Yunan Kilise Babaları

  Felsefeye bir bakış

32.Bölüm: Yunan Kilise Babaları

Yazan: Onur Çoban

Patristik Felsefenin Kuruluşu

 Ortaçağ Felsefesinin en belirgin akımlarından biri olan Hristiyan Felsefesinin ilk yıllarında etkin olan Yunan Kilise Babaları, hem dinsel hem de felsefi olarak önemli tarihsel birer figür olmuşlardır.
 
        Önceki bölümde anlatıldığı gibi Hristiyan Felsefesi genel olarak 2 ana bölüme ayrılır. İlki olan Patristik Felsefe daha çok Platon’un görüşlerini baz alan erken dönem Hristiyanlığı temsil eden, alaylı diyebileceğimiz din adamlarının baskın olduğu bir dönemken, Skolastik Felsefe, Aristoteles’i referans alan ve sistematik bir okul eğitiminden geçen filozof/din adamların baskın olduğu dönemdir.
 



    Patristik Felsefe daha çok Kilise Babaları olarak adlandırılan din adamı/filozoflarca yapılan MS. 2. Yüzyıl ile 8. Yüzyıl arasında etkin olan bir felsefedir. Stoacılığın etkisindeki Roma İmparatorluğu, özellikle yoksul kesimlerde hızla yayılan bu yeni dine karşı çok sert önlemler almıştır. İlginç bir biçimde çoğu felsefi düşünceye hoşgörü ile yaklaştığı bilinen Filozof imparator Marcus Aurelius bile Hristiyanların katledilmesini kabul etmiştir.
 
            Yaklaşık İ.S. 100.  yıldan itibaren Kilisenin liderleri olan kişiler bu durumu düzeltmek için çabalamıştır. Bu yeni dinin düşünsel kurucu liderliğini yapan bu kişilere Kilise Babaları adı verilmektedir. İlk dönemdekilere Yunanca yazdıkları için Yunan Kilise Babaları, sonrakilere de Latinkilise Babaları denmektedir.
 
            Kilise babaları başta İmparator Marcus Aurelius olmak üzere dönemin yöneticilerine bir nevi mektuplar yazarlar.  Bu eserlere Apoloji yani savunma, yazanlara da Apolojist ismi verilir. Apoloji yazan Kilise Babaları Hristiyanlığa karşı olan ön yargıyı yıkmak, bu yeni dinin yanlış olmadığını göstermek özellikle de Roma’nın gücüne gölge düşürme niyetlerinin olmadığını anlatma gayesi gütmüşlerdir. Hatta hatalı da olsa zaman zaman eski Roma İmparatorlarının bile Hristiyanlığı savunduğunuonurcoban bile ifade edenler çıkacaktır. Buradaki amaç katliam boyutuna gelen baskıları durdurmak ve bu kurtuluş dinini inananları korumaktır.
 
            Bu dönemde ortaya çıkan bir başka karşıt görüş Gnostisizm’dir. Hristiyanlık ile eski pagan inancının adeta bir sentezi olan bu inanışa çoğu kilise babası şiddetle karşı çıkmıştır. Gnostisizme karşı dinin doğrularını savunmak için bir dizi düşünsel faaliyetlere de girmişlerdir.
 
    Yine aynı şekilde gizemci bir ezoterik anlayış olan Occultism (Okültizm) anlayışına da karşı çıkılmıştır.
 
            Başlıca Yunan Kilise Babası, Justinus, Tatianus, Meliton ve Athenagoras’tır.
 
            Justinus (Iustinus, Şehit Justin ) ilk Yunanca yazan kilise babalarından biridir. İ.S 100-165 yılları arasında yaşamış olup yazdığı Savunmalarla dikkat çeker. Filistin doğumlu ve muhtemelen Roma kökenli olan Justinus, ilk önce Stoacı sonrasında da çok etkilendiği Platon’un felsefesini benimsedi. Ancak aradığını bulamayarak Hristiyanlığı kabul etti. İmparator ve senatoya savunmalar yazmıştır. Ancak Roma tarafından dinsizlik suçlamasıyla idam edildiğinden Şehit (Martyr) olarak kabul edilir. Özellikle İlk Apoloji (Premiere Apologie) eseri ile bilinir. Öğrencisi olan Tatianus’dan çok farklı görüşler taşır ve öğrencisine göre Kilisede saygın bir hatırası bulunur.
 


            Justinus, Platon’un idealar öğretisine ve Sokrates’in bilgeliğine oldukça önem verdi. Bunu Hristiyanlık ile bağdaştırmaya çalıştı. Özellikle Hz İsa öncesi yaşayan insanların durumu hakkındaki görüşleri önemlidir. İsa’dan önce yaşayanlar doğal olarak Hristiyan değillerdir. Peki o zaman onlar “kurtuluşu” nasıl sağlanacaktır? Ona göre İsa’nın düşünceleri akıl yoluyla kavranabilir. Bu akıl Logos’tur. Tanrısal akıl olan Logos ile Tanrıya ve onun isteklerine ulaşmak mümkündür. İsa’dan önce yaşayanlarda Logos aracılığıyla Tanrıya yönelmeleri mümkündür. Bunu başaranlar da kurtuluşa ulaşmıştır. Burada logos aracılığıyla düşünmenin ve sorgulamanın, kutsallığa yakın olduğunun vurgulanması önemlidir.
 
