Duns Scotus

Felsefeye bir bakış

45.Bölüm: Duns Scotus

Tanrı İradesi
 
    Skolastik Felsefenin önemli isimlerinden olan John Duns Scotus ortaçağın önemli din adamı ve filozoflarından biridir. Doctor Subtilis ünvanlı filozof, özellikle akıl karşısında iradeye verdiği önemle dikkat çeker.
 
    Önceki bölümlerde anlatıldığı gibi, Ortaçağın en önemli felsefe geleneklerinden olan Hristiyan Felsefesi iki bölümden oluşur. İlki daha alaylı diyebileceğimiz din adamı filozofların özellikle kilise babalarının oluşturduğu Patristik Felsefe, diğeri de artık kurumsal bir okul/kilise eğitiminden geçen din adamı filozofların oluşturduğu Skolastik Felsefe
 
    Skolastik felsefenin en üretken dönemlerinde yaşayan Duns Scotus (1266-1308) yine önemli bir din adamı/filozof olan Bonaventura gibi Fransisken Tarikatının bir üyesidir. Aziz Fransis tarafından kurulan ve tam bir yoksulluk savunucusu haline getirmek istediği bu tarikat, hızla yayılarak dönemin diğer tarikatı Dominiken Tarikatı ile birlikte hem kilise de hem de felsefede etkin oldu. Dominiken Tarikatı Thomas Aquinasın baskınlığı karşısında çok farklı fikirler üretemese de, Fransisken Tarikatı; Bonaventura, Roger Bacon, Duns Scotus ve Ockhamlı William gibi önemli din adamı / filozoflar yetiştirdi.



 
    İskoçyalı Duns Scotus, Oxford’da eğitim gördükten sonra Paris Üniversitesinde dersler vermiştir. Scotus, öncelikle o zaman kadar neredeyse iç içe geçmiş olan Teoloji ile Metafiziği ayırmakla işe başlar. Metafizik; varlığı, varlık olmak bakımından inceleyen felsefe alanıdır. Tanrıyı anlamak/araştırmak ise Teolojinin alanıdır. O bu ayrımı yaparken aslında Teolojiyi, rasyonel zeminin sınırlarından çıkararak özgürleştirmek istemiştir. Ancak uzun vadede bu dinle felsefeyi ayıran sürecin başlangıcı da olmuştur.
 
    Duns Scotus, Tanrının varlığının a posteriori bir delile dayanması gerektiğini düşünüyordu. Tanrının var olduğundan şüphe etmese de bunun kanıtlar yoluyla ortaya konmasını önemli buluyordu. Onun için doğuştan gelen a priori bir Tanrı kavramı yoktu. 
www.onurcoban.comYüzyıllar sonraki John Locke’ un Tabula Rasa düşüncesi gibi, insanlar bu dünyayı deneyim ve gözlemler yoluyla yani aposteriori bir şekilde algıladığına vurgu yapan Scotus’a göre, Tanrıyı da duyular yoluyla anlayabilmeliydik. İnsan akıl yoluyla Tanrı’yı düşünebilir ancak bu belirsizlikler içerir. Ona göre Tanrı, aynı Aristoteles’in Tanrı anlayışı gibi Ereksel bir neden, hareket etmeyen hareket ettirici gibi bir zorunluluktur. Ancak bu hareket etmeyen hareket ettirici dünyanın yaratıcısına değil, sadece ilk hareketin sebebini açıklar.
 
    Doğa incelendiğinde her şeyin bir ön nedeni olduğu gözükür. X’in nenedi Y’dir. Y’nin nedeni de Z’dir. Bu neden zinciri sürekli ilerlese de Duns Scotus’a göre sonsuza kadar gidemez. Bu nedenle bu zincirin en başındaki bir “ilk neden” zorunludur. Bu da ancak Tanrı olabilir. Bu Tanrı anlayışı Aquinolu Thomas ile benzerlik gösterir.
 
    Johannes ScottusEriugena, Anselmus gibi birçok Skolastik filozof yaratılan her şeyin Platon’un ideaları gibi bir örnekten türediğini, bu ideaların da Tanrının zihninde olduğunu düşünüyorlardı. Oysa Duns Scotus, bu idea düşüncesinin Tanrıyı sınırlamak olduğunu söyledi. Çünkü zorunlu idealardan yaratılan varlıkların meydana gelmesi, Tanrı’nın iradesini, isteğini yok saymak demekti. Bu da onun “yetkin olma” özelliğini yok ederdi. Bu konuda izinden gittiği Bonaventura’dan farklı düşünüyordu. Bonaventura, idealar konusuna daha önem vermekteydi.
 
    İradecilik denilen bu düşünceye göre; Tanrı evreni zorunluluktan değil kendi isteğiyle, iradesiyle yaratmıştır. Tanrı özgür iradesiyle varlıkları meydana getirmiştir. Bu nedenle bu evren olması gereken en iyi evren demek yanlıştır. Öyle bile olsa bu zorunlu olduğundan değil Tanrı öyle istediği için öyledir. Tanrı bambaşka bir şey isteseydi o evren ve
onurcoban o varlıklar gerçek olurdu. Yine yüzyıllar sonra Leibniz, bu dünyanın mümkün dünyalar arasında en iyisi olduğunu savunması ve karşısında Voltaire’in bunu eleştirmesi de önemli bir nottur.
 
