Pythagoras (Pisagor) ve Pythagorasçılık



Felsefeye bir bakış

3.bölüm: Doğa Filozofları

  F-Pythagoras (Pisagor) ve Pythagorasçılık

Yazan: Onur Çoban

Sayıların evrenle uyumu

        Matematik teorileriyle okullarda sıklıkla adı geçen Pisagor, felsefe tarihinde de oldukça önemli bir yere sahip olan bir düşünürdür. Özellikle onun mistik / dinsel bir okul kurmuş olması ve sayılarla ulaşmaya çalıştığı evrensel uyum antik çağda olduğu gibi ilerleyen yüzyıllarda da önemli bir konumda yer alır.

          Pisagor veya Pythagoras ın düşünceleri Pisagorcu Okul veya Pythagorasçı Okul olarak tanımlanan bir felsefe geleneğine bağlı birçok filozofu etkilemiştir. Ancak bu isimler özgün görüşlerini de felsefeye katmışlardır. Pythagorasçılık bu anlamda oldukça kapsamlıdır.




         Pythagoras (M.Ö. 570-  y. 495) Sisam  / Samos adasında doğmuştu. Hayatı boyunca Antik Mısır ve İran’a yolculuklar yaptığı bilinmektedir. Özellikle Doğu Kültüründen almış olduğu birçok öğretiyi, felsefe düşüncesinde kullanmıştır. Hayatının son dönemlerinde Güney İtalya’da Kroton şehrinde ünlü Pythagorasçı Okulunu kurmuştur.

    Pythagoras’ın felsefesini anlamak için onun matematik ile ilişkisini de irdelenmek gerekir. Pythagoras büyük bir matematikçiydi. Matematikle Felsefe arasındaki bu gelenek Descartes ve Leibniz gibi isimlerle yüzyıllar sonrasında bile devam edecekti.

Bir sayının karesi ve küpü kavramlarını Pythagoras’ın bulduğuna inanılır. Ayrıca okullarda öğretilen ünlü Pisagor Teoremi de, günümüzde çoğu kişinin Pisagor’u tanımasına yol açar. Görüldüğüonurcoban.com gibi sadece matematik için bile çok önemli bir konuma sahip olan Pisagor, aynı zamanda felsefe tarihi için de önemli bir düşünürdür. Ancak günümüzde sanki bu durum matematiğin gölgesinde kalmış gibidir.




Önceki üç büyük filozof (Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes ) İyonya okulunu temsil ederken Pythagorasçı okul farklı bir geleneği temsil ediyordu. Bu okul sadece bir düşünce okulu değil aynı zamanda bir din bir tarikat anlayışı güdüyordu. Ancak bunu yaparken felsefenin metotlarını kullanıyor ve önceki doğu mistisizm geleneğinden ayrılıyordu. Pythagorasçılar felsefeyi salt bilgiye erişmek için değil pratik çözümler üretmek günlük yaşamda kullanmak için çalışıyorlardı. Onlar İyonya Okulu gibi maddeyi değil (physici) matematiksel kavramları (mathematici) yaşamın temeline alıyorlardı. www.onurcoban.com 

       Pythagoras’ın felsefe geleneğine bakıldığından Dionizos / Dionysos kültü ile Orpheus öğretisinin önemli olduğunu görürüz. Yeniden doğma, bir doğum çarkına ruhun dâhil olması, ayinler sırasında kendinden geçme ve mistisizm burada en çok göze çarpan konulardır. Pythagoras’ın kendi kurduğu bu tarikat, belki de felsefe konusuna yönelmese; bir mit, bir dinsel akım olarak anılabilirdi. Ancak onun öğretileri çok daha derindir. Özellikle ileride Platon tarafından da örnek alınacaktır.

         Pythagoras’ın en önemli öğretilerinden biri ruh göçü anlayışıdır. Bu anlayış aslından Mısır ve Hindistan gibi kültürlerde binlerce yıldır vardır. Ancak Pythagoras bunu felsefi temellere dayandırmaya çalışır. Ruh ve Beden birbirinden ayrı iki kavramdır. Beden ölümlü ve değersizdir. Oysa ruh mutlak ölümsüzlüğe ulaşacağı güne kadar defalarca beden değiştirir. Bir insan ölümden sonra daha iyi veya daha kötü bir bedenle yeniden hayat bulabilir. Bu sonsuz çarkın bozulması felsefenin önemli konusudur.

     Pythagorasçılar sadece gizli bir tarikat olarak faaliyet göstermemişlerdir. Zaman zaman siyasi otoriteyi ele geçirmek içinde girişimlerde bulunmuşlardır. Bu durum ilerde birçoğunun öldürülmesine neden olmuştur. Bizzat Pythagoras’ın da, bu isyanlardan birinde öldürüldüğü söylenmektedir. (Ünlü efsanelerden biri düşmanlarından kaçan Pythagoras’ın bir fasulye tarlasına, inancı nedeniyle girmeyi kabul etmemesi sebebiyle yakalandığıdır) Kroton şehrinde neredeyse her konuda söz sahibi olmaya çalışmışlardır.

