Ana içeriğe atla

Farabi

Felsefeye bir bakış
55. Bölüm: Farabi

İkinci Öğretmen 

İslam Felsefesinin İkinci Öğretmen’i, tüm felsefe tarihinin en büyük filozoflarından biri olan Farabi, Aristoteles felsefe geleneği ile İslam düşüncesini uyumlu hale getirmesi ile bilinen Türk filozoftur. Farabi sadece eklettik bir biçimde bunu yapmamış kendi özgün düşünce sistemini de oluşturarak İbn Sina ve İbn Rüşd gibi isimlere öncü olmuştur.
 
Farabi sadece bir yorumcu değil, kadim Yunan felsefesi ile İslam düşüncesini tutarlı bir “sistem” içinde birleştiren ilk büyük mimardır. Aristoteles’in mantık külliyatını o kadar derinlemesine incelemiş ve şerh etmiştir ki, felsefe dünyasında Aristoteles’ten (Muallim-i Evvel/ İlk Öğretmen) sonra gelen “Muallim-i Sânî” (İkinci Öğretmen) unvanını tam anlamıyla hak etmiştir. Bu anlamda Meşşai Filozoflardan olarak görülür. Aristoteles’ten çok etkilense de Platon ve Yeni Platoncu görüşlerden de etkilenmiştir.
 
Tıpkı Platon ve Aristoteles gibi Farabi’nin felsefesi de bir “Sistem” Felsefesidir. O, varlık biliminden siyasete, dil biliminden müziğe kadar insan bilgisinin her alanında kalem oynatmış ve bu alanları birbiriyle uyumlu bir bütüne oturtmuştur. Onun asıl büyüklüğü, yalnızca fikir üretmesinde değil; düşüncenin nasıl üretileceğini göstermesinde yatar.
 
Farabi, yaklaşık M.S. 870 yılında bugün Kazakistan sınırları içinde bulunan Fârâb şehrinde (bugünkü Kazakistan Otrar) doğmuştur. Batı dünyasında Alpharabius ve Avennasar ismiyle bilinen filozof aslen Türk’tür. Gençliğinde Rey ve Bağdat gibi dönemin en önemli bilim merkezlerine gitmiştir.
 
Bağdat’ta Hristiyan mantıkçı Ebû Bişr Mattâ b. Yûnus’tan mantık, Yuhannâ b. Haylân’dan ise felsefe dersleri almıştır. Bu eğitim, onun Aristotelesçi geleneği derinlemesine kavramasını sağlamış, aynı zamanda farklı kültürlerin düşünme biçimlerini birleştirebilmesine imkân tanımıştır. Hayatının büyük bir kısmını ilim öğrenmeye ve öğretmeye adayan Farabi, ömrünün son yıllarını Halep ve Şam’da geçirmiştir.
 
İlk İslam Filozofu olan Kindi’nin açtığı yolda ilerleyen Farabi, El-Medînetü'l-Fâzıla (Erdemli Şehir), Es-Siyâsetü'l-Medeniyye (İdeal Devlet), İhsaü'l-Ulûm (İlimlerin Sayımı), Tahsîlü's-Sa'âde (Mutluluğun Kazanılması, Kitâbü'l-Mûsika'l-Kebîr (Büyük Müzik Kitabı), Kitâbü'l-Hurûf (Harfler Kitabı), Felsefetü Arisṭoṭâlîs ve Felsefetü Eflâṭûn: Aristo ve Platon felsefeleri) gibi eserler yazmıştır.
 
Farabi’nin felsefesi akıl–vahiy uyumu fikri etrafında şekillenir. Ona göre hakikat tektir; felsefe bu hakikate akıl yoluyla, din ise semboller ve temsiller aracılığıyla ulaşır. Bu nedenle felsefe ile din arasında zorunlu bir çatışma yoktur. Ona göre bu iki alan birbiriyle çatışmaz; aksine aynı hakikatin farklı biçimlerde ifade edilmesidir. Felsefe hakikati kavramlar ve akıl yoluyla ifade ederken, din bu hakikati semboller ve imgeler aracılığıyla topluma anlatır. Bu yüzden din, felsefenin daha alt bir formu değil; farklı bir anlatım düzeyidir. Bu düşünce, İslam düşüncesinde son derece cesur bir yaklaşım olarak öne çıkar.
 
Farabi, varlığı “Zorunlu” ve “Mümkün” olarak ayırır. Tanrı, Zorunlu Varlık’tır ve her şey O’ndan bir ışığın kaynağından yayılması gibi taşarak meydana gelir. Bu anlayış, Yeni Platoncu etkilerin İslam felsefesi içindeki en belirgin örneklerinden biridir. Zorunlu ve mümkün varlık kavramını daha sonra İbn Sina derinleştirecektiler.
 
İnsan aklı ise bu sistemde pasif değildir. Farabi’ye göre insan, düşünme yetisini geliştirerek “Faal Akıl” ile temas kurabilir. Bu temas, hem felsefi hem de manevi bir aydınlanma sürecidir.
 
Farabi’ye göre metafiziğin temel konusu İlk Neden yani Tanrı’dır. İslam düşüncesindeki her şeyin yaratıcısı olan Tanrı’yı aynen kabul eder. Ona göre tanrı mükemmel bir varlıktır. O ezeli ve ebedidir. Tözü bakımından madde olamaz. O bilfiil akıldır. Aristoteles’te olduğu gibi kendi kendisini düşünür.
 
Skolastik felsefede ünlü bir Tanrı Kanıtı olan Ontolojik Kanıt daha çok AzizAnselmus ile bilinir. Farabi bu kanıtın ilk ışıklarını çok uzun zaman önce ortaya koymuştur. Farabi’ye göre Tanrı’nın ilk olması ve ondan daha mükemmel bir varlık olmasının düşünülemeyeceği, yokluğunu düşünmenin mantıksız olduğu ön koşulunu vurgular. Anselmus bu düşünceyi yaklaşık 250 yıl sonra geliştirir. Ondan yüzyıllar sonra DescartesSpinozaLeibniz gibi filozoflar bunu daha da geliştirecektir. Ancak Hume ve Kant gibi filozoflar bu düşünceyi hatalı bulacaktırlar.
 
Aquinolu Thomas’ın 1200’lü yıllarda sistemli hale getireceği bir Tanrı kanıtı olan Kozmolojik Argümanın benzer bir ön versiyonunu Farabi’de savunmuştur. Farabi’ye göre varlıkların var olması başka bir varlığa bağlıdır. Bu nedensellik kendi içinde tutarlı olsa da sonsuza kadar geriye gitmesi, tutarsızlık yaratmaktadır. Bu nedenle bir ilk nedene ihtiyaç duyulur.  Yine Farabi başka bir kanıt olan Teolojik Argümana başvurur. Ona göre evren bir tanrı olmaması durumunda düzensiz olacaktır. Tüm bu kanıtlar bir ilk nedene, ilk neden de zorunlu ve mükemmel bir şeye vurgulamakta o da Tanrı olmaktadır. Bu kanıtlar Hristiyan Felsefesinde Skolastik dönemde oldukça geliştirilecek ve yüzyıllarca bu argümanlar tartışılacaktır.
 
Farabi varlıkları sıralamaya devam eder. Ona göre İlk Nedenden dereceli bir varlık hiyerarşisi doğan. Gök küredeki varlıklar, ayaltı evren, ruh, form ve madde bu zinciri oluşturur. Farabi’deki Tanrı düşüncesi “kendi kendini düşünen Tanrı” anlayışı özünde Aristoteles’ten gelir. Ancak Aristoteles sisteminde her şeyin ondan çıktığı bir sudur anlayışı yoktur. Farabi bu görüşü Plotinos gibi Yeni Platonculardan almıştır. Ancak Yeni Platoncu görüşteki Tanrı anlayışı da Farabi’nin Tanrı anlayışını tam karşılamaz. En mükemmel, en doğru olan Tanrı’yı İslam’dan alır. Örneğin ona göre İlk neden uludur. Bu Yunan Felsefesinde olmayan bir kavramdır.
 
İdeal Devlet kitabında bu dereceli yapıyı ayrıntı ile verir. Ona göre ilk nedenin bir sureti olamaz. Çünkü suret sadece maddede olur. İlk var olanın eşiti, zıttı, bütünü, parçası olamaz. İlk nedenden her şey sudur eder, taşar. İkinci var olan madde olmayan bir tözdür. İdeal Devlette kendi sistemi için tutarlı olsa da artık bilimsel olarak yanlışlanan bir sistemle devam eder.  Üçüncü akıl sabit yıldızları oluşturur. Sonra bu sistemde sıra ile Satürn, Jüpiter, Mars, Güneş, Merkür vs devam eder. Bunlar madde dünyasına ait değildir. Dünyamızdaki madde bunlardan çok sonra var olur.
 
Farabi’nin en güçlü olduğu alan şüphesiz mantıktır. O, Aristoteles mantığını sadece açıklamakla kalmaz, onu tüm bilimlerin temeline yerleştirir. Ona göre mantık, doğru düşünmenin ölçüsüdür; nasıl ki dil konuşmanın aracıysa, mantık da düşünmenin aracıdır.
 
