin insan vücudunun her yerinde DNA kodlarımızın olduğunu biliyoruz. Mesela bir gözle bir parmak fiziksel olarak çok farklı şeyler. Ancak her ikisi de insanın hücrelerini ve DNA kodlarını taşıyor. Yani “ben” dediğimiz her şey her iki organda da mevcut.

Boşluğun hiçlik olduğu özellikle uzay çağında ortaya çıkan bir konu... Bilindiği gibi uzayda mutlak boşluk olduğunu biliyoruz. Her ne kadar ışık ve çeşitli dalgalar uzayda dolaşsa da bildiğimiz anlamda maddenin olmadığı bir boşluk bulunmakta. Elbette Parmenides bu boşluğun olamayacağını kanıtlamaya çalışırken aslında hiçliğin tanımını da yapmaktaydı.

Ancak eleştirilecek de çok yön var. Örneğin deney ve duyusal konuları tamamen yok sayıp salt bir akıl yürütme ile ilerlemesi… İlginçtir ki bu durum yüzyıllarca sonra bile savunulacak hatta 17. Yüzyılda “Akılcılık” akımıyla birlikte büyük önem kazanacaktı. Ancak günümüz mantık anlayışıyla “düşünülemeyen” şeyin gerçek olup olmaması eleştiri konusudur. Örneğin Parmenides çağında, bilgisayarı kimse düşünemezdi. Oysa bugün bir gerçek... Parmenides, varlığın zamansallıktan bağımsız olduğunu savunuyordu. Çünkü önceden var olmayan (düşünülmeyen) sonradan var olamazdı (düşünülemezdi) Çünkü bir şey hiçlikten çıkıp varlık haline gelirse, hiçlik hiçlik olmaktan çıkardı. Tabi televizyon örneği anlaşılması bakımından çok yüzeysel verilmiş bir örnek olsa da bu durumu özetler.

Aynı şekilde ejderha düşünülen bir canlıdır. Hatta birçok efsanenin de kaynağıdır. Ancak bu düşünülen şey gerçekte hiç olmamıştır. Bu akıl yürütmeye göre (yine yüzeysel olsa da) hatalıdır.

Ancak hiçbir şeyin yoktan var olamayacağını 20. Yüzyılda Albert Einstein’ın teorilerinde ortaya koymuş olması yine ilginçtir.onurcoban Her ne kadar ilk çağ filozofları aynı zamanda birer bilim adamı da olsa Parmenides’in Einstein’ın düşüncelerini bilimsel olarak fark etmesi imkansızdı. O bu kavramı felsefesi sayesinde ortaya koymuştu.

Elea Okulunun en önemli temsilcisi olan Parmenides, Platon ve Aristo’nun birçok eserine konu olmuştu. Çağı için çok önemli bir isim olan Parmenides’i öğrencisi olan Zenon takip etmişti.
Yazının diğer bölümleri için tıklayınız: Felsefeye bir bakış-Giriş-
Onur Çoban


.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...