      Pythagoras’ın görüşüne bakmadan önce bilinmelidir ki, bu görüşleri gizlemek okulun başlıca görevlerindendir. Bu nedenle görüşlerin, sonradan aktarılma şeklinde günümüze ulaştığı bilinmelidir. Bu da hala bilinmeyen birçok konu olduğunu ortaya koyar.
           
         Pythagoras’ın temel görüşü Ruh göçüdür. Ölümden sonra başka bir bedene ruhun geçtiğini savunan bu görüşü eski çağlardan beri var olan bir düşüncedir. Pythagorasçılık da, ruh göçü sadece insandan insana olmaz. İnsan öldükten sonra bir hayvanın bedeninde de yeniden doğabilir. Bu anlayış doğanın bir bütün olduğu anlayışını da getirir. Pythagoras’ın ünlü yasakları arasında olan “et yeme” yasağı da burada önemlidir. Çünkü et yiyen bir kişi, daha önce tanıdığı veya atalarından birini kesip yemiş olabilir! Yeri gelmişken belirtelim. Pythagoras’ın bakla yeme yasağı ve yere düşün bir şeyi kaldıramama yasağı gibi görüşleri de vardır. Bu görüşleri tarikatın dinsel dogmaları yönünü içerir.

        Ruhun göçünün felsefe tarihi için önemi, bedenle ruhun ayrı olduğunu kabul etmesidir. Hatta bu iki farklı kavramın eşit olmadığını ruhun daha üstün bir varlık olduğunu belirtir. Oysaki beden kötüdür. Platon’un da ileride bu görüşü geliştirdiği hatta ortaçağ Hristiyan felsefesinin temelini oluşturduğunu biliyoruz. Pythagoras, insan yaşamında erdemlere inanırdı. Bir insan iyi bir yaşam sürerse doğuş çarkının bir sonraki aşamasında daha üst bir bedene, kötü yaşarsa daha düşük bir bedene gireceğini düşünüyordu. Reenkarnasyon günümüzde bile tartışılan bir kavram. Ancak burada Pythagoras ahlak anlayışına dikkatli bakmak gerekiyor. İyi bir ahlaka sahip olmak doğru olandır,onurcoban olması gerekeni yapmazsak ruhumuz asla huzura ulaşamaz. Günümüzde bile geniş kabul gören bu ahlak anlayışının temelleri Pythagoras geliştirmiştir. Bu dünyanın boş olduğu hatta acı çekmenin normal olduğu, oysaki ruhun bir sonraki yaşamda veya ulaşacağı mutlak üst seviyede huzura kavuşacağı öğretisi, düşünce tarihi için tanıdıktır. Pythagoras’ın bu görüşünün, sadece bireysel olarak değil toplumsal olarak da yansıması olacağı tabidir. Erdemli davranmanın bireysel ve toplumsal olarak olumlu sonuçlar doğurması beklenir. Ancak kurtuluşu bu dünyada beklememek (hatta bunu istememek) iktidar sahiplerinin toplumu dilediğince yönlendirmek için kullanabileceği bir açık kapıda bırakır. Pythagoras belki bunu istiyordu. O zaten Pythagorasçılar içinde üst bir sınıfın kontrolü alması gerektiğini savunuyordu. Tabi bunu yaparken görüşlerinde ciddiydi. Düzenin huzuru getireceğine inanıyordu.

            Bu düzen isteği onu matematiğe daha çok yaklaştırdı. Çünkü geometri ve aritmetik kusursuz çalışıyordu. Sayılar doğada sadece soyut varlıklar olamazdı. Öyle ki müzik bile matematiğin bir sonucuydu. Harmonia veya harmoni müzikte eşsiz bir şekilde yer alıyordu. Özünde, matematiksel yöntemlerle sesi doğru bir biçimde uyumlu hale getirmek mümkündür. Bunu ilk kez sistematik bir biçimde ortaya koyanlar Pythagorasçılar olmuştur. Telli çalgıların uzunluğunun değiştirilmesiyle farklı seslerin ortaya çıktığını bulmuşlar ve sekiz – beş – dört notalık ses aralıklarıyla oktavı bulmuşlardı. Aritmetik oranları kullanarak tellerin yönlendirdiklerinde farklı duyguları veren farklı seslere ulaşmak sayıların gücünü gösteriyordu.




            Pythagoras için arkhe sayılardı. Pythagorasçılar sayıları hem somut hem de soyut olarak görüyorlardı. Onlara göre sayılar birer nokta olarak sembolize ediliyordu. 1 için tek 2 için çift nokta gibi. Bu anlayışla noktalar yan yana geldiğinde üçgen, kare ve dikdörtgenler oluşuyordu. Doğanın “resmini” bu yaklaşımla yapabilmek mümkündü. Sadece ideal sayıyı bulmak gerekiyordu. Bir dağın, bir ağacın hatta bir insanın sayısı olabilirdi. Önemli olan doğanın uyumuydu. Bu durum bazı sayılara özel önem vermelerine yol açtı. Pisagorculukda özellikle ilk dört sayının önemi büyüktü. Bu dört sayının toplamından ise mükemmel 10 sayısına ulaşılıyordu. (1+2+3+4=10)

           1, sayıdan çok bu sistemin temeli olarak görülüyordu. Aklın sembolü olan bu sayı her şeyin özü olması nedeniyle Tanrısal bir anlamı vardı. 4, şekil olarak oluşturduğu karenin düzeninden yola çıkarak adaleti temsil ediyordu. 5 evliliği, 6 şansı temsil ediyordu. 




          Günümüzde de bu sayılara önem verme anlayışı devam etmekte. Örneğin 3 Pisagorculukta tanrısal bir güç ifade ediyordu. Tarih boyunca üçleme hep önemli bir gösterge olmuştur. Eski Yunan’daki üç büyük tanrı Zeus, Poseidon ve Hades’ti. Eski Mısır’da ise İsis, Osiris ve Horus’tu. Hristiyanlıkta Teslis yani kutsal üçleme (Baba, oğul, kutsal Ruh) farklı görüşler olsa da yaygın ve baskın inancın temelinionurcoban.com oluşturur. (ki bu görüş Mitra kültüründen alınmıştır) Günümüzde de nümeroloji ile uğraşanlar sayıların gizemi ile ilgilenmektedir. Sayıların ezoterik birer anlamı olduğu tarih boyunca birçok grubun araştırdığı bir konudur.

Pythagorasçılar rasyonel sayılara inanırlardı. Onlar için √2 gibi bir ifade doğanın uyumuna göre olamazdı. Ancak Pisagor Teoremine göre bu durum tezat oluşturuyordu. Teoreme göre bir dik üçgenin dik kenarlarının kareleri toplamı hipotenüsün karesine eşittir. Ancak Pythagoras’ın öğrencisi olan Hippasus, bu kenarları 1 birim aldığımızda Hipotenüsün kök 2 çıktığını fark etti. Bu elbette Pythagorasçılık üzerinde şok etkisi yarattı. Genel kanıya göre bu olay üzerine Pythagoras, öğrencisi Hippasus’u denize attırarak öldürttü.

      Pythagorasçılar 10 sayısının mükemmelliğine inanmaları, astronomik görüşlerini de etkilemiştir. O çağda 9 tane gök cismi biliniyordu. Bu 9 cisimler, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn, Dünya, Ay ve Güneşti. Ayrıca tüm yıldızları tek bir cisim sayıyorlardı. Bu durumda 1 tane gök cismi eksik çıkıyordu. Bu cisme Karşı-Yer / Karşı Dünya adını verdiler. Bu Karşı-Yer olmak zorundaydı ama onu göremiyorduk. Bunun nedeni olarak Dünyanın görüş açısının Karşı-Yeri göremememize neden olmasıydı. İşte devrimci bir düşünce burada başladı. Dünya evrenin merkezinde olsaydı her yeri görebilirdik. Oysa Pythagorasçılar merkezde olmadığımızı söylüyorlardı. Bu düşüncenin doğru olduğunun anlaşılması için yüzyıllar geçmesi gerekmekteydi. İlginç olan 16. Yüzyılda Dünya’nın evrenin merkezinde olmadığını savunan Nicolaus Copernicus (Kopernik) Kilise tarafından Pythagorasçı olmakla suçlanmıştı.

     Birbiriyle uyum içinde farklı matematiksel oranlarda hareket eden bu cisimler ilahi bir müziği de oluşturmalıydı. Burada müzik ve sayıların birlikteliği vurgusu vardı. Bu gibi radikal düşünceleri daha da ileri getiren ve çoklu evren teorisini bile destekleyen Pythagorasçılar vardı.www.onurcoban.com

     Daha önce belirtildiği gibi Pythagoras’la birlikte bu akıma birçok önemli isim katkıda bulundu. Başta Philolaos olmak üzere; Arkhytas, Eurytus, Petron, Alkmaion (Hekim), Brotinus Hippasus, Ameinias (Parmenides’in hocası), Epicharmus, Hicetas, Hippon,  Calliphon, şair Cercops gibi isimleri Pythagorasçı Filozoflar olarak bilinir. Ayrıca Platon’nun da, Pythagorasçı olmasa bile, görüşlerinin birçoğu Pythagoras’a dayanır. Yüzyıllar sonra bile MS 1.yüzyılda Yeni Pythagorasçılık adı altında Pythagoras’ın düşünceleri taraftar bulmaya devam edecektir.

Yazının diğer bölümleri için tıklayınız: Felsefeye bir bakış-Giriş-
Onur Çoban


.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...