            Justinus, Platon’un görüşlerini Eski Ahitle uyumlu çok yanı olduğunu belirtmiştir. Daha önceleri yaşayan Yahudi Philon gibi buna vurgu yapar. Hatta Platon’un Mısır yolculuğunu belirterek bildiklerini Musa’nın öğretisini devam ettirenlerden aldığını belirtir.
 
            Ona göre; Filozofların akılla Tanrı sözlerini bulması her ne kadar mümkün olsa da yetersizidir. Tam bilgiye sahip olanlar İsa’dan aktarılan vahiy bilgisine sahip olanlardır. Ancak Eski Yunan filozoflarının önemli olduğu da bir gerçektir.
           
            Tatianus (Tatien, Tatian); aslen Justinus’un öğrencisi olmasına rağmen ondan oldukça farklı görüşler taşıması nedeniyle Kilise tarafından ret edilmiştir. Hem Roma hem de Ortadoğu’da geçirdiği süre boyunca hocasının inancının aksine Yunan Felsefesine önem vermemiş hem bu felsefe hem de Yunan Mitolojisine şiddetle karşı çıkmıştır. Yunan medeniyetinin üstünlüğü o dönemde genel kabul edilen bir görüştü. Oysa Tatian buna karşı çıkmış, bilim, felsefe ve sanat gibi konuları Yunanlıların bulmadığını bunu Hristiyanlardan aldıklarını varsaymıştır. Elbette tarihsel olarak bu sav doğru değildir. Ancak Hz İbrahim’den itibaren gelen bir kültürün Hristiyanlıkla aynı olduğu varsayımını da savunması olasıdır. Bu duruma göre Yahudilerden esinlenme söz konusudur.
 
            Tatianus’un görüşleri zamanla çoğu Kilise Babasının karşı olduğu Gnostisizme kaymıştır. O, evliliği, şarap içmeyi, et yemeği yasaklayan bir tarikat kurmuştur. Bu tarikata Encratites (Enkratitler, Perhizciler) adı verilir. Bu tarikata Hristiyan Kilisesi Heretik damgası vurmuştur. Perhizciler ayinlerde Şarap yerine süt gibi farklı sıvılar kullanmaktaydılar.
 
            Hocası gibi o da, Logos’a önem vermiştir. Ona göre Logos Tanrı tarafından ilk yaratılandır. Adeta bir meşale gibi çevresini aydınlatır ve bu aydınlatma ile Tanrı, düşünceyle bilinebilir. Onu Platon’un Demiurgosu ile özdeşleştirmiştir.
 
            Tatianus özellikle Süryani Kilisesi için önemli olmuştur. Onun uyum anlamına gelen Diatessaron adlı eseri dört incili bir araya getirme çabasıdır. Bu eser Süryanilerde uzun süre tek İncil olarak kullanılmıştır.
 
            Meliton (Sardisli Melito) Sardis doğumlu olup özellikle yazdığı Apolojilerle tanıdır. Günümüzde kısmen bulunan ve imparator Marcus Aurelius’a yazılan Savunmasında Roma ile Hristiyanlığın ortak bir geçmişi olduğu, ilk imparator Augustus’un bizzat bu dini benimsediği, bu sayede o dönem İmparatorluğun en parlak dönemi olduğunu yazar. Aynı metinde Marcus Aurelius’un da bu dini kabulonurcoban etmesi gerektiğini belirtir. Ancak bu varsayımları tarihsel olarak gerçek dışıdır. Yine de Meliton baskı gören Hristiyanların rahat etmesi için çabaladığı bir gerçektir. Bunun dışından Paskalya gibi dinsel konularda çeşitli araştırmalar yapmıştır.
 
            Athenagoras, yazdığı savunma ile Marcus Aureliusun baskısını azaltmaya çalışmıştır. Özellikle Hristiyanların dinsiz olduğu suçlamalarına karşı bu dinin öğretilerini göstermek istemiştir. Yunan felsefesini kabul etmese de ona uzak değildir. Platon’un bazı görüşlerinin Hristiyanlığa yakın olduğunu belirtir. Ayrıca Vahiy ’in önce geldiğini belirtse de aklında önemini yok saymamıştır.
 
           İlk dönem Yunan Kilise Babaları görülebileceği gibi daha çok Hristiyanlığın kuruluşu için çabalayan erken dönem din adamı/filozoflardır. 

Patristik Dönem; Latin Kilise Babalarıİskenderiye Okulu olarak da bilinen İskenderiyeli Clement (Klement) ve Origenes, tüm Hristiyan Felsefesinin en büyük isimlerinden biri olan Augustinus, dönemin önemli diğer isimleri Boethius, , Gramerci Yahya olarak bilinen Johannes Philoponus (Yahya En-Navyi) ve Sahte Dionisos gibi isimlerle devam etmiştir.
 
     İslam Felsefesi sonrası ise Skolastik Felsefe, ThomasAquinas, Ioannes Scotus Erigena, Anselmus, Abelardus, Bonaventura, Duns Scotus, Ockham’lı William, Roger Bacon, Albertus Magnus gibi isimlerle devam eder.
 
            Elbette tarihsel olarak sonra gelse de Hristiyanlığı etkileyen Yeni Platonculuk ve en önemli ismi Plotinus dönemin önemli akımıdır.

Yazının diğer bölümleri için tıklayınızFelsefeye bir bakış-Giriş-


Onur Çoban


. Felsefe tarihinin diğer bölümleri için;

Felsefeye bir bakış-Giriş-

.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...