    Bu düşünce ahlak alanında da önemlidir. İyi olan evrensel bir zorunluluk değil Tanrı onun iyi olmasını istediği için iyidir. Tanrı bambaşka bir ahlak yasası isteseydi o yasa geçerli olurdu. Bu nokta Duns Scotus, ahlakın genel geçer ve evrensel olmadığı için bir eleştiri yapmadığını da belirtelim. O, Tanrının iradesine mutlak inanmayı savunmaktadır. ona göre akıl önemli de olsa irade karşısında ancak ikinci plandadır.
 
    Duns Scotus, yaşadığı yüzyılda yükselen Aristoteles etkisine karşın Bonaventura gibi Platon ve Augustinus’un görüşlerini savunmaktaydı. Bu konuda Aquinolu Thomas ile zaman zaman karşıt görüşlerde yer aldılar.
 
    Bireyleşme İlkesi denilen düşünceye göre varlık ile öz aynı şeydi. Duns Scotus’a göre iki farklı varlık ne kadar benzese de, aynı tür olsa da, her zaman ayrı özlere sahipti. Oysa Aquinolu Thomas bu konuda ikili bir anlayışa sahipti. Aziz Thomas, maddi varlıkların aynı öze sahip olduğunu (uzaydaki konumu dışında); ruhun ise, metafizik bakımdan ayrı özlere sahip olduğunu savunuyordu. Duns Scotus’a göre, Varlığın tek anlamlığı olarak isimlendirilen düşüncede bu ikili yapı yoktu. Ayrıca Haecceitas kavramı yani Bu’luk kavramını ortaya atmıştır. Bir şeyi diğer türden ayıran yani bu yapan şey haecceitas tır. Bu konuda Gilles Deleuze de yüzyıllar sonra bu düşünceden pay alacaktır. Yine bu konu İslam Filozofları, İbni Sina ve İbn Rüşd tarafından da tartışılmıştır.
 
    Duns Scotus, İslam Felsefesinin önemli isimlerinden İbn Rüşd ve onun hızla yayına İbn Rüşdcülük akımına karşıdır. Avrupa’da Hristiyan düşünürler arasından hızla yayılan ve bir Müslüman filozofun düşünceleri kaynaklı olduğu için eleştirilen bu akımın, birçok taraftarı Scotus’un da çalıştığı Paris Üniversitesinde bulunuyordu. Ancak Katolik inancıyla çeliştiği gerekçesi ile bu akıma inanan filozof/din adamları cezalandırıldı.www.onurcoban.com
 
    Duns Scotus’un başka bir önemli görüşü Hz. İsa’nın annesi Meryem’in günahsız doğmuş olmasıdır. Hz Meryem’e Hristiyanlık özel bir önem verse de, Hz İsa’nın çarmıha gerilerek tüm insanlığı ilk günahtan kurtarması görüşü sorun yaratmaktadır. Buna göre bu olaydan önce doğan Meryem’in günahsız olup olmaması din adamlarınca tartışılmış AquinoluThomas, Meryem’in İsa sonrası günahtan kurtulduğunu Duns Scotus ise onun ilk günahtan muaf olduğunu savunmuştur. Bu düşünce Hz İsa’nın kurtarıcılığını sınırladığı için Scotus’a baskı yaratmıştır.
 
    Duns Scotus, yaşadığı yüzyılda Skolastik Filozoflar içesinde önem verilen ve takip edilen bir isim olsa da Rönesans ve Hümanizm döneminde geri plana atılmıştır. Özellikle Papa yanlısı düşünceleri nedeniyle ilerleyen yüzyıllardaki reformcuların tepkisini çekmiştir. Bu dönemde ortaya çıkan Dunce / Duns terimi “aptal” gibi olumsuz bir anlam taşıyarak günümüze kadar gelmesi ilginçtir. 1960’lardan sonra ise Scotus adeta yeniden hatırlandı. 1993 yılında ise Papa tarafından kutsandı.
 
    Düşünceleri felsefe tarihi boyunca önemli izler bırakmıştır. Ockhamlı William gibi önemli bir skolastiğe öncül olmuştur. Deneye verdiği önem doğrudan olmasa da yüzyıllar sonra ortaya çıkacak olan ve John Locke, David Hume gibi isimlerin oluşturduğu İngiliz Empirizm (Deneycilik) akımının da habercisidir. Duns Scotus ayrıca Amerikan Pragmatistlerinden Charles Sanders Peirce’e de birçok konuda öncü olmuştur.


Yazan: Onur Çoban

 Yazının diğer bölümleri için tıklayınızFelsefeye bir bakış-Giriş-


Onur Çoban


. Felsefe tarihinin diğer bölümleri için;

Felsefeye bir bakış-Giriş-


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...