Farabi burada çok önemli bir ayrım yapar: Dil topluma özgüdür, mantık ise evrenseldir. İnsanlar farklı diller konuşabilir, ama doğru düşünmenin kuralları değişmez. Bu yaklaşım, onun felsefesinde mantığı merkezî bir konuma yerleştirir ve onu sıradan bir yorumcu olmaktan çıkarır.
 
Platon’un Devlet eserinde kurduğu “Filozof-Kral” idealini, Farabi İslam dünyasının koşullarına uyarlamıştır. Ona göre bu filozof kral aynı zamanda Peygamber’dir. Peygamber kurumuna verdiği örnekle bir başka İslam Filozofu olan Razi’den ayrılır. Ona göre bir toplumun amacı “mutluluğu” bulmaktır. Ancak bu mutluluğa ancak erdemli bir yönetimle ulaşılabilir.
 
Farabi, şehirleri (devletleri) biyolojik bir organizmaya benzetir. Nasıl ki vücudun en üst organı kalptir ve diğer organlar ona hizmet ederse, Erdemli Şehir’in de bir başkanı olmalıdır. Bu başkan, hem akli yetileri en üst seviyede olan bir filozof hem de sezgisel/ilahî bağı güçlü bir önder olmalıdır. Ancak bu mükemmel insan her çağda gelemez. Bu nedenle kendisini sunduğu şartlardan bir kısmına sahip olanlar da kabul edilebilir. Eğer bu şartları sağlayan biri bulunamazsa en azından biri filozof olan iki kişinin yönetimi üstlenmesi gerekir. Cahil, bozuk (Fasık) hatta demokratik şehrin kötü yanlarını özellikle belirtir. Demokrasiye tutumu eski Yunan filozofları gibi olumsuzdur.
 
Farabi’nin İlimlerin Sayımı adlı eseri, bilimlerin sistemli bir haritasını sunar. Bu eser, yalnızca ilimleri sıralamakla kalmaz; onların birbirleriyle ilişkisini ve öğrenim sırasını da belirler.
 
Bu yaklaşım, modern üniversite sisteminin erken bir modeli olarak görülebilir. Bugün farklı fakülteler halinde ayrılmış olan bilim dallarının kökenleri, bu tür sistematik tasniflerde aranabilir.
 
Farabi bilimleri:
  • Dil bilimleri
  • Mantık
  • Matematik (Aritmetik, Geometri, optik, astronomi, Müzik, Ağırlık, Tedbir)
  • Doğa bilimleri (Tabiat, İlahiyat)
  • Siyaset (Siyaset,  Fıkıh, Kelam)
  • olarak sınıflandırmıştır.
Bu tasnif Orta Çağ üniversite geleneğini etkilemiş, bilgiye sistemli yaklaşımın önünü açmıştır. İlimlerin Sayımı kitabında; Aristoteles eserlerini tek tek sayar. Onu adeta temel metinler olarak vurgular. Bilim üzerine Aristoteles’in etkisini göstermesi bakımdan bu önemlidir. Yine Harfler Kitabının ismi birçoklarına göre Aristoteles’in Metafizik kitabından gelir. Zira Metafizikteki bölümlerin adı birer Yunan harfi ile gösterilir.

Farabi’nin eserleri Latinceye çevrilerek Orta Çağ Avrupa’sında okunmuş; özellikle İbn Sina ve İbn Rüşd üzerinden Batı skolastik düşüncesini dolaylı biçimde etkilemiştir. Onun Aristoteles yorumları, Thomas Aquinas gibi düşünürlerin felsefi arka planında izlenebilir. Özellikle mantık alanında teknik bir otorite olarak görülmüştü. Ancak özellikle Gazali gibi isimlerin de büyük tepkisine neden olmuştur.

Farabi, din ile toplumları kontrol edip zenginlik kazanmanın kötülüğünü; bu dünyanın önemsiz olduğunu vurgulayanların, insanları kullanmak istediklerini de anlatır. Bu özellikle birçok kitlenin tepkisini de çekmiştir. Gazali, genel olarak filozofları özellikle de Farabi ve İbn Sina’yı ağrı bir biçimde eleştirmiştir. Bu eleştiriye yıllar sonra İbn Rüşd yazdığı kitaplarla cevap verir. Bu tartışma da İslam felsefesinin ünlü tartışmalarından biridir.


Felsefe tarihinin diğer bölümleri için;

Yorumlar