Razi

      Felsefeye bir bakış

54. Bölüm: Razi

5 Ezeli İlke

İlk İslam Filozoflarından olan Razi (865-925), özellikle 5 Ezeli İlke teorisi ile dikkat çeken ve döneminde de oldukça eleştirilere sebep olan bilimadamı ve düşünürdür. Tabiattaki her çeşit oluşum, gelişim ve değişimi teorik düzeyde temellendirmeye çalışan ve tabiiyyun (natüralistler) olarak bilinen kadroda yer alır.

İslamFelsefesi döneminde yaşayan Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriya er-Râzî, Aristoteles’in baskın olduğu Meşşai gelenekten farklı olarak daha Platoncu bir çizgi de düşünceleri savunması bakımından önemlidir. İlk İslam Filozofu olarak kabul edilen Kindi ve onun çizgisini devam ettiren Farabi ve İbn Sina gibi isimler her ne kadar Aristo ile Eflatun arasında orta bir yol bulmayı amaçlasalar da, asıl olarak Aristoteles ve onun görüşlerinin izinden gitmişlerdir. Razi, Platon’la birlikte Demokritos ve Pythagoras gibi Sokrates öncesi birçok filozofa da zaman zaman atıfta bulunur. Atomcu ve doğa filozoflarından etkilenmiştir.

Batı Dünyasında Rhazes ismi ile bilinen Razi, aynı zamanda önemli bir hekimdi. İlk gençliğinde müzik ve edebiyatla ilgilendi, daha sonra tıbba ve felsefeye yöneldi. Bağdat’ta eğitim aldıktan sonra hem doğuda hem batıda ün kazandı. Rey ve Bağdat’ta hastane başhekimliği yaptı.

En ünlü eseri el-Havi (Liber Continens) Ortaçağ Avrupa'sında temel başvuru kaynağıydı. Bir tıp ansiklopedisi olan bu eser 1279’da Ferec b. Salim (Farragut) tarafından Latince ’ye çevrilmiştir. Ayrıca Gerard of Cremona tarafından da farklı eserleri çevrilmiştir. Razi, çiçek ve kızamık hastalıklarının ayrımını yapan ilk doktorlardan biridir. Tıpta gözlem ve deneyime büyük önem vermiştir. Hipokrat ve Calinus’tan (Galen) sonra tıp ilmine yaptığı önemli katkılardan dolayı ona “Araplar’ın Galeni” unvanı ona verilmiştir. Hayatını kuyumculukla kazanırken kimyaya merak duymuş ancak bu çalışmalarda gözleri zarar görmüştür. Alkoller üzerine çalışmaları, eczacılığın gelişimine katkı sağlamıştır.

Dönemindeki Tasavvuf ve Kelamcılara nazaran aklı ön plana almasıyla felsefe geleneğinde kabul edilir. Bununla birlikte dinin önemini de savunmuş ancak dini görüşleri sorgulamıştır. Özellikle Peygamberlik kurumuna ihtiyaç olmadığını belirtmesiyle dikkatleri çekmiştir. Bu görüşü nedeniyle hem yaşadığı dönemde hem de sonrasında büyük eleştirilere maruz kalmış ve belki de bu yüzden düşüncesi bir gelenek oluşturamamıştır.

Razi’nin en temel düşüncesi 5 ezeli ilke teorisidir. Ona göre varlık beş ezeli ilkenin etkileşimiyle ortaya çıkar. Bu ezeli ilkeler:

·       Tanrı

·       Ruh

·       Madde

·       Zaman

·       Mekân

Bu görüş, hem İslam felsefesi içinde özgündür hem de bazı Gnostisizm ve Yeni Platoncu unsurlar taşır. 

Razi, Tanrı’nın varlığını ve kudretini inkâr etmez. Ona göre Tanrı (el-Bârî, Hâlık) her şeyin başlatıcısıdır. Mutlak hikmet sahibidir ama zorunlu yaratıcı değildir. Diğer ezelî varlıklarla birlikte vardır; onların üstünde ama onlardan bağımsızdır.

İkinci ebedi ilke ise ruh ’tur. (en-Nefs) Maddeyle birleşmeden önce özgür, sınırsız ve mutlu bir varlıktır. Razi’ye göre tüm varoluşun amacı, ruhu tekrar eski saf ve özgür hâline döndürmektir.

Üçüncü ilke madde’dir. (el-Heyula) Ruh ile birleşerek evrendeki tüm fiziksel varlıklar oluşur. Ona göre yoktan ve hiçten yaratma fikri mantık dışıdır. İlk ve mutlak heyula atomlardan ibarettir. Son derece küçük olan bu parçacıkların birleşmesi sonucunda madde ve cisimler meydana gelmiştir. Atomların en yoğun olduğu katı cisimler karanlıktır; atom sayısı azalıp seyrekleştiği oranda saydamlaşma artarak su, hava, ateş ve en seyrek durumda da parlak gök küreleri (yıldızlar) oluşur. Cisimlerin ağırlık ve hafifliğini tayin eden yine birleşimdeki atomların sayısıdır. Razi, âlemin ömrü sona ererken söz konusu birleşimin atomlara dönmek üzere çözülüp dağılacağını savunan görüşüyle âlemin yaratıldığını kabul etmekle birlikte onun ebedî olduğunu belirten Eflatun’dan ayrılmıştır.

Dördüncü ilke mekan’dır. Razi’ye göre mekan mutlak ve izafi olmak üzere ikiye ayrılır. Mutlak mekan ezeli ve sonsuz bir ilke olduğundan cisimden tamamen bağımsızdır. Fiziki olarak gösterilemez ama akılla bilinir. Razi’nin benzetmesiyle küpün içindeki nesneler boşaltılsa da küp kavramı zihinden silinmez Razi, atomcular gibi somut maddeyi meydana getirmek üzere hareket edebilmeleri için boşluğun bulunmasını bir zorunluluk olarak görmektedir. İzafi mekan nesneler ile ilişkilidir. Nesne olmayınca mekandan da söz edilemez. İzafi mekan ezeli değildir. Burada kast edilen mekan bir nesnenin bir şeyin için de veya yanında olması gibi fiziki dünyada karşılaşılan mekan kavramıdır.

Beşinci ilke Zaman’dır. (Dehr). Razi, mekân gibi zamanı da mutlak ve izafi olmak üzere ikiye ayırır. Mutlak zaman ezelden beri var olandır. Olayların arka arkaya gelmesi, sürekliliği zaman sayesinde olur. Zamanın başlangıcı yoktur. Tanrı’nın yaratma anı, bu zaman içinde değil, onunla birlikte anlaşılmalıdır. Evren, gökyüzü olmasa bile bu zaman kavramı akılda hep vardır. Yıl, ay, hafta, gün, saat gibi günlük dilde kullanılan zaman birimleri izafi ve cüz’i zamana ait birer kavramdır.

Nasihate dayalı ahlâk geleneğinden farklı olarak felsefî bir ahlâk anlayışını temellendirirken filozofların üstadı ve en büyüğü diye nitelediği Platon ile  “insanlar arasında bana en büyük iyilikte bulunan, en çok yararı dokunan, sayesinde yolumu bulduğum ve izini takip ettiğim kişi” olarak söz ettiği Galen’den etkilenmiştir.

Razi’ye göre insanı hayvanlardan üstün kılan en önemli güç akıldır; varlığı akıl sayesinde tanır, bilim ve sanatı akılla yapar, Allah’ı da akılla buluruz. Şu halde davranışlarımız akla uygun olduğu ölçüde ahlâkî sayılır. Aklın işlevini yapmasına engel olan en büyük tehlike ise arzulardır. Aklın önündeki engelleri aşabilmek için Allah insana hayvanlarda bulunmayan ve irade denilen bir yetenek vermiştir. İnsan ancak hür iradesiyle yaptığı işlerden sorumludur ve davranışlarının iyi ya da kötü olarak nitelenmesi de irade ile ilgili bir husustur. Razi, aklın işlevini tam olarak yapmasına ve insanın mutluluğuna engel saydığı için hazcılığı şiddetle eleştirir.

 Razi’nin en tartışılan düşüncesi Peygamberlik kavramı hakkındaki düşüncelerdir.  Tanrı’ya inandığı halde peygamberliği kabul etmeyen Razi, Allah’ın verdiği akıl gücü ve adalet duygusu sayesinde insan, peygamberin ya da herhangi bir ruhanînin aracılığına gerek kalmadan kendi yolunu kendisi bulabileceğini belirtir. Akıl ile insan iyi ve kötüyü, doğru ve yanlışı ayırt edebilir. İnsanlar akıl ve diğer yetenekleri açısından eşit düzeyde yaratılmıştır, üstün niteliklerle donatılmış imtiyazlı birinin varlığı bu eşitliği bozar. Tanrının da akıl ve insana verdiği önem ile bu durumu bilmemesi olasılık dışıdır.

Râzî’nin mantık, metafizik ve fizikle ilgili eserleri günümüze ulaşmamıştır. Şii-İsmailli ve Zahiri kelamcıları ile bazı filozofların eserlerinde bulunmaktadır. Bu eserler onu desteklemek için değil eleştirmek için yazılan eserlerdir. Özellikle peygamberlik hakkında sözlerinin bu nedenle doğruluğu şüphe duyulmuştur. Günümüzde bu görüşleri savunduğu kabul edilse de felsefe tarihinde hep tartışma konusu olmuştur.

    Razi’nin dini konularda eleştirel bakışı bir felsefe geleneği yaratmasını engellemişse de ezeli ilkeler konusu sonraki yıllarda da üzerinde durulmuştur. Ancak hem doğu hem de batı toplumunda daha çok hekimliği ile anılmaya devam etmiştir. İslam Felsefesi bir yandan Gazali bir yandan Farabi-İbn Sina geleneği üzerinden ilerlemiştir.

Felsefe tarihinin diğer bölümleri için;

Felsefeye bir bakış-Giriş